|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geçen yazımızda, Kıbrıs'taki son gelişmelerle ilgili olarak bir Kıbrıs'lı bilim adamı, Dr. Niyazi Kızılyürek ile yaptığımız konuşmadan bahsetmiş, lafın sonunu bugüne bırakmıştık. Küçük bir güncel saplama yaptıktan sonra, konuşmadan ilginç noktaları aktarmaya devam edeceğim. Devlet Bahçeli, '100 milyon esir Türk'ün' yaşadığı Çin'de nihayet baklayı ağzından çıkarmış. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmemesinin şartlarını açıklamış!.. Bu vatansever lidere göre, tabiri yerindeyse, 'Balık kavağa çıkınca' Türkiye AB'ye tam üye olabilecekmiş!.. Çin'deki 'esir Türkler' için özgürlük ve insan hakları iste, yaşadığın ülkedeki insanların özgürlüklerinin sınırlarını genişletmesi, insanca yaşayabilecekleri uluslararası ilişkiler kurması için, 'balığın kavağa çıkması' şartını getir... Sonra da bu memleket için, bu insanlar için yapılabilecek bu en büyük kötülüğü, vatanseverlik, milliyetçilik diye sunmaya çalış... Askerler bile, Türkiye'nin AB'ye girmesinden yana olmadıkları halde, Öcalan'ın idam edilmesinin ülkenin esenliği adına yanlış bir karar olacağının farkındalar. MHP ve ölüm cezasını seçimlerde kullanmak isteyen diğer partiler, askerlerin bu yaklaşımına daha önce karşı çıkamadılar. Şimdi de çıkamazlar. Buna rağmen, bu meseleyi çirkin bir şekilde kullanıyorlar. Çünkü ellerinde halka sunacakları başka bir malzeme yok... Türkiye AB'ye girecekse ölüm cezasını koşulsuz kaldırmak zorunda... Türkiye aynı zamanda Kıbrıs meselesinde de çözüme kavuşturmak durumunda. Kıbrıs, 1954 yılından beri Birleşmiş Milletler'in gündeminde. Keşmir'le birlikte dünyanın en eski ihtilaf konularından biri... Niyazi Kızılyürek'e göre, 1922'de imzalanan Lozan Anlaşması Türk-Yunan savaşının bitimini belgeledi, Lozan'da biten bu savaş bir anlamda Kıbrıs'ta devam etti. Adada nüfusun yüzde 80'ini oluşturan Rumlar kendi geleceklerini Yunanistan'la birleşmeye bağladılar bunun için çabaladılar. Ada Türkleri ise, bu girişimi kendileri için bir tehdit olarak algılayarak karşı çıktılar. Daha sonra adada iki taraf da 'taksim'i savunmaya başladı. 1960 yılında taraflar NATO'nun insiyatifi ile anlaşarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurdular. Kızılyürek'e göre bu anlaşma bir soğuk savaş dönemi anlaşmasıdır. Anlaşmanın önemli tarafı, Türklerin siyasi taraf olarak bu cumhuriyette eşit şartlara sahip olmalarıdır. İki toplum siyasi eşitlik ilkesi içinde bu devletin kuruluşunda yer almıştır. Böylece dünyada ilk defa, üç devlet biraraya gelerek bir dördüncü devleti kurmuş oluyordu. Kuruluştan sonra bir yandan İngilizler, adada zaten var olan farklılıkları kışkırtırken iki toplumun liderleri de ayrılıkçılığı teşvik ederek taksim fikrini körüklemişlerdir. Kızılyürek bu yıllara ilişkin ilginç bir gelişmeyi de naklediyor: O yıllarda Türk hükümetleri bu cumhuriyetin devamından yanadır. Buna rağmen, Türkiye'nin atadığı ilk Kıbrıs elçisi Emin Dirvana, taksimi savunarak hükümetin politikasına karşı çıkan Denktaş'la ters düştüğü için geri çağırılmıştır. Derin devlet Denktaş'tan yana tavır koymuştur. Kısaca daha sonraki yılları değerlendiren Kızılyürek'e göre, 63- 64 yıllarında iki toplum arasındaki çatışmalarda Türklerin kaybı daha fazla oldu. Ama ne ENOSİS gerçekleşti ne Türkiye'nin müdahaleleri sorunun çözümünü sağladı. 1974'den önce Makarios, 1974'den, yani Türkiye'nin müdahalesinden sonra da Denktaş güç dengelerine bağlı olarak maksimalist politikalar uyguladılar. Ve zaman zaman bu politikalarını Türk ve Yunan hükümetlerine rağmen, kendi derin devletlerinden destek alarak uyguladılar. 1974'den sonra Türk tezi, 'iki bölgeli federasyon' üzerine kuruluydu. Daha sonra bu, 'konfederasyon' a dönüştü. Kızılyürek, Türk tarafının 74'den sonraki Kıbrıs politikasını şöyle özetliyor: "Sakla samanı, gelir zamanı" Denktaş, Demirel'in dış politikaya boş vermesi zonucu, o yıllarda büyük hareket serbestliğine sahip olarak Kıbrıs politikasında derin devletle birlikte istediği gibi söz sahibi olmuştu. Askeri avantajı hiçbir zaman elinden kaçırmak istemiyordu. O nedenle meseleyi oyalayabildiği kadar oyaladı. Türkiye'nin bile sözde tanıdığı, ama fiiliyatta bir vilayeti gibi gördüğü Kuzey Kıbrıs Turk Cumhuriyet'ini savundu durdu. Ama şimdi mesele, AB açısından da büyük önem taşıdığı, Kıbrıs'ın tam üyeliği AB'nin genişleme planlarıyla ilgili olduğu için, bütün uzatmalar bitmiş durumda. Nitekim masaya bile oturmaya yanaşmayan Denktaş, Türkiye'ye yapılan dış baskılar sonucu masaya ilk oturan taraf oldu ve 'tek bayrak' fikrini kabul ettiğini ilan etti. Ama sonra... Sonrası, yeniden Denktaş'ın klasik çıkmazına girildi. Denktaş tek bayrağa, yani tek eğemenliğe razıymış gibi yapıp iki ayrı eğemenlik istiyor. Böylece de, kendini güya güvenceye almak istiyor. Gerekirse tam bağımsızlığını ilan edebilmek için. Kızılyürek'e göre, 74 öncesinde Türkler nasıl ENOSİS'i kabul etmemişse Rumlar da adada iki tam eğemenliği kabul edemezler. Edemezlerse ne olur? Kıbrıs, adanın kuzeyi hariç AB'ye tam üye olur. Daha sonrasını konuşmak bile insanın moralini bozuyor... Kıbrıs Türk nüfusu büyük bir erozyona uğrar. Türkiye AB ve Türkiye Yunanistan ilişkileri bozulur. Türkiye'nin demokrasi çabaları bilinmez bir geleceğe ertelenir... Bahçeli, AB üyeliği için nasıl 'balığın kavağa çıkmasını' istiyorsa, Denktaş ve derin devlet de görüldüğü kadarıyla aynı şeyi istiyor. Ama 'balığın kavağa çıkmaya' niyeti yok ve Türkiye, sırtında bu aymaz lider takımı ile büyük bir kavşağa doğru hızla yol alıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |