T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AB'ye karşı çıkmak bazıları için geçim kapısı...

Zaten almayacaklardı da, hem biz geleneksel "ipe un serme" politikasını güttük, hem de her oturuşta "genişleme", "Avrupa Birliği'nin geleceği" diye atıp tutan muhataplarımız...

Zaten neydi ki AB İlerleme Raporu'nun tercümesi?

"Size bu dünyada yer yok..."

Bahaneleri, şimdilik, işkence suçları, "etnisite" problemi filan ama, bu sadece görünüşte...

Öyle ya, Türkiye'yi "insan hakları"ndan sigaya çeken iradenin, sadece işkence konusunda değil, YAŞ kararları ve "başörtüsü" meselesinde de aynı duyarlığı göstermesi gerekirdi ki, bu hiç bir zaman böyle olmamıştır, olmayacaktır...

Ben de Ertuğrul Özkök gibi düşünüyorum.

Her zaman "muarız" olacak değiliz ya...

Özkök'ün, Avrupa Birliği sürecini dinamitleyen yüzde 11'lik "kesim"le ilgili görüşlerine (hissiyatına) tamamen katılıyorum.

Demek ki, Avrupa Birliği'ne "tarafmış gibi" yapanlar, sadece işin muhabbetindeymiş.

"Lafzî batıcılık"la oligarşik düzenlerini iyi-kötü yürütüyorlardı ama, deniz bitti işte.

Daha doğrusu, takke düştü kel göründü.

Düne kadar, batılılaşmanın enikonu bir "üstyapı devrimi" olduğunu savunuyorlardı.

Şapka giymek, Mozart dinlemek, fast food tıkınmak "batılılaşmak" için yeter şarttı onlar için.

Ama bugün, batılı kadar üretememenin, batılı ölçüsünde düşünememenin bizatihi o (ithal ikameci) üstyapı devriminden kaynaklandığını gördüler.

AB Dönem Başkanı'nın, "Avrupa Birliği'nin geleceğinde böyle bir Türkiye'nin yeri yok" sözleri, "demokratikleşme" konusunda mütemadiyen yan çizen çevreleri rahatlatmış olmalı.

Bakmayın, "Bizim de onlara beş şartımız var" diye atıp tutmalarına...

AB'ye girmeye niyetleri yoktu.

Hiç olmadı.

Bu kesim, çünkü, bir bölüğü malum süreçte formüle edilmiş argümanlarla "genişleme"ye karşı çıkıyor; Kopenhag kriterlerinin ulusal çıkarlarımıza halel getirecek bir dizi "yaptırımı" içerdiğini ileri sürüyor.

Yanlış da değil...

Ama yanlış olan, "doğru"nun "yanlış" odaklarca seslendirilmesi.

Avrupa'ya bazı şartlarımız varmış; kimi idam edeceğimize, hangi kuruluşların terör örgütü sayılacağına, demokrasiyi hangi oranda tesis edeceğimize, hukuku nasıl uygulayacağımıza, ceza ve tevkif evlerimizi nasıl düzenleyeceğimize, işkence yapıp yapmayacağımıza biz karar verirmişiz. Bu şartlarımızı kabul ederlerse, hemen yarın başlayabilirmişiz üyelik müzakerelerine....

Şaka değil.

Aynen böyle.

Avrupa Birliği'ne "tarafmış gibi" yapanların korkusunu da anlıyoruz elbette.

Anlamaya çalışıyoruz.

Avrupa sadece büyük uygarlık, güçlü ekonomi, sanat merkezi, önemli teknoloji değil(di); aynı zamanda sömürgecilikti, dünya savaşlarıydı, çevre kirlenmesiydi, engizisyondu, haçlı seferleriydi, teknolojik üstünlük kullanarak yeryüzünü tutsak etmekti, falan filan...

Ama Avrupa Birliği'ne "tarafmış gibi" yapanların "ayak diremesi"nde bu "sakınca"ların (kuşkuların) hiçbiri yok.

Onlar, statükonun bozulmasından korkuyorlar.

Statüko, çünkü, "üretmeyen", "düşünmeyen", "dönüştürmeyen" ülkelerde her zaman "geçim kapısı"dır.

Kim ekmeğinden olmak ister?


30 Mayıs 2002
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED