|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hani hükûmet uyum içinde çalışıyordu? Türkiye açısından öncelikli ve en önemli bir meselede, Devlet Bahçeli'nin şu yaptığına bakınız! Avrupa Birliği'ni iç siyaset malzemesi olarak kullanan Mesut Yılmaz'a karşı, MHP lideri de, Apo üzerinden siyaset yapmaya devam ediyor. "Yolsuzluk ve yoksulluğa hayır"dı, en önemli sloganları. Aksine, MHP'nin iktidar olduğu dönemde, yolsuzluk yaygınlaştı, sefalet arttı. Hiçbir sözünü yerine getirmeyen Devlet Bahçeli, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin uzağına savuracak bir konuda, ısrarlı davranıyor. Diğer partiler Apo'nun idamına karşı çıkarken, MHP, şehit kanı edebiyatıyla bol keseden puan toplayabileceği hesabını yapıyor. Tansu Çiller, MHP rekabeti sebebiyle, idam konusunda hep çekimser davranmıştı. İlk defa açık konuştu: "Avrupa Birliği mi, Apo mu derseniz, cevabım AB olur." Bravo Çiller'e. MHP'nin küçük oyununa tutsak olmadı. Asker bile Apo konusunda yumuşadı. Terörist başının hiçbir zaman affedilmemesi kaydıyla, idam edilmemesi düşüncesini benimsiyorlar.
İdam tartışması
6 ay önce liderler zirvesinde kararlaştırılan bir konuyu Devlet Bahçeli, taze bir havadis gibi neden gündeme taşıyor? 6 ay önce, liderler zirvesinde, Bahçeli'nin Çin'den seslendirdiği görüşün aksi benimsenmemiş miydi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı beklenmeyecek miydi? Hem, eğer Apo'nun dosyası Meclis'e gönderilmediyse, bunun sorumlusu, kendisinin içinde bulunduğu hükûmet değil mi?
Öte yandan, MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici de haklı. Madem, Avrupa Birliği hususunda samimi bir arzu var, o takdirde, Meclis'teki diğer partiler, üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmeli. Kürtçe eğitim ve yayın, MHP desteği olmadan Meclis'ten geçebilir. Ama, idam konusunda zorluk var. Daha, kısa bir süre önce, bu Parlamento, terör suçlarında idamı muhafaza eden bir yasal düzenleme gerçekleştirmişti. Şimdi Anayasa'nın söz konusu maddesine rağmen, kanunla, idam cezasını kaldırmak mümkün mü? Belki yasaya "idam cezası infaz edilmez" hükmü konularak anayasal engel aşılabilir.
Uyumlu hükûmet(!)
Hükûmet, Türkiye açısından hayatî bir konuda dahi, uyum içinde çalışamıyor. Oysa Ecevit, her gün bir kaburga kemiği kırılmasına rağmen, "bu uyumu", "bu ahengi" bozmama adına, işbaşında kalıyor. Star'ın dünkü haberi, -eğer doğruysa- Ecevit derhal çekilmeli. Star, Ecevit'in niçin Salı sabahı tekrar hastaneye gittiğini açıklıyor ve Başbakan'ın iki kaburga kemiğinin daha kırıldığını ileri sürüyor. Ayrıca Ecevit'e iki saatte bir Leo Dopa ilacının verildiği de, Star'da yer alıyor. Leo Dopa isimli ilaç, Parkinson hastalığında kullanılıyor ve sinirler arasındaki irtibatı sağlıyor. Ecevit'in zaman zaman daha güçlü ve sağlam durması, herhalde iki saatte bir tatbik edilen bu ilaçtan kaynaklanıyor. Ama tıp litaratürüne göre, söz konusu ilacın yan tesirleri vahim olabilir. Ecevit'in, doktorlarının itiraf ettiği Miyasteni (kas erimesi) hastalığının yanı sıra, Parkinson olduğu da, kullandığı ilaçla ortaya çıktı. Bir Parkinson hastası, ülke yönetebilir mi? Basın toplantısında Ecevit'e yönelen soruların çoğu sağlıkla ilgiliydi. Zaten, hükûmetin icraatını özetleyen o metnin muhtevasını, ne basın toplantısındaki gazeteciler anladı, ne de Ecevit'in kendisi. 3 yıllık icraat, o üslûp içinde mi takdim edilir? Galiba hükûmetin diğer iki ortağı durumdan memnun değil ki, Ecevit'in yanında yer almadılar. DSP lideri yalnız kaldı. Ecevit'in sağlığı hakkında bizim bilmediklerimizi, Bahçeli ve Yılmaz biliyor olmalı.
Acil müdahale gerekir
Zaten bu yüzden herkes -gizli veya açık- erken seçime hazırlanıyor. Ecevit, Türkiye açısından istikrar değil, istikrarsızlık unsuru olduğunu anlarsa, ülkeyi ve partisini o da seçime hazırlayabilir. Böylece yumuşak bir geçiş sağlanır. Ama emekliliğe niyeti olmadığını açıkladığına göre, Türkiye tam bir kaos içinde seçimlere gidecek gibi duruyor. Kemik kırılması, kas erimesi, göz kapağı düşmesi, çift görme, damar iltihaplanması, Parkinson şeklindeki rahatsızlıklar sürerse, -ki bunlar iyileşebilecek hastalıklar değil- kısa sürede Ecevit devre dışı kalacak. O zaman hükûmeti kurma görevi Bahçeli'ye verilebilir. Bir an için, Bahçeli yönetiminde bir hükûmetin başa geldiğini düşünün! Avrupa Birliği'nin üzerine bir bardak soğuk su içmek gerekmez mi? Kısa vadede, süratle atılması gereken adımlar var. İdama bir çözüm bulunmalı; ana dilde eğitim ve yayın imkânı tanınmalı; Kıbrıs ihtilâfı sona erdirilmeli. Ecevit, henüz "iş görür" haldeyken vakit kaybetmeden bu hususlara eğilmeli. Hükûmetteki uyumsuzluk yüzünden Avrupa Birliği üyeliği fırsatını gene kaçırabiliriz.
Erken seçim
Gelecek günleri, Ecevit'in sağlığı penceresinden tahmin etmek gerekiyor. Muhtemelen bir kaç ay sonra, yeni bir hükûmet gündeme gelecektir. Böyle bir hükûmet, erken seçim kaydıyla oluşur. Seçim tarihi, hükûmet kurulurken belirlenir. DYP de hükûmette yer alır. Belki de, bütün partilerin katıldığı bir koalisyon formülü ile, seçimler iyice erkene çekilir. Beni en çok ürküten konu, Avrupa Birliği üyeliğinin bu kavgada iyice güme gitmesi. Cumhurbaşkanı'nın 7 Haziran'da toplayacağı liderler zirvesinde, akıl, parti menfaatlerinin ve küçük hesapların üstesinden gelebilecek mi acaba? Hükûmet üyeleri 2002 yılını toptan kaybettiler. Ulusal Program'ın hedeflerine ulaşmaya kilitleneceklerine, Af Yasası, RTÜK Yasası gibi konularla uğraştılar. İşte Şartla Salıverme Yasası Anayasa Mahkemesi tarafından iptâl edildi. Çünkü, kişilerin, çekmeleri gereken cezalarından 10 yıl indirim -af mahiyetini taşıdığı için- Cumhurbaşkanı belli bir nisabın aranmasının icap ettiğini veto gerekçesinde açıklamıştı. İktidar, nitelikli çoğunluk aramadan, Şartla Salıverme Kanunu'nu geçirdi. Bu defa, yasa, Anayasa Mahkemesi'nden döndü. RTÜK incelemesi de muhtemelen aynı şekilde sonuçlanacak.
Doğan'ın beyanatı
Aydın Doğan, Time dergisine verdiği beyanatta, yeni yasanın, medyaya şeffaflık getireceğini savunuyor. "Artık halk, hangi televizyonun sahibinin kim olduğunu anlayacak" diyor. Kamu ihalesine girebilecek kapasitedeki firmaların hepsinin medya ile ilişkili olduğunu belirten Aydın Doğan, bu yüzden kamu ihalesine sınır getiren RTÜK Yasası'nın uygulanamadığını iddia ediyor. Ama Doğan'ın en çarpıcı sözleri şöyle: "RTÜK Yasası, suç örgütlerinin, tarikat liderlerinin ve medyayı başka işlerde para kazanmak için kullananların önünü açtı." (Time dergisi-3 Haziran 2002-Beyanatın tümünün Türkçesi Haberx'te) Acaba sarfettiği sözlere inanıyor mu Aydın Doğan? Şu insanlar benliklerini aşıp, kendilerini, objektif ölçülerde değerlendirebilselerdi keşke! O takdirde Ecevit vazgeçilmez olmadığını anlar, Aydın Doğan da, yeni RTÜK Yasası'nın açık bir Anayasa ihlâli oluşturduğunu, herkesin bunun farkında olduğunu, vatandaşın da duruma tepki duyduğunu görürdü. Türkiye, hastalıklı başbakandan, medyadaki güç yoğunlaşmasından ve siyasetin son döneminin yıldızı Carleone ailesinden kurtulduğu zaman istikbale çok daha umutla bakabilecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |