|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Bülent Ecevit'in hastalığının seyri herkesi şaşırtıyor. Şaşırmayan galiba bir benim. Bunun da sebebi, Ecevit'in sağlık durumundaki gelişmeleri en az üç yıldır yakın tâkibe almam. Bugün, size, geçmişte yazdıklarımdan bir demet sunuyorum... İlk alıntılar 18 Mayıs 1999 tarihli Kulis'ten... Bir dostum anlattı: Bülent Ecevit'i başbakanlıkta ziyaret etmişler... Başbakanın bir an bulundukları yeri terk etmesi gerekmiş, biraz sonra yeniden misafirlerinin yanına dönmüş... Döndüğünde, sanki ilk karşılaşıyormuş gibi, misafirlerin tek tek elini sıkıp, herbirine, "Hoşgeldiniz" demiş... O kabulde bulunan dostum, "Ne yapacağımızı şaşırdık" dedi bana. Cumhurbaşkanı veya başbakan gibi sorumluluk koltuklarında oturan insanların sağlık durumlarında kötüleşmeyi saklamaları zordur. Özellikle, sabahtan akşama her hareketin izlendiği, sık sık kamera önüne çıkılmasını gerektiren günümüzde... Bülent Ecevit bunun çaresini bulmuşa benziyor: Bir kere öyle her fırsatta kamera karşısına geçmiyor, ancak kendine çok güvendiği ortamlarda televizyona çıkıyor. Görüştüğü gazeteciler de sınırlı. (..) Yeni okuduğum Lesley Stahl adlı Amerikalı televizyon gazetecisinin hayat hikâyesinde, Ronald Reagan ile ilgili bir sahne gözümün önünden gitmiyor (Stahl, Reporting Live, 257-58). On yıla yakın süre CBS televizyonu adına Beyaz Saray muhabirliği yapan Bn. Stahl yeni bir göreve atanmıştır. Adet, muhabirin, çalıştığı uzun yıllar boyunca dostluk kurduğu başkana son bir veda ziyaretinde bulunmasıdır. Görüşmeye önem verdiği için, Bn. Stahl, eşiyle küçük kızını da götürür Beyaz Saray'a. Başkanın yanına girerler. Basın müşaviri, herbirini tek tek tanıştırır başkana... Bundan sonrasını kitaptan okuyalım: "Reagan kim olduğumun farkında değil gibiydi. O sütlü gözleriyle bana uzak bir bakış fırlattı ve elimi öylesine sıktı. 'Aman Allah'ım, bizim başkan hapı yutmuş' diye düşündüm. Bu akşam Beyaz Saray'ın çimleri üzerinden, izleyicilerime, ABD başkanının eli ayağı titreyen bir uzay yolcusuna benzediğini söylemek zorunda kalacaktım. Olayın önemi yüreğimi sıkıştırmaya başladı. Beyaz Saray fotoğrafçısı fotoğraflarımızı çekerken böylesine hassas bir konuda yazacağım metni nasıl kotaracağımı düşünüyordum. Ama koyduğum teşhisten çok emindim." Sonraki dakikalarda da başkan misafirlerini tanımadığını belli eder tarzda davranır. Belleğini canlandırma girişimleri boşa gider, hiçbir tepki gelmez Reagan'dan... Lesley Stahl, "Ne kadar acı verici" diye düşünür; "Nasıl oldu da bu kadar çabuk kötüye gitti? Daha geçen hafta görmüştüm onu..." Reagan'ın kendine gelmesi ve yeniden hayatiyet belirtileri göstermesi için, artist geçmişiyle irtibat kurulabilecek bir konunun açılması gerekir. Televizyon muhabirinin romancı eşi aynı zamanda senaryo yazarıdır, Hollywood'ta çalışmıştır. "Hollywood" kelimesini duyunca canlanır Reagan... Şimdi de 15 Temmuz 1999 tarihli Kulis'e Göz atalım: Bir hafta boyunca soruyu yönelttiğim kişilerden aldığım en aklı başında cevap, "Ecevit, sağlık sebepleriyle, erken yatıyor, geç kalkıyor" oldu. Gerçekten de belli bir saatten sonra ortalarda görünmüyor başbakan, zorunlu değilse makamına epey geç geliyor. Mesâisi sekiz saati asla aşmıyor. Onunla işi olanlar, işlerini Siyam ikizi gibi yanından ayrılmayan Hüsamettin Özkan'la görüyorlar. Ünlü televizyon gazetecisi Lesley Stahl'un 'Reporting Live' (Canlı yayın) adlı anılarında okumuştum. Başkanlık döneminin ikinci yarısında Ronald Reagan da az çalışır, bol uyurmuş. Ayakta olduğu saatlerde de etrafında olup bitenlerden fazla haberdar görünmezmiş. Hangi konu üzerinde yoğunlaşmışsa sadece o konu; başka bir konu açıldığında ya ilgi göstermezmiş, ya da canının sıkıldığını belli edermiş... CBS televizyonu Beyaz Saray muhabiri Lesley Stahl (s. 172), ABD ile Rusya arasındaki en ciddi krizlerden biri olan Korean Air 007 uçağının düşürülmesi olayını anlatırken ilginç bir ayrıntı veriyor. Dönemin dışişleri bakanı George Shultz, Meclis başkanı Tip O'Neill'e "Ruslar Kore uçağını düşürdüler" haberini verirken "Başkanı uyandırmadım" demiş. Uyandığında haberi alan Reagan ilk elde olayın ciddiyetini kavrayamadığı için aldırmamış bile. Stahl sonradan parkinson-alzheimer karışımı bir hastalığa düçar olduğu anlaşılan ve şimdilerde eşinden başkasını tanıyamadığı için çiftliğinden dışarı çıkarılmayan Ronald Reagan'da hastalık belirtilerinin daha dünyanın en güçlü ülkesi adına kararlar verirken ortaya çıktığını anlatıyor. Son alıntı 26 Ağustos 1999 tarihli Kulis'ten: Böyle durumdaki birine düzenli yerine getirmesi gereken işler nasıl yaptırılır? Reagan için çareyi eski mesleğinin özelliğinde bulmuşlar; insan içine çıkması gerektiğinde nasıl davranacağı, tıpkı bir aktöre rolü öğretilir, konuşmaları ezberletilir gibi belletiliyormuş (299)... Bunun da bir mahzuru var tabii; sözgelimi Reagan'ın, Gorbaçov ile karşılaşmalarında, vaktiyle rol aldığı filmlerde yaşadıklarını, sanki kendi başından gerçekten geçmiş gibi anlattığı görülmüş (s. 245)... Gorbaçov işittiklerini hayra yormayıp "Ne oluyor?" diye sormaya başlayınca, Amerikalılar, hayal ile gerçek arasındaki çizginin başkanın zihninde tamamen silindiğini anlamışlar... Üç yıldır hasta bir başbakanla yönetiliyor ülkemiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |