T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İşgali kaldır, şiddeti durdur

Kudüs'te, İsrail işgalini protesto etmek için gösteriye hazırlanan 600 kadar uluslararası barış gönüllüsünden bir İtalyan kadının El Cezire televizyonuna söyledikleri her şeyi özetliyor. "Bu bir işgaldir. İşgali kaldırırsan şiddeti de durdurursun"

Filistin'in İsrail işgali altında olması gibi en çıplak gerçeği görmezlikten gelerek yapılacak her türlü çözüm önerisi gerçekçi olmadığı gibi ahlaki de değildir. İşgali ve işgal altındaki bir halkın yaşadıklarını görmezlikten gelen dünya, İsrail'in "güvenlik" mavalına inanmayı tercih ediyor. Uluslararası medya tröstleri kanalıyla yürüttüğü etkin propagandaya beyinlerini ve vicdanlarını teslim etmenin rahatlığını yaşıyor. İşin ahlaki boyutunu, namı diğer 'Beyrut Kasabı'nın timsah gözyaşlarına teslim edenlerin gerçekçi olmak adına, işgalin devamına ve devlet terörüne destek vermekten başka seçeneği kalmıyor.

Müslüman Filistinliler'e porno yayınıyla işkence yapacak kadar insanlık sınırını zorlayan bir devlet terörünün savunulabilirliği olabilir mi? Hiçbir işgal, hiçbir zulüm insanlık adına bu denli alçalmamıştı.

11 Eylül ikiyüzlülüğü

İsrail terörüne vize veren ABD yönetiminin en büyük gerekçesi terörle mücadele adına başlattığı kampanyanın, bu kadar açık biçimde olmasa bile, benzer mantık ve yöntemlerle yürütülüyor olmasıdır. Stratejik hedeflerini terörist katagorisine alarak güç kullanımıyla yok etmeyi kafaya koyan Bush yönetiminin ne etik ne de siyaseten İsrail'i durdurma gücü yok. Bu etik sorun bir dünya gücü olarak Amerikan stratejisinin meşruiyetini çoktan sorgulanır hale getirmiştir.

11 Eylül olaylarının başından beri, Amerikan kamuoyunda Filistin hareketi ile terör arasında ilişki kurma yönünde bilinçli bir kamuoyu yanıltma kampanyası yürüten Şaron, uyguladığı devlet terörüne aradığı desteği bulmakta gecikmedi.

Bu destek, uluslararası kamuoyuna, mağduru olduğuna inanmasını ve desteklemesini istediği terör karşısında, Amerikan stratejisinin, en azından inandırıcılık açısından daha fazla sürdürülebilir olmaktan çıkarmaktadır.

Bu noktada, en büyük çelişki başta Arap ülkeleri olmak üzere İslam dünyasında yaşanmaktadır. Bölge ülkelerinin hem terörle mücadele adına Amerikan argümanlarına destek vermeleri hem de Filistinliler'e sahip çıkmaları, İsrail'i durdurmaları mümkün değildir. Şaron'un işgal politikasına destek veren ve Arafat'ın bir tür tutsak hale getirilerek taviz vermeye, anlaşmaya 'ikna' edileceğini düşünen Bush'un argümanları Arap ülkelerinin iç dengelerini alt üst edebilir.

Terörle mücadele adına ABD'ye arka çıkmak zorunda bırakılan ama kendi iç dengeleri gereği Filistinliler'e destek vermek zorunda olan Arap liderlerin aynı anda iki çelişik tavrı sürdürmeleri mümkün değildir. Oysa, Arap ülkeleri en azından Filistin konusunda tutarlı bir tavır geliştirebilselerdi üzerlerindeki Amerikan baskısını da daha kolay atabilirlerdi. Filistinliler'i terörist, İsrail işgalini terörle mücadele kapsamında algılayan ABD patentli kampanyanın yanında durmakla Arap ve Müslüman kamuoyunun duyarlılığını aynı anda tatmin etmeleri mümkün değil.

Oysa Amerika'nın Arap ülkelerinin desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu açık. Böyle bir ortamda sadece medya propagandasını kullanarak işgalini haklılaştıran İsrail'le aynı ittifak içinde görünmek Araplar için uzun süre sürdürülebilir bir politika değildir. En azından Ortadoğu'daki iç dengeler böylesi bir çelişkinin uzun süre devam ettirilmesine izin vermeyecek hassasiyettedir. Pratik sonuçları bir yana ahlaki, insani ve İslami gerekçeleri Ortadoğu'nun İsrail işgali ve terör tanımlamalarını, yani başka bir ifadeyle ABD stratejisine verilen desteğin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Tüm dünyanın gözü önünde milyonlarca insanın doğup büyüdüğü yurdunu esir kampına çeviren Şaron'la, işgali başlattığı gün tank anlaşması imzalayan Ankara'nın ayıbı telefon diplomasisi ile kapatılamayacak büyüklüktedir. Türkiye'nın bu vahşete ortak olmasını tarih önünde haklılaştıracak hiçbir gerekçesi yoktur.

Mısır ve ABD'nin, Filistin dışına çıkartarak can güvenliğini sağlamaya yönelik teklifleri reddeden Arafat'ın direnişi şimdiden sembolleşmiştir. Beyrut Kasabı'na karşı toprağı, özgürlüğü, halkı için yeniden bir direnişin sembolü haline gelmiştir. İşgale karşı bağımsızlık savaşı vermekle övünen Türkiye işgalcilerle yan yana duramaz.

Ortadoğu'da çözüm İtalyan kadının söylediği kadar yalın aslında: İşgale son verirsen şiddete de son verirsin.


2 Nisan 2002
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED