|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Medya prizmasında kadın
Türkiye'de bir "olumlu kadın model" sorunu"mu var yoksa, "kadın modellerin sunuluşu" sorunu mu? Benim bu kitaptaki meselem, "olumlu kadın" ya da "olumsuz kadın" modellerin tanımını ve ayrımını yapmak değil, Türkiye'de çeşidi bol kadın bireyler önündeki alternatiflerin çok sınırlı tutulduğunun altını çizmek, bunu tartışmaya açmaktı. Ufuk kadınlar için de iyice açılmalı ve o geniş ufukta bütün bir çeşitliliğe yer olmalı. Kadının görünürlülüğü ve buna bağlı olarak popülerliği, medyanın prizmasından geçmesine bağlı. Medyada yer alan kadınlar ise, üçüncü sayfalardaki 'kader kurbanları' dışında sadece gösteri dünyasının kadınlarından oluşuyor. Medyanın, kadınlara yaklaşırken yaptığı bu seçmeyi neye bağlıyorsunuz? Kitap baştan aşağıya bu soru etrafında dönüyor. Bu soruya tek cevapla karşılık vermedim. Böylesi, çok karmaşık bir konuyu basitleştirmek olurdu. Buna karşılık yeni sorular ortaya atmaya, bir tartışmayı ateşlemeye çalıştım. Çevre, mahalle, eğitim, müfredat, medya, şarkılar, çok dipten gelen travmalar, yakın ve uzak tarihimiz. Hepsinin kadınlara baştan diktiği bir ruh fistanı söz konusu. O ruhsal fistan, bugün aralarında büyük farkılılıklar taşıyan kadın bireylere dar gelmiyor mu? Niye fertleri kalıpların içine sokalım? Niye bütün kadın fertler "görünür olmak" için illa şarkı söylemek, podyumda yürümek zorunda kalsın? Ben onlar olmasın demiyorum, ama soruyorum: niye sadece onlar? Hele ki bütün kadınlara biçilen tek tip ruh fistanı, tek tip bir doğa, çağın erkeklerini de başka kalıplar içine sıkıştırıyor. Böylece bu ülkedeki bireysel varoluşların karşısına baştan büyük engeller dikiliyor. Medyanın kadına bakışındaki egemen erkek tavırda, medyada çalışan kadınların hiç kusuru yok mu? Sonuçta bu sektörün yarısı kadın... Evet, yarısı kadın ama hangi katlarda çalışıyorlar, hangi sorumlulukları paylaşıyorlar, karar mekanizmasında ne kadar yer alıyorlar, hangi yaş dilimlerine kadar önleri açık? Neticede bir fabrikada da esas kalabalığı işçiler oluşturabilir, ama bu onları o fabrikanın patronu ya da ortağı kılmaz. Uzun bir sömürgeler tarihinde, geniş yerli kitlenin kaderini başka coğrafyalardan gelmiş bir avuç insanın şekillendirdiğini görürüz. Dolayısıyla çalışanların yarısının kadın olması, onları herhangi bir güçle donatmaya yetmeyebilir. Ben bu tabloyu baştan aşağıya değiştirecek, cinsiyet ayrımını ortadan kaldıracak konumdaki güç olarak, basındaki kadınları değil, toplumun ta kendisini görüyorum. Erkekleriyle, kadınlarıyla, toplumun bütününü. Örneğin bu kitabıma büyük bir destek aldım basındaki pekçok kadından. Siz onlardan birisiniz. Açıkçası Türkiye'yi daha ilerde görmek isteyen erkek meslektaşlardan da destek gördüm. Gene de burada baş aktör, toplumdur. Onlardan gelecek destektir. bir şeyleri kıpırdatabilecek olan. Basında "prestij mevkiler" için, cinsiyet ayrımcılığı yapıldığından bahsediyorsunuz.... Çok açık bir şeyi kastediyorum: mesela niçin televizyondaki ciddi konular, hep bir erkekler kahvehanesi ortamında tartışılıyor? Niçin o sabit tartışmacılar, o meşhur üçlü silahşörler arasında hiç gazeteci kadın yok? Türk basınında '80 sonrası oluşan o yeni söylemin bir uzantısı olarak bugün sabun köpüğü konuların yazarı birçok kadın var. Özel hayatlarından, kadın-erkek ilişkilerinden, aşktan bahsediyorlar ve özel bir okur kitlesini de memnun ediyorlar. Bu yeni yazı türü nasıl ve neden oluştu sizce? Gazeteci kadınlar giderek bu dar alana sıkıştırıldılar. Yetenekleri, çapları, donanımları ne olursa olsun. "Koşu dışı tutulanlarla birbirimizi çok iyi anlıyoruz" Özellikle dikkat çeken bir husus da şu: Kadınlara özel olarak çıkan birçok kadın dergisi var ve bu dergilerin kadına da, erkeğe de bakış açısı yine aynı hakim medya bakışı. Kadın, ülkenin siyasi-ekonomik-kültürel gündeminden, üretiminden soyutlanmış olarak, makyaj, giyim-kuşam ve 'erkek tavlama' dışında derdi kederi olmayan bir hal içinde gösteriliyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çok doğru bir saptama.. Dünyadaki birçok kadın dergisi, okuruna sadece makyaj ürünlerini, son modaları tanıtmakla yetinmiyor.. Hayatın her alanıyla, dünyanın her köşesiyle ilgili son derece ilginç yazılara, büyük röportajlara rastlanıyor o dergilerde.. Ama Türkiye'de bu yazılar doğru çöpe gidiyor; geriye sadece sizin söylediğiniz alanlarla ilgili tavsiyeler ve haberler kalıyor.. Kadının, çağına ayak uydurması bizde sadece dış görünümüyle ve bir ruh kalıbıyla sınırlıymış gibi. Bir de koşu dışı tutulanlar var biliyorsunuz. "İslamcı kadınlar"ı takip edebiliyor musunuz? Onların her tür olumsuz şarta rağmen "koşusunu" nasıl değerlendiriyorsunuz? İslamcı kadınlar derken, bir siyasal hareketi kastediyorsunuz, Türkiye'deki bütün siyasal hareketlerde olduğu gibi orada da siyaset belirleyicilerin gene bir erkekler kadrosu olduğunu gözlemliyorum. Bu durum oradaki kadınları ne derece rahatsız ediyor, ne kadar buna karşı çıkıyorlar, onu bilemem. Ama kastettiğiniz, mistik anlayışlarından ötürü türban takan, bununla birlikte ailede, toplumsal hayatta cins ayrımcılığına karşı duran Müslüman kadın fertler ise eğer, onların sorunları ve beklentileriyle benimkiler arasında bir çok kesişme noktası var. Yurttaş kadın çağdaşlığının sadece kılık kıyafetle değerlendirilmemesi, gerek yakın çevremizde, gerek meslek hayatımızda kılığımız, saçımız, başımız ne olursa olsun 24 saat sadece "dişi" olarak algılanmak istememek, erkek yurttaşlara olduğu gibi bizlere de "nötr" varoluş alanlarının teslim edilmesi, inişte ve çıkıştaki engellerin kalkması, bu ortak talepler bizi yakışlaştırıyor.. Aramızda hiçbir uçurum görmüyorum. Hayat biçimlerimiz farklı olsa da, hedeflerimiz aynı. Geniş ufuklu, daha eşitlikçi bir Türkiye istiyoruz. Onlar beni anlıyorlar, ben onları anlıyorum. Bunu kitabın, "Türbanlı kadınlar ve bizler" bölümünde de dile getirdim. Ama her kısa etekli, başı açık kadın Türkiye için aynı geleceği özlemediği gibi, bütün türbanlı kadınlar da aynı ruh kalıbından çıkmış değiller. Tersini düşünmek, gene çok karşı olduğum bir kategorileştirmeye düşmek olurdu. Türbanlılar arasında geleceğini kendi elleriyle çizmek isteyen, cins ayrımcılığına ve her tür ayrımcılığa karşı duran fertler olduğu gibi, erkek kadın modellerinin hiç kıpırdamamasını isteyen, kadını erkekten daha eksik bir yurttaş gibi gören, kadını tek ruha mahkum eden o aşk metinlerine, o söz ettiğiniz dergilere çok bayılan fertler de var.
|
|
|
|
|
|
|
|