T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Satılabilir hale gelen bir ülke ağlamaz, düşünür

Bazen, ülkenin içinde bulunduğu durumun ne kadar dramatik olduğunu unutuyor olmalıyız ki, görüntümüze ilişkin dışarıdan bir tesbit yapıldığında şaşırıyor ya da öfkeleniyoruz. Oysa, uğradığımız yenilgiyi görmemek, kavramamak mümkün değil. Mesela, kriz ile ilgili yayınlanan yüzlerce analiz ve tablonun üzerine önceki gün de Devlet İstatistik Enstitüsü, Türkiye'nin bir yılda, gayrı safi milli hasılasının 53 milyar dolarını kaybettiğini yani yüzde 9.4 küçüldüğünü açıkladı. Gerisi malum, maksimum düzeyde bir atıl kapasite, kişi başına bin dolara varan gelir kaybı ve her evde bir işsizin yaratıldığı kronik bir işsizlik manzarası. Böyle bir ülkede insanlar, gerçeği görmemek için başını kuma gömme şansına bile sahip değildir.

Zira, hepimizi kuşatan bir küresel iletişim ağı bulunuyor ve kafasını kuma gömenlerin bile buna bigane kalabilme ihtimalleri bulunmuyor.

Hâlâ kalanlar varsa da Amerikan Fox TV yayınlanan imedya.com tarafından haberleştirilen şu yorumdan sonra uyanmış olmalılar: "Araplar , Irak'a karşı operasyon yapmamıza izin vermeyebilirler. Ama bizim onlara ihtiyacımız yoktur. IMF, Türkiye'yi bizim için satın almıştır ve oradan istediğimiz herşeyi yaparız."

Türkiye'nin imajı, ekonomik görünürlülüğünü merak edenlerin arayışa girmelerine gerek, yok, işte böyle görünüyoruz.

Bu yorum, ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın iki ay kadar önce "IMF nasıl oluyor da kaynaklarının üçte birinden fazlasını Türkiye'ye transfer ediyor, şaşıyorum" sözlerini de tamamlamaktadır. Yılmaz'ınki aslında şaşkınlık falan değil, düpedüz Ankara'nın kuşatılmışlığını lisan-ı münasiple ahaliye haber vermekti ama, kimsenin herhangi bir gerçekle yüzleşecek cesareti bulunmadığı için bu sözler tartışılmadı bile. Ayrıca, söyleyenin Yılmaz yani, bir iktidar ortağı olması da bu sözlere itibar edilmesini güçleştirdi.

Ancak, yapmaktan kaçındığımız tartışmalar ABD'nin Afganistan'la başlayan bütün Orta Asya'yı dizayn ederek gelen ve şimdi de sınırımız olan Irak'a bir operasyon aşamasına kadar dayanan yayılmacılığına karşı Türkiye'nin etkisiz ve edilgen pozisyonunu değiştirmiyor.

Böyle olduğu içindir ki ABD Başkan Yardımcısı Cheney, hükümete saygı göstermek gibi diplomatik bir kuralı dahi hesaba katmaksızın, Genelkurmay Başkanı ile doğrudan görüşmüştür. Türk ordusunu, neredeyse Amerikan Silahlı Kuvvetleri'nin bir kolu haline getiren bu by-pass, önceki gün Fox TV'de yayınlanan yorumdan daha dehşetli bir şey olmasına rağmen, kamuoyu işi bir usül tartışmasına indirgeyip uğranılan hakareti görmezden geldi.

Ama, güneş her zaman balçıkla sıvanamamaktadır. Cheney'in Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinin de spekülatör George Soros'un "Türkiye'nin en iyi ihraç ürünü, ordusudur" sözünün de bir tesadüf olmadığı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Artık, "Türkiye satıldı" cümlesini gurur meselesi yapmak yerine kendi gerçeğimizle yüzleşmeliyiz

Ve şunu kabul etmeliyiz ki Türkiye zorla, cebren ya da hile satılmış değildir. Kendi kendisi kötü yönettiği için, kendi kaynaklarını kendi insanına çaldırdığı için, baskı uygulayarak içindeki yenilikçi ve değişimci unsurlara iktidar yolunu kapattığı için satın alınacak hale gelmiştir.

Merkezdeki yapı Türkiye'yi, geleneksel iktidarlar dışındaki bütün alternatiflere kapattığı için ülke, uluslararası pazarlarda satılmaya elverişli bir meta haline gelmiştir. Ülkedeki demokrasi talebi bir isyan gibi algılanıp bunun üzerine; medya, hukuk, para, bürokrasi ve nihayet devletin elindeki bütün materyallerle gidildi ve bu çatışma Türkiye'yi iktidarsız ve muhalefetsiz bıraktı. Bu tek taraflı çatışmanın adı 28 Şubat'tır ve Türkiye'nin dış politika tercihlerinin ve ekonomi yönetimin tamamen ABD'ye ciro edilmesin temelinde bu tarih yatmaktır.

Ufuksuz, vizyonsuz, korkak ve beceriksiz bu irade şimdi; Türkiye'deki demokratik unsurlarla paylaşmaktan çekindiği iktidarın denetimini de kaybetmiştir. Sözümona millilik ve bağımsızlık adına yapılan bir darbe, Türkiye'ye tarihin en gayrımilli ve en bağımlı sürecine sokmuştur.

Toplum, kendisine istikrar adına dayatılan iktidar modeli ile aynı anda iflas etti. Ve bu iflas herkese, bir sabah yüzde 50 fakirleşmiş olarak uyanmaya maloldu.

Eğer bu ülkenin insanları, birgün kendilerinde gerçek bir özeleştiri cesareti bulabilirlerse, "aramızda kimler, ülkeyi satılabilir hale getirmiştir?" sorusunu ihmal etmemelidirler.

Bu sorunun cevabı alınmadan atılacak adımlar Türkiye'yi ancak, bugün figüranı olduğu maceradan yine figüranlık yapacağı başka bir maceraya taşır.

Fox TV'nin dediğini Türkiye ile masaya oturan, bu ülkenin yetkilileriyle muhatap olan herkes biliyor. Bu yüzden, "milli onur"un peşinden ağlaşmanın bir yararı kalmamıştır. Sorunlarımızın çözümü için artık, "milli cesaret" göstermekten başka seçenek bulunmuyor.


2 Nisan 2002
Salı
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED