|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türk ekonomisi savaş yıllarından bu yana, ilk defa, bu ölçüde küçüldü: Günümüzdeki rekoru kıran seneler 'harp' yılları, ya da iki savaş arasında kalan yıllar: Küçülme 1927'de % -12.8, 1932'de % -10.7, 1941'de % -10.3 ve 1945'te % -15.3 oldu. 1945'ten bu yana, savaşın olumsuz etkileri aşıldıktan sonra, Türkiye böyle bir fecaat yaşamadı.
İrtica savaşı
Milli gelirimizin 201 milyar dolardan 148 milyar dolara düşmesinde, fert başına isabet eden gelirin de 3 bin 95 dolardan 2 bin 160 dolara gerilemesinde (-935 $) sakın İRTİCAYA KARŞI YÜRÜTÜLEN MEYDAN MUHAREBESİNİN bir katkısı olmasın! Ekonomi ile siyasetin, demokrasi ile zenginliğin irtibatını bilenler için, söylediklerimiz bir lâtife değil. Türk ekonomisinin dolar olarak büyüklüğü, dörtte bir oranında azaldı. Bireyler ise, 2001 yılında 935'er dolar fakirleştiler. Ama mevcut iktidar, bütün sorumluluğu maziye yıkarak, devralınan bir enkazdan söz ederek, kendisini reform hükümeti olarak takdim etmeye devam ediyor. Öte yandan, en büyük reform gibi sunulan bağımsız kurullardan Ecevit şikâyetçi. Demek reform hükûmetinin başı reformlara karşı!!!
1997'de Refahyol yıkıldıktan sonra, yolsuzluk ve iç borçlanma çığırından çıktı. Bugün istenildiği kadar, yolsuzluk çamuru eski FP'li/RP'li belediyelere bulaştırılmaya çalışılsın, kamuoyu nezdinde iddialar pek kabul görmüyor. Bu iddialara, zaten inanmak isteyenler inanıyor. (İstanbul Belediyesi'nin ipini çektiler. Bir müfettiş raporuyla 16 bürokratın işine son verildiği nerede görülmüş? Birkaç güne kadar Ali Müfit Gürtuna'nın da Belediye Başkanlığı'ndan alınacağı söyleniyor). Sade vatandaşa göre, yolsuzlukların merkezi İstanbul Belediyesi değil. Meclis, özellikle Enerji Bakanlığı ve Bayındırlık Bakanlığı. Ve de Başbakan'ın yakın çevresindeki bazı odaklar; kimi siyasetçi yakını... Ama, dosyaların üzeri bir bir örtüldü. Sorumlu bakanların yargılanmasına Meclis gerek görmedi. Mesut Yılmaz da aynı yöntemle aklandı.
Nash dengesi
Türkiye'de bir kısır döngüden veyahut moda tabirle, Nash dengesinden söz edebiliriz. Ünlü matematikçi Nash'ın oyun teorisinde, taraflar, diğer iştirakçilerin de davranışlarını gözeterek hareket ediyorlar; belirli bir uzlaşma zemininde denge kuruluyor. Bu durum herkes için en iyisi değil. Ama farklı ve daha kötü ihtimallere göre iyi. Nitekim, Nash'ın hayatını konu alan "Akıl Oyunları" isimli filmde, ünlü matematikçi yaşadığı bir olayın tesiriyle, oyun teorisini oluşturuyor. Arkadaşlarıyla oturduğu bara, 4-5 kız geliyor. Aralarından biri çok güzel, diğerleri vasat. Eğer hepsi en güzeline hücum etse, hiçbiri amacına ulaşamayacak. Ama farklı kızlarla ilişki kursalar, daha düşük bir tatmin düzeyi sağlansa bile, herkesi kısmen memnun edecek bir dengeye varılacak. Filmde Nash bu muhakemeyi yapıyor, sonra oyun teorisini matematik denklem içine oturtup hocasına sunuyor. Türkiye'de kurulan "Nash dengesi" kısıtlı demokrasi yüzünden bazı faktörler ve aktörler peşinen diskalifiye edildiği için, sınırlı sayıda iradeye dayanıyor ve herkesi kısmen tatmin eden bir "orta yol" yerine, her an alt üst olabilecek bir dayatmayı temsil ediyor. Oyun Teorisi'nin aktörleri, asker, iktidar partileri, büyük medya, zengin işadamları, statükonun savunucusu bazı sivil toplum kuruluşları. Milleti dışlayan bir dengeyi nereye kadar götürebilirsiniz?
Sandıklar patlayacak
İşte bu sebepten dolayı, Karadeniz'de ziyaret ettiği illerde meydanı dolduran kalabalıklara seslenirken Tayyip Erdoğan, "Sandıkların patlayacağını" söylüyor. Yılmaz Hükûmeti (1998) döneminde; ekonomi sadece % 3.9 oranında büyüdü. Sonra sıra Ecevit Hükûmeti'ne geldi: % -6.1. (Küçülmenin sebebini deprem olarak gösterdiler) 1999 yılının küçülmesini bir sonraki yıl, % 6'lık bir büyüme takip etti. O günkü gazeteleri açıp okursanız nasıl da ekonomik programa övgüler diziliyordu. Madem Ecevit ağır bir enkaz devralmıştı, insan bunun farkına iki yıl sonra mı varır? İnsaf! Kasım 2000'deki âni kriz bile gözlerini açmadı da, ancak Şubat 2001'de mi, geçmiş hükümetlerden nasıl kötü bir miras devraldıklarını anladılar. 3 yıl içinde herşeyi daha da olumsuz bir noktaya sürükledikten sonra, enkazdan söz etmek olur mu? Enflasyon, Ecevit Hükümeti'nin uyguladığı ekonomik program sonucunda Ocak 2001'de, 14 yıldır ilk defa % 30'un altına inmişti. Kamu kesimi borçlanma gereği düşüyor; faizler iniyor, borçlanma vadeleri uzuyordu. Hiç enkaz devralınsaydı, 2000 yılında o herkese ümit veren düzelme meydana gelir miydi? Ekonomiyi idare edemeyip karaya oturttular; buna rağmen medya desteği ile suçu başka hükûmetlerin üzerine atıp ve "alternatif yok" havasını basıp ayakta kalmağa çalışıyorlar. Oysa mecâl yok! Daha geçen gün Ecevit gene Akut ile Atatürk'ü karıştırdı. Basında bundan söz eden oldu mu?
Derviş'e pompa!
Şimdi de Derviş'in programını pompalıyorlar. Oysa ekonomide büyük çöküntü yaşanıyor. Bir yandan doların istikrarsızlığı, bir yandan kurun aşağı düzeylerde seyretmesi ihracatı baltalıyor. IMF'den gelen paralar reel sektöre halâ intikal etmedi. (Bankacılar BDDK'nun temsilcisini yönetim kurullarında görmeyi arzu etmedikleri için, sermaye talep etmiyorlar. Ama bu durumda sermaye yeterlik rasyoları kabul edilebilir düzeyin altında kalıyor). Ekonomi 2001 yılının son çeyreğinde beklenilenin de altında küçüldü (son üç ay için verilen en kötümser rakam -9 veya -10 iken küçülme -12.3'e ulaştı. Krizin en yoğun yaşandığı, ikinci üç ayın bile üzerine çıktı). "Türkiye'de yatırım yapılamaz" iradesinin pekiştiği, sabit sermaye yatırımlarının % 35 oranında gerilemesinden belli. Hükümet iç çekişme yüzünden halâ, BDDK'nun Başkan Yardımcısını atayamadı. Çünkü BDDK kanalıyla rant paylaşımı devam edecek. Kimse ipin ucunu bırakmak istemiyor..
Seçim
2002'nin sonbaharında seçim olabileceğinden söz ediliyor. Ama iktidardaki üç partinin toplamı % 15 ederken seçime nasıl gidilecek? Bir yıl sonra düze çıkılacağından emin olsalar bekleyecekler, fakat böyle bir umut da yok. Kemal Derviş'i başarılı göstermeğe bu yüzden gayret ediyorlar. Tayyip Erdoğan'a bir alternatif oluşturacaklar: İsmail Cem, Kemal Derviş, biraz ondan, biraz şundan... Acaba bu gayretler, medyanın da desteği ile sonuç verir mi? Verirse gene zoraki bir denge kurulmuş olacak. Gene göbeğinden iktidara bağımlı bir medya. Gene uçurulan başarı balonları... Gene takib edilmeyen yolsuzluk iddiaları... Ve inim inim inleyen bir halk.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |