T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Şeriat haberleri" (2)

Bu başlık altında çıkan bir yazıya cevap veriyorduk: "Başka bir haber: "Dubai Temyiz Mahkemesi, kocaların, kemiklerini kırıp vücut biçimlerini bozmama koşuluyla karılarını dövebileceklerine," karar vermiş. O kadar sağlam kemikli kadını nerede bulacağımızı belirtmemiş."

Fıkıh kitaplarında kadınların dövülmesi halinde bunun, vücutta iz bırakmayacak ölçüde olması kaydı konmuştur. Bu kayıt da –aslında kadınların, ne sebeple olursa olsun dövülmesini hoş görmeyen– Peygamberimiz'in, veda hutbesinde "Eve erkek alarak aile namusuna leke getirmesinden korktuğunuz kadınları döverseniz, vücutlarında iz bırakacak şekilde dövmeyin" diye anlayabileceğimiz bir sözüne dayandırılmıştır. Bir tarafta her fırsatta kadınları dövmeye alışmış bir topluluk, diğer tarafta bunu hafifleterek ortadan kaldırmaya çalışan bir Peygamber. Fıkıhçıların kendi çağları ve şartları içinde ortaya koydukları yorumları ve uygulamaları bu çağa taşıyan kim olursa olsun hata yapar ve İslam'a söz getirir. Bu da onun örneklerinden biridir.

"Nijerya'da tecavüze uğrayıp hamile kaldığı için şeriat mahkemesi tarafından idama mahkûm edilen kadın hakkındaki hükmü, federal temyiz mahkemesi bozmuş. Ama şeriatı uygulayan eyaletlerden başka birinde, aynı nedenle, başka bir kadın taşlanarak ölüme mahkûm edilmiş. Adamlar ille de birilerini taşlayacaklar yani. Alışmışlar bir kere."

Şeriat bir yorumdur ve İslam'ın tek yorumu yoktur. Nitekim verilen iki örnek de şeriata dayanmaktadır ama biri diğerinden farklıdır. Kur'an'dan ve Sünnet'ten, tecavüze uğramış bir kadının –bırakın taşlanmasını– herhangi bir cezaya uğratılmasını çıkarmak, meşrulaştırmak mümkün değildir. Hangisi olursa olsun bir Müslüman toplumu "kadın taşlamaya alışmış, bundan zevk alan canavarlar" şeklinde anlamak ve anlatmak şartlanmışlık eseri olmalıdır.

"Afganistan'da şeriatçı yönetimin çocuklara getirdiği uçurtma uçurma yasağı kalkmış. Taliban yönetimi, kadınların tek başına sokağa çıkmasını, çalışmasını, yüzünü ve topuklarını göstermesini, erkeklerin sakal tıraşı olmasını, yüksek topuklu ayakkabıları, televizyonu, radyoyu, ötücü kuşları.. yasaklamıştı bildiğiniz gibi."

Bu sayılanlar evrensel şeriat kuralları değil, Afganistan'ın sosyal, kültürel, siyasi ve konjonktürel şartlarında üretilmiş veya eskiden devralınmış olup bir şekilde İslam'a dayandırılmış/yamanmış tedbirlerdir. Başka şeriat uygulayan ülkelerde böyle yasakların bulunmaması bizim değerlendirmemizin fiilî delilidir. Kitabî delil ise böyle yasakların bağlayıcı din kaynaklarında bulunmamasıdır.

Bizim ulema da fetva vermeye devam ediyor. Dünkü gazetelerde kadınların dans etme özgürlüğü tartışılmaya devam etti. Prof. Zekeriya Beyaz, "Vücut açıksa dans günahtır", dedi. Prof. Saim Yeprem ekledi: "Sanat, Allah'ın kuralını aşamaz!" Ne garip, yıllar önce totaliter sistemler sanata aynı sınırı koyardı: "Faşist sanat, ulusal üstünlüğümüzü yansıtmalıdır!", "Komünist sanat, sınıf mücadelesini yansıtmalı ve toplumsal gerçekçilik sınırları içinde kalmalıdır!" Şimdi de benzer bir formül: "İslami sanat, Allah'ın kurallarına uymalıdır!" Kurallara uymayanlar, taşlanan kadınlar gibi ezilir gider. Kurallara uyulup uyulmadığını nasıl bileceğiz dersiniz; durmadan fetva veren kurullarımız ve ulemamız lûtfedip biz günahkârları uyaracaktır elbet.

Faşizmin ve komünizmin sanat anlayışları sistemleriyle tutarlılık arzediyor. Bütünüyle sistemi reddedenler sanat anlayışlarına da karşı çıkabilirler. İslam'ın sanat, güzellik, çirkinlik ve müstehcenlik anlayışı da kendi içinde tutarlıdır, bütünün uygun bir parçasıdır. Kimseyi zorla Müslüman eden yoktur, inanmayanlara beğendireceğiz diye İslam'ı eğip bükmeye de kimsenin hakkı olamaz. İslam'a göre vücudun açıklığı ve dansın hükmüne geçen yazımızda temas etmiştik. İslam'a neyin uyduğu ve neyin uymadığının bilgisini herkes çalışarak kaynaklardan edinebilir. Buna imkan bulamayanlar bilenlere sorarlar; bilenler de kendilerine durmadan sorulduğu için "durmadan fetva verir", dinin kurallarını açıklarlar. Bunda yadırganacak ne vardır!

"İkide bir sorarız: "Müslüman ülkeler neden geridir", diye. Belki bunun bir yanıtı ortaya çıkan şu tabloda yatıyor: Enerjimizin büyük kısmını birbirimize koyduğumuz yasaklarla tüketiyoruz, ülke kalkınması için çalışacak takatimiz kalmıyor!"

Müslümanlar başkalarını bağlayan yasaklar koyma durumunda değildir. Müslümanlar'ın hayat tarzlarını zorla değiştirmek isteyen ve bunun için onları hak ve özgürlüklerinden mahrum edenler jokaben/radikal laiklerdir. Türkiye'de seksen yıldır şeriat uygulanmıyor ve İslam'ın yasakları insanlara dayatılmıyor. Bugün hâlâ en geri Avrupa ülkesinden fersah fersah geri isek, yüksek ve daha yüksek öğrenim görmüş, yüksek makamlara gelmiş modern insanlar milletin parasını hortumluyor, yolsuzluk bir türlü engellenemiyorsa bunun sorumlusu şeriat ve onun yasakları değil, camiden çıkmış, kiliseye de girememiş; kendinden çıkmış başkası da olamamış yeni yetmelerdir.

"Şeriat haberleri" (1)


12 Nisan 2002
Cuma
 
HAYRETTİN KARAMAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED