T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Özal'ı anarken

Turgut Özal'ı ölüm yıldönümünde anarken, O'nu ilk kez ne zaman ve nerede tanımış olduğumu düşünmeğe başladım. 1982 yılında Sidney'den dönmüştüm, vatandan bir yıl ayrı kaldığımdan siyasi gelişmeleri pek bilemiyordum.

Turgut Özal, Edirne Sarayiçi'nde Kırkpınar Ağası Ali Ayağ'ın yanında oturuyor, bir yandan da milletvekilliğine ANAP'tan aday gösterilecek bazı kişileri seçmeğe çalışıyordu. Buarada kadim arkadaşım, Başpehlivan Zülküf Karabulut'a teklifte bulunduğunda, şakacı arkadaşım: "Okumam-yazmam yok!" diye cevap verip, beni öne sürdüğünde rahmetli Özal, teklifinin ciddi olduğunu belirtmek için, "Çizgi de mi çizemezsin?" diye sormuştu. 1960 İhtilali, milletvekillerinin Yassıada'ya sevkleri, biraz da sporun ağır basması yüzünden siyasetten hep uzak kalıp, milletvekilliğini hiç hedeflemediğimden o gün ben de olumsuz yanıt vermiştim.

Sonra Turgut Özal'la Zülküf Karabulut, bir yığın siyasi şahsiyet yurt gezisine çıktılar. Zülküf, akşamları gazeteye bulunduğu il ya da ilçeden telefon açar: "Arı'dan başkasını göremiyorum" dediğimde arkadaşlar "Ne arısı? Eşek arısı mı?" diye O'nunla dalga geçerlerdi. Sonunda Zülküf haklı çıktı, ANAP iktidar oldu.

Tercüman Gazetesi Genel Müdürü iken (1993) Özal'ın özel uçağıyla birlikte Balkanlar'a uzandık. Birgün uçakta şunları söylemişti: "Beyler, beyler, gazeteci diye kime denir?" Kendi sorusunu yine kendi cevaplandırmıştı: "Ben, gazeteci diye Ali Gümüş Beye derim. Neden? Gazeteci eser vermeli, eser! Öyle değil mi Musa?" O zaman Özal'ın Koruma Müdürlüğü'nü yapan Musa Öztürk, beni yakından tanırdı ve belki de bu yüzden torpil geçerek "Evet efendim!" demişti. Turgut Özal'a bir kitap vermiştim, O da beni yükseltmişti.

Aradan zaman geçti, bir tarihte Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i ziyarete gidecektim. Madem ki kitap bu derecede değerliydi, O'na da hediye etmeliydim. Evde aradım, taradım, birtek "Kırkpınar" kitabını buldum. Bir gün bana "Kırkpınar'la ilgili eser yazmışsın, göster" deseler öylece kala kalacaktım, çünki, bir ikincisi yoktu. Yine de dayanamadım, cafcaflı bir imza kondurduktan sonra Çankaya'ya vardığımda Baba'ya takdim ettim. Kitaba şöyle bir baktı, masanın üstüne koyup başka şeylerden söz etti. O anı hiç unutamam.

Rahmetli Özal, Kırkpınar'a sürekli gelir, her sporun takipcisi olurdu. Naim Süleymanoğlu'nu O'na ilk kez ben söylemiştim. Yılmadı, Naim'i Türkiyemize kazandırdı. Turgut Özal'ı ölüm yıldönümünde bir kere daha hasretle anarken bu notları da aktarmak istedim.

Rahat uyusun.


19 Nisan 2002
Cuma
 
ALİ GÜMÜŞ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED