|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Size fantezi gibi gelecek ama şöyle bir ihtimal çok da anlamsız gözükmüyor: -Seçimlerde barajı bir tek Tayyib'in partisi aşarsa ne olur? Yani koca Meclis tek partinin milletvekilleri ile dolarsa... Tek partili bir Meclis ve demokrasi? Nasıl bir şey bu? Peki buna bağlı gene fantezi gibi algılanacak bir başka soru: -Ya Tayyib'in önü kesilir de seçimlerde hiçbir parti barajı geçemezse ne olur? Sıfıra sıfır elde var sıfır olur herhalde... Bize göre bir demokrasi olur. Hani "Yönetemeyen demokrasi"den söz ederdik ya, bu da sıfırı tüketmiş bir demokrasi olur... Şaka bir yana, Türkiye siyasi hayatı, "Tayyip"e odaklaşmış durumda... Ak Parti, kamuoyu yoklamalarında en düşük çıktığı yerlerde bile yüzde 20.5'un altında değil. yüzde 29.9 dün Yeni Şafak'ta yer alan HİYAM'ın ulaştığı sonuçtu. Diğer partiler içinde en yükseği DYP yüzde 11.8 gözüküyor, ANAP yüzde 10.3, MHP 10.9'da kalıyordu. Aynı kamuoyu yoklamasında Tayyip'i "başbakan" görmek isteyenlerin oranı yüzde 46.5'e kadar çıkıyordu. Yani "Türkiye'yi Tayyip Erdoğan yönetsin" diyor Türkiye... Ama Türkiye'nin böyle söylemesi her zaman, uygulamanın da o yönde olması gibi bir otomatik sonuç üretmiyor. Hatta oylarınız yükseldikçe "Açık ve Yakın Tehlike" kapsamına giriyor ve "yokedilecekler" arasında sayılmaya başlıyorsunuz. Türkiye, Tayyip Erdoğan'la ilgili bilmem kaçıncı "kaset fırtınası"na tutulmuş durumda. Bu defaki 10 yıl önceki bir kasetin fırınlanması... O gün (16 nisan) Reha Muhtar'ın haberlerini izledim. Hayret, dünyanın Cenin'deki katliama kilitlendiği, bütün haber programlarında ilk haberin Filistin'de yaşananlar olduğu günde, Show Haber'de tek kelimelik bir Filistin haberi, tek kare Cenin fotoğrafı yoktu. O gün Reha Muhtar, Tayyip Erdoğan'ı vurmaya odaklanmıştı ve o en dramatik görüntüsü ile, müthiş efektlerle süslediği programında alnına sıktı kurşunu... Şimdi Tayyip Erdoğan'ı yeniden konuşuyoruz. İtiraf etmek lazım ki, Reha Muhtar'ın haber kurgusu son derece stratejik bir kurgu. Türkiye'nin kaşınabilecek tüm hassas noktalarını kaşımak amaçlanmış. Ordu, Atatürk ve laiklik... Bunlar, Tayyib'i halk nezdinde yıpratmak için dizayn edilmiş malzemeler değil. Ben halkımızı biraz tanıyorsam, bu kaset fırtınasından sonra şimdi bir kamuoyu araştırması yapılsa hiç kuşku duymuyorum ki Tayyip Erdoğan belki bugünkünden daha yüksek bir destek bulur. Sebep, Ordu, Atatürk ve laiklik konusunda halkın hassasiyetinin olmaması değildir. Sebep, halkın bu "oyun"u sezmesi ve "mazlum" diye nitelediği bir kişinin yanında yer almasıdır. Sanıyorum bu oyunu sergileyenler de, halkın bu refleksini bilirler, onun için, operasyon ilk planda halk oyunu azaltma amaçlı değildir. Operasyon, Türkiye siyasetini etkilediğine inanılan "sayısal" değil "siyasal" güç merkezlerinin hassasiyetlerini kaşımaya ve onları harekete geçirmeye yöneliktir. Yani bir "İşte malzeme, ateşe başlayın, hala ne duruyorsunuz?" çağrısıdır. Halkla ilgili beklenti ikinci kademededir. Yani ikinci kademede elde edilmek istenen şey, "Türkiye'nin hassas odakları Tayyib'in önünü kesmeye kararlı, ona iktidarı vermezler, onun için..." gibi yoğun halk sempatisini önleyecek bir söylem üretmektir. Halka "Bana, benim temsil ettiğim iktidar odaklarına sormadan nasıl bir adamın arkasından gidersin?" zılgıtıdır bu. Halkın bu noktada bile bundan ne oranda etkileneceğini kestirmek kolay değildir. Çünkü bazan "damarına basılma"nın getirdiği öfke de halk eğilimini, güç odaklarının beklentisinin yüzde yüz zıddına yöneltebilmektedir. Ama, operasyonun ilk safhasında, beklenen hareketlenmenin sağlandığı görülebiliyor. TSK adına suç duyurusunda bulunulmuş, yargı birkaç koldan harekete geçmiş ve medya üç hassas nokta üzerinden salvolara başlamıştır. Bunlar normal gelişmeler. O yayından sonra TSK'nın harekete geçmemesi, yargının soruşturma açmaması Türkiye şartlarında imkansızı istemektir. Ama ben en azından TSK adına, daha farklı bir değerlendirme yapılabilmesini gerekli görürüm. Bunun iki sebebi var: Birincisi, bu operasyonun halk efkarında oluşturduğu "ön kesme" değerlendirmesini dikkate almak. Yani halk "burada bir oyun var" diyor. Türkiye'yi bunalımların, hatta batağın içine sürekleyenler şimdi halkın farklı alternatif arayışlarını da doğmadan gömmek istiyorlar diye düşünüyor ve milli kurumların buna alet olma ihtimalinden endişe ediyor. Halkın bu kaygısını önemsemeli bana göre TSK. İkincisi de, Tayyip Erdoğan'ın kasete yansıyan çizgisini, aradan geçen sancılı 10 yıl içinde ve hele, Türkiye'yi yönetmeye talip bir siyasi hareketin lideri olarak bir hayli gözden geçirdiği gerçeğidir. Zaman zaman kendi camiasında bile eleştiri konusu olan bir "gözden geçirme" ameliyesidir bu. Ecevit'e Başbakanlık'ta 7 kere "soykırım"dan dolayı özür dileten bir reel-politikten Tayyip Erdoğan da nasibini alacak. Hatta belki Türkiye üzerine hassas olanlar "Yahu bu kadar değişmek fazla" diye tepki gösterecekler. Doğru okumalı Tayyip Erdoğan'ı: Tayyip Erdoğan'ın hiç düşünmeyeceği şey, Ordu ile ilişkilerin zedelenmesi olabilir. Aslında bakın, Refahyol uygulamasına, Erbakan çizgisi de böyle değil midir? Hatta Erbakan, "Neden 28 Şubat'ta yumruğunu musaya vurmadın" diye eleştirilen bir lider değil midir? Vurmazdı, vuramazdı, çünkü yapısı buna izin vermezdi. Onun gibi, Tayyip Erdoğan'ın da TSK ile ilişkileri bütün zamanlarda en hassas alan olarak göreceğinde şüphe duyulmamalı. Ne yapılabilir? Bir biçimde doğrudan iletişim kurulabilir. Demokratik olan da bu, ülke açısından sağlıklı olan da budur. Geniş halk kitlelerinin sağduyusundan kuşku duymanın, çıkarları, halkın çıkarları ile çelişenler dışında hiç kimseye faydası olamaz. Tayyip Erdoğan şu anda, geniş halk kitlelerinin sağduyusu ile buluşmuş bir siyasi hareketin lideridir. Halkta "oyun" intibaı uyandıran hiçbir projeye prim vermemek, ciddi bir sağduyu sınavıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |