|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AK Parti lideri Tayyip Erdoğan yine manşetlerde. 1992 yılında Rize'de yaptığı konuşmanın bandı yayınlandı ve büyük bir gürültü koptu. Konuşmanın yapıldığı tarihte harekete geçmeyen (veya dâvâ açma gereği duymayan) Rize savcılığı, Ankara DGM savcılığı soruşturma açtılar; genelkurmay başkanlığı da suç duyurusunda bulunacak... Tayyip Erdoğan "Bunun gibi daha çok kaset var, ben değiştim" derken, parti sözcüleri on yıl önce yapılmış konuşmada söylenenleri açma çabasına girdiler. Şu sıralarda yaşananlar Türkiye'nin seçim atmosferine girmesiyle yakından ilgili. Ekonomik, siyasal ve sosyal sinyaller, iktidarı en kısa zamanda seçime gitmeye zorluyor. Türkiye dört yıldan kısa süreli seçimlere alışkın, ama zamanında bir seçime bile iki yıl kaldı. Bu durumda, herkesin eteğindeki taşı dökmesi, rakiplerini sakatlarken elini güçlendirmesi gerekiyor. Böyle bir ortamda, taşların, en güçlü görünen partinin lideri Tayyip Erdoğan'a yönlendirilmesini doğal karşılamak gerekiyor. AK Parti'nin kamuoyu yoklamalarına yansıyan oyu yüzde 20'inin altına düşmüyor; Tayyip Erdoğan'ın gittiği illerde karşısında konuştuğu kalabalıklar bu oranın daha tırmanabileceği işaretlerini veriyor. Olmaz ya, bugünün şartlarıyla gidilecek bir seçimde, AK Parti, Meclis'te kimsenin beklemediği sayıda milletvekiliyle temsil hakkı kazanabilir. Bu son kaset olayı bir kez daha ortaya koydu: AK Parti'nin rakibi siyasi sistem içerisinde yerini almış partiler değil, sistemin ta kendisi... İktidar olsunlar veya muhalefette bulunsunlar, partiler, biraz da sistemin reflekslerine duydukları güvenle, AK Parti'nin önünü kesmek için herhangi bir faaliyete girme ihtiyacını duymuyorlar. Ortada dolaşan 'yeni isimler', birçok sebepten, hedef kitleye heyecan veremiyor. Bildik liderlerle yürüyen mevcut partiler, biraz da bu yüzden, hayatiyetlerini bir seçim daha koruyabileceklerinin rahatlığı içindeler... Hayret verici olan, Türkiye'deki siyasi yapılanmanın belirleyici örgütü olma özelliklerine sahip AK Parti'nin, kendisiyle ilgili hazırlıklar karşısında sergilediği şaşkınlık halidir. 'Ortak akıl', 'kolektif liderlik' gibi kavramların bolca kullanıldığı parti yapısı, neredeyse bütünüyle, lidere göre dizayn edildi. Tayyip Erdoğan'ın kitleler üzerinde 'karizmatik' bir etkisi bulunduğu kuşkusuz; ancak her 'karizma' gibi onunki de kırılgan... Bugünden seçime kadar geçecek sürenin uzunluğunu, Tayyip Erdoğan'ın karizmasının ne kadar sakatlanabildiği kanaati belirleyecek... Sistemin AK Parti ile ilgili hesabını tahmin etmek zor değil: TCK 312'de Meclis'in yaptığı değişiklik sonrası, Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağı bir duruşmalık yeniden muhakemeye kaldı; o duruşmada yasak herhalde kalkacak. Buna karşılık, AK Parti'nin Tayyip Erdoğan'ın kişiliğine indekslenmesine paralel olarak, onun üzerinden partisini yıpratmaya dönük atışlar sürdürülecek. O atışların adli kovuşturmalara, dâvâlara konu olması, AK Parti'yi, 'lideri devletle kavgalı bir parti' görüntüsüne büründürecek. Böyle bir partinin, yüzde 20'yi aşan bir sandık başarısı gösteremeyeceği tahmini bütünüyle boş bir hesap değil. Tayyip Erdoğan'ın "Bu kasetlerden daha çok var" demesi önümüzdeki dönemin hayli renkli bir kasetler savaşına sahne olacağı anlamına geliyor. AK Parti, Rize kasetine gösterdiği tepkiyi her kasetten sonra verirse sistemin tuzağına düşmüş olacak; sessiz kalırsa, Ruslar'ı ülkelerinden kovdukları için Beyaz Saray ve Çankaya Köşkü dahil her yerde hüsnü kabul gören 'Mücahidler Hükümeti'ne destek çıkan sözlerinin Tâlibân'la ilişkilendirilmesi gibi yanlış değerlendirmeler zihinleri bulandıracak... Doğru davranış, AK Parti'yi kuruluş amaçları doğrultusunda 'kolektif akıl'ın yönettiği, kasetlerin yıpratamayacağı bir 'büyük buluşma partisi' olarak oluşturmaktı; bu tam başarılamadı. Bundan sonrası için doğru davranış, Tayyip Erdoğan'ın, "Ben değiştim" sözünün içini inandırıcı biçimde doldurmasıdır. AK Parti karşısında partiler var sanıyor; 'büyük buluşmanın partisi' halinde kurulabilseydi, siyasi rakiplerini alt etmekte zorlanmazdı. Lider partisi olarak kurulup rahat edeceğini düşündüğü kulvarda koşmayı yeğleyince, yerli-yabancı uzantılarıyla dev bir sisteme karşı yarışmak zorunda. İşi zor, ama bütünüyle imkânsız değil.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |