T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Açık pozisyon yeni yakacak

Merkez Bankası Başkanı'nın uyarısı olmasa bankaların dövize pozisyon açmalarına ihtimal vermezdim. Ancak, öyle anlaşılıyor ki uyarı en yetkili ağızdan geldiğine göre bankalar açık pozisyonlarını büyütüyorlar.

Bankalar açık pozisyonla faaliyette bulunmanın bedelini Şubat-2001 krizinden sonra çok ağır ödediler. Bankacılık sistemi devalüasyona 22 milyar dolarlık açık pozisyonla yakalandı. Dövizin değer kazanmasından sonra bilançoları ve mali yapıları bozuldu. Bankaların bilançolarının pasifi bir anda büyüdü ve birçok bankaya el konulmasında temel etken olarak ortaya çıktı.

Öyle anlaşılıyor ki bankalar çok yakın geçmişte yaşanan bu olaydan ders almamışlar.

Bankacılık sistemi sıcak para politikasının uygulandığı bütün dönemlerde dövize pozisyon açmışlardır. Yani, döviz olarak kendilerine yatırılan mevduatları veya uluslar arası piyasalardan döviz cinsinden sağladıkları kredileri TL'ye dönüştürerek Hazine'ye borç olarak vermişlerdir.

Bankaların neden böyle riskli bir yönteme başvurdukları sorusunun cevaplandırılması önemlidir. Sıcak para politikasının uygulandığı ve yüksek reel faiz ödendiği dönemlerde yüksek getirinin cazibesine kapılan bankalar açık pozisyona yönelmektedirler. Gerçekten elde edilen kazanç o kadar yüksektir ki bankalar her türlü tedbiri devre dışı bırakmaktadırlar.

Sabit döviz kuru veya çıpaya bağlanmış döviz kuru politikaları, Hazine'ye borç verenlere yüksek reel faiz ödenmesi imkanını ortaya çıkarmaktadır. Eğer sabit kur politikası yerine dalgalı kur politikası uygulanıyor ve dalgalı kur adı altında 5 ay boyunca dövizin nominal fiyatı sürekli olarak düşürülüyorsa, elde edilen kazanç inanılmaz boyutlara ulaşmaktadır. Basit bir örnekle somutlaştıralım:

Ekim-2001 ayının sonunda yurt dışından aldığı 50 milyon dolarlık krediyi, 1.600.000 liradan TL'ye dönüştürüp 5 ay vadeli ve % 80 basit faiz oranıyla devlete borç veren bir banka, bu parayı 5 aylık vade sonunda faiziyle birlikte 1.300.000 liradan dolara dönüştürürse eline 82 milyon dolar geçer. 5 aylık dönemde döviz cinsinden % 64, yıllık bazda ise % 153 oranında faiz elde etmiş olur. Uluslararası piyasalarda doların yıllık getirisinin % 5 olduğu dikkate alınırsa, % 153 oranındaki faizin büyüklüğü ortaya çıkar.

Her işlemde % 153 oranında faiz elde edilmesinin mümkün olmadığını biliyorum. Ancak, bu yöntemle elde edilecek getirinin döviz bazında % 40'tan aşağı düşmeyeceğinin de unutulmaması gerekir.

İşte bu cazibeye kapılan bankaların, rüya âlemindeki sanal mutlulukları ani ve yüksek oranlı bir devalüasyonla kesilmekte ve devalüasyonun şiddetine bağlı olarak bankaların büyük çoğunluğunun mali yapıları bozulmakta, açıkçası iflas etmektedirler. Tabii, ekonomide ciddi tahribatlara yol açarak.

TAVŞAN KAÇ; TAZI TUT

Hem Merkez Bankası ve hem de BDDK'nın bankaları, açık pozisyonda limitleri aşmamaları hususunda sürekli ikaz etmelerini doğrusu komik ve anlamsız buluyorum. Dövize pozisyon açmanın getirisi bu kadar yüksek olursa, hiçbir güç bankaları durduramaz. Eğer, polisiye tedbirlerle açık pozisyon engellenmeye kalkışılırsa bu taktirde karaborsa kuralları devreye girer. Bankalar bu defa fiktif işlemlere başvururlar.

Bankaların açık pozisyon tehlikesine girmesi hatalı para ve kur politikasından vazgeçilmediği sürece engellenemez.

Merkez Bankası ve BDDK Başkanları bir taraftan tavşana kaç, diğer taraftan tazıya tut demektedirler. Dövizdeki anlamsız düşüşün engellenmesi Merkez Bankası'nın elindedir. Gerçekçi kur politikası uygulaması gereken Merkez Bankasının açık pozisyondan şikayet etmesi, kendini kurtarma çabasına benziyor. Hem hatayı görüyor ve hem de düzeltmiyorsanız sorumluluğunuzun olduğunu kabul etmeniz gerekir. Sonuçta hataların on milyarlarca dolara mal olan bedelini bu Millet ödemektedir.

17.06.1998 tarihindeki yazımızda açık pozisyonun sakıncalarını ayrıntılı olarak ortaya koymuş ve yazının sonunda,

'Kamu finansman açığının kapatılması için borçlanma politikasından bir an önce vazgeçilmeli ve gerçekçi kur politikası izlenmelidir. Yapılmak zorunda kalınacak bir devalüasyon bankacılık sistemini kolaylıkla sarsabilir. Hiç kimse 23 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervlerinin arkasına sığınmasın. Bu paralar bize ait değildir ve bir gün ait olduğu yere dönecektir' diyerek tehlikeye dikkat çekmiştik.

Uyarı dikkate alınmadı ve Şubat krizinden sonra bankaların başına gelenleri biliyorsunuz.


19 Nisan 2002
Cuma
 
NURETTİN CANİKLİ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED