|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tayyip Erdoğan ile neden meşru ve ahlâkî yollar kullanılarak mücadele edilmiyor? Bu suali zihnimde çevirip dururken, Güneri Civaoğlu'nun da benzer bir tesbit yaptığını gördüm. Ama Civaoğlu o tesbiti, bir endişeyi dile getirerek yapıyor ve diyor ki "'Erdoğan'ın önünü nasıl keseriz' zihniyeti değişmezse, 'biz halkın güvenini nasıl kazanırız' sorusu kafalara dank etmezse, '1995'te İstanbul'da olan, ilk genel seçimde tekrarlanır. Erdoğan'ın önlenemez yükselişi, siyaset komplolarıyla engellenemez. Ayrıca bu etik (ahlâkî) değildir.'" (Milliyet - 18 Nisan 2002)
Hukuk ve siyaset
İki gün önce gene Milliyet'te Hasan Cemal, Civaoğlu'yla benzer kaygıları dile getiriyordu; ama o, yargının, Tayyip Erdoğan'ı durdurmasına umut bağlamıştı: "Tayyip rüzgârı nasıl kesilir? Siyasi istikrarın önemini bilen bütün çevrelerde bu soru işareti çengeli zihinlere takılı durumda... Ceza Yasası'nın 312'nci maddesi değiştirildi. Nitekim aynı maddeden mahkûm olup hapis yatmış olan Yeni Asya gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular DGM'ye başvurdu ve mahkûmiyeti bütün sonuçlarıyla ortadan kalktı. Ama şu unutulmasın: Mahkemeden lehte karar çıksa da, nihai kararı Yargıtay 8'inci Dairesi verecek. Tayyip Erdoğan mahkemeye başvurduğunda aynı süreç işleyecek. Yargıtay Sekizinci Dairesi'nin bu konuya sıcak bakmadığı malûm." (Milliyet - 16 Nisan 2002) Hasan Cemal, 8'inci Daire, "konuya" sıcak bakmıyor derken, "Tayyip Erdoğan'a sıcak bakılmadığını" kastediyor aslında. Peki 8'inci Daire hâkimleri, adalete siyaseti mi karıştıracaklar? Tayyip Erdoğan'ı sevmedikleri için, onu siyasi yasak kapsamında mı tutacaklar? Hasan Cemal'in gizli temennisi bu.
312 değişikliği
Oysa, 312'nci madde değişikliğinden sonra, ortada, somut ve yoruma kapalı bir gerçek var: Tayyip Erdoğan yargılandı ve "halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiği" gerekçesiyle mahkûm oldu. 312'nin bir de ağırlaştırıcı hükmü vardı. Buna göre, "umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek bir şekilde, halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmak" cezayı arttıran bir unsurdu. 312'nci madde değişikliğinden sonra, ağırlaştırıcı unsur, esas unsur haline geldi. Ceza kanununda, iyileştirmeler geriye doğru işler. Dolayısıyla, maddenin değiştirilen şekliyle, Erdoğan'ın mahkûm edilemeyeceği anlaşıldı. 8'inci Ceza Dairesi üzerinden siyaset hesabı yapanlar yanılıyorlar. Çünkü, madde değiştikten sonra hâkimin takdir hakkı kalmadı; ortada somut ve basit bir gerçek var. Erdoğan, madem, kamu güvenliğini bozma tehlikesi bulunmamasına rağmen mahkûm edilmiş, değişiklikten sonra, suçun unsurları oluşmadığı için, verilen ceza sonuçlarıyla ortadan kalkacak.
Kaldı ki, unutmayalım, tartışılan konu Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlığı değil, sadece başbakanlığı. Bir mani çıkarsa, AK Parti, başında Tayyip Erdoğan'la seçimlere girecek ve gene aynı kadrodan Abdullah Gül veya Bülent Arınç başbakan olacak. Bu kişilerin aralarında nifak doğacağını veyahut vatandaşın "Madem Tayyip Erdoğan başbakan yapılamıyor, o zaman ben de gidip Kemal Derviş'e veyahut Mehmet Ali Bayar'a oy vereyim" diyeceğini düşünenler yanılıyor.
Ak günler
Tayyip Erdoğan ile çatışmak yerine uzlaşmayı denemiyorlar. Çünkü özellikle medyada köşe başlarını tutanlardan pek çoğu, kendilerinin de pay aldığı oligarjik yapının kırılacağının farkında. Halk Tayyip Erdoğan'ı, laik cumhuriyete karşı biri gibi görmüyor. Erdoğan, bu bozuk düzene, bu hortuma, bu teslimiyetçiliğe karşı. Bakın halâ gazete patronları, RTÜK Yasası'nı dayatıyor. Hükûmet de dayatmaya boyun eğiyor. Kanun açıkça Anayasa'ya aykırı hükümler ihtiva ediyor ve tekelleşmeyi körüklüyor. Buna rağmen üç lider, milletvekillerine talimat verdi; yasa, "kılına bile dokunulmadan" Anayasa Komisyonu'ndan geçti. Böylece Cumhurbaşkanı'nın vetosu aşılabilecek. Bir gazete patronu, halkın parasını zimmetine geçirmekten dolayı yargılanıyor. Ama halâ medya kuruluşunun başında; borç ne zaman tahsil edilecek belli değil. Demirel onu makamında ziyaret ediyor; patronun iyisinin borcunu ödemeyen olduğunu anlatıyor. (Bak: 18 Nisan 2002 - Sabah) Diğeri kahraman edasıyla karşılanıyor. Lüks otellerde en baş köşede; Demirel'in konferansına katılıyor; haksızlığa uğradığı havasını basıyor. O da ümidini babanın desteklediği Demokrat Türkiye Partisi'ne bağlamış. Ve de büyük medyanın pompaladığı Mehmet Ali Bayar'a. Belki, DTP iktidarında, bankalardan sorumlu bakan olabileceğini bile hayal ediyordur. Oligarşik yapıya karşı çıkanlar bir zamanlar Menderes'e oy verdikleri gibi, şimdi de AK Parti'ye yöneliyor. Erdoğan yeni bir Karaoğlan efsanesi yaratıyor: AK Parti'yle ak günler vaad ediyor. Baykal'ın seslendirdiği Anadolu solunu bile, Tayyip Erdoğan temsil ediyor. Oligarşik yapı direndikçe halkın ona olan teveccühü artıyor.
Hakaret var mı?
Son kaset ortaya çıkınca "Erdoğan, Talibancı" dediler. Oysa onun kutladığı, Afganistan'daki Rabbani Hükûmeti'ydi. (Taliban, ancak 1996'da, ABD'nin yardımıyla iş başına geldi.) "Erdoğan askere hakaret ediyor" dediler. Hatta üç koldan soruşturma başlattılar. Oysa, eğitimsiz, tecrübesiz erlerle böyle bir mücadelenin yürümeyeceğini, gençlerin telef olacağını anlatmak istiyordu. Nitekim daha sonra PKK terörüyle mücadele için, devlet de özel timler oluşturdu. "Genç evlâdımız, her gün yüzlerce mermi atan teröristin karşısına dikiliyor. Daha silâh atmasını bile bilmiyor. Bunun adı, intihar cellâtlığıdır" Gençlerin terörist kurşunları altında şehit olmasını eleştiren Erdoğan, anlaşılıyor ki Türk Silâhlı Kuvvetler'e hakaretten yargılanacak. 10 yıl önce sarfettiği sözlerden belki de mahkûm olacak. Seçim yerine cezaevine girecek!!! Plan bu. Siz bu rejime demokrasi diyebilir misiniz? Üstelik, çok aptalca, sonuçlanması mümkün olmayan bir plan.
Kalyon Oteli konuşması
Kaldı ki Erdoğan daha önce piyasaya sürülen kasetleri dolayısıyla izahatta bulundu; neden değiştiğini anlattı. Kalyon Oteli'ndeki konuşmasında aynen şunları söylüyordu: "Şu anda gündemde olan kasetleri yayınlayanlar, soruyorlar 'Değiştiniz mi? Değiştinizse ne kadar değiştiniz?' Burada milletimin huzurunda açıkça ifade etmek istiyorum ki 'Hayatın öğrettiklerinin gerektirdiği bir gelişimin neticesi olarak, ben de birçok insan gibi kendimi değişime açık tutuyorum. Ve değişmeyi erdem sayıyorum. Fakat herkes bilmelidir ki, değişimden kastedilen birtakım oligarşik güç odaklarının taleplerine uygun hale gelmekse, böyle bir değişim yanımıza kesinlikle uğramayacaktır. Ait olduğumuz medeniyet ve tarih havzasının değerlerini taşımaktan, her zaman olduğu gibi bugün de gurur duyuyorum. Siyasete getirmek istediğimiz ahlâk değerlerinde ve temel ilkelerde kesinlikle bir değişim söz konusu değildir. Fakat hayat değişiyor, zaman akıyor ve buna bağlı olarak dünyayı algılama biçimimiz ve olayları yorumlama tarzımız tabii ki değişikliklere uğruyor. Bu mânâda, tecrübelerinden ders çıkarma erdemine sahip insanlar gibi, ben de değişimi büyük erdem sayıyorum. Bu anlamda değişime açık olmayı, ömrümün son nefesine kadar sürdürmeyi diliyorum. Geçmişte yaptığımız konuşmalar, dünyada uzun yıllar hüküm sürmüş olan soğuk savaş şartlarına bağlı olarak şekillenmiş bir siyaset anlayışının etkisi altındaydı. Soğuk savaş şartlarında, iki kutuplu dünya anlayışı, ulusal ve yerel siyasetleri de etkilemişti. Bizim o günkü siyasi üslûbumuz da, bu kutuplaşmanın etkisi altında biçimlenmiştir. O dönemin şartlarında, siyasi tartışmalar, rasyonel zeminlerde gerçekleşmekten çok, siyasal retoriğin etkisi altında gerçekleşmekteydi. Soğuk savaş döneminin kalıntısı olan siyaset anlayışının ülkemize bir katkısı olacağını düşünseydik, yepyeni bir siyaset anlayışına yönelmez ve mevcut partilerden birinde siyasî hayatımızı sürdürmeyi elverişli bulurduk. Geçmişimizden bugüne sancılı tartışmalarla geldik. Bu sancılı süreç, siyasî yürüyüşümüzün haritasını da şekillendirmiştir. Artık kutuplaşma ya da çatışmaya dayanan siyaset anlayışının ülkemize bir şey getirmeyeceğine inanıyoruz. Zaten o siyaset anlayışını belirleyen dünya konjonktürü geçmişte kalmıştır."
Ortaya çıkan ve çıkacak kasetleri, bu açıklamaların ışığı altında değerlendirmek gerekir. "Fadime Şahin" kasetlerini piyasaya sürenler, bir psikolojik harekâtın mimarlarıdır. Tayyip Erdoğan'ın eski kavgacı ve sert üslûbu ile, kamuoyu üzerinde olumsuz bir intiba yaratma amacını güdüyorlar. 1991 seçimlerinden hemen önce, Özal'ın talimatıyla "Demirel'i seçerseniz anarşi hortlar" propagandası yapılmamış mıydı? 1980 öncesinin terör filimleri Star'da oynatılmadı mı? Hatta Anap afişlerinde bile bu olumsuz görüntüler yer aldı. Psikolojik harekât Demirel'i yenememişti. Bakalım AK Parti seçmeni üzerinde nasıl bir tesir yaratacak?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |