T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
MHP'nin milliyetçiliği hangi tarz?

Dünkü yazıda "yeni" 159'un ilk fırkasına "eski"sinden farklı olarak "dokunulmaz" iki "şahsiyet"in daha sokulduğundan bahisle sormuştuk: Yasa maddesinde zaten var olan "Türklük"ün yanına "Türk Milleti"ni, zaten var olan "Cumhuriyet"in yanına bir de "Türk Devleti"ni yerleştirmenin nedeni nedir? "Cumhuriyet" tek başına yetmiyor mu? Çok istiyorsanız, "Türklük" ya da "Türk Milleti"nin biri yetmiyor mu? Bu çok sayıda "şahsiyet"in içini ayrı ayrı nasıl dolduracaksınız? Ve son olarak da, bugünkü yazıda 159'daki "dokunulmazlar" listesini zenginleştirme peşinde koşan MHP'nin ruh halini gözden geçirelim diye sözleşmiştik...

Dünkü gazetelerin birinde bir haber var. 159 ve 312 için tekrar bir araya gelen liderlerin toplantısından sonuç çıkmadığı belirtildikten sonra, "şahsiyetler"den birisine ilişkin olarak şu bilgi veriliyor: "Bu arada Mesut Yılmaz'ın zirveden önce aracılarla MHP'ye el altından '159. Madde'deki Türklük sözcüğünü Türk Kimliği yapalım' önerisini ilettiği, ama MHP'nin reddettiği öğrenildi."

Görüyorsunuz; bildiğiniz gibi değil, bu ANAP bayağı özgürlükçü bir parti! Yani madde o şekilde düzenlensin ki, "Türklük"ü tahkir ve tezyif edenler değil, "Türk Kimliği"ni öyle yapanlar cezalandırılsın... Büyük "liberal partimiz"in aklına gelen bundan ibaret! Biraz Mumcu, biraz "Kimlik", o benim işte...

Peki MHP bu "yerinde" öneriyi niçin reddetti acaba? "Türk Kimliği" sözcüğünün "Türklük"ü tam karşılamadığını düşündüklerinden olacak besbelli... (Bu arada ANAP'a bir öneri: Ortağınızın aklına "Türk Kimliği" filan gibi yeni "şahsiyetler"i getirmeyin, çünkü ne olur olmaz bir de bakarsınız ki Genel Kurul'da bunlar da 159'a dahil edilivermiş!)

MHP, Yılmaz'ın önerisini kabul etmemiş, çünkü hep söylendiği gibi en radikal milliyetçi o! Tamam, ülkenin bütün partileri "milliyetçi" ama "en radikal"i o! O bu konuda o derece radikal ki, "Türk" sözcüğünden türetilmiş bütün isim ve sıfatları bir an için bile duraksamadan 159'a dahil edebilir... Hadi gelin şimdi de biraz "teori"ye yönelelim ve bu milliyetçiliği anlamaya çalışalım.

Bildiğiniz gibi "milliyetçilik"i icat edenlerin başında Türkler gelmiyor. Tam tersine, "Büyük Türk"ün ülkesi bir imparatorluk olduğu için modern dönemin bu ateşli ideolojisiyle Türkler'in tanışması çok sonra gerçekleşti. Bu gecikme "milliyetçilik"in geliştiği bütün alanlar için geçerliydi. "İmparatorluk" bambaşka bir şey olduğundan, Türkler uzun süre "siyasi bağımsızlık", "milli dil", "milli folklör", "milli kimlik", "milli din" gibi alanlara -bırakın iddialı olmayı- zorunlu olarak ilgisiz kaldılar. Hepimiz biliyoruz ki, 1789 Büyük Devrimi'nin etkilerinin memleketimize ulaşması çok zaman aldı. "Milli duygular"dan uzak oluşumuzdan değil elbette; bizim içinde yaşadığımız dünya bunu gerektiriyordu. Yani sözün kısası bu "duygu" ile geç tanıştık...

Peki, bizler "kavmî" duygulardan uzak olarak usul usul yaşarken, bu duyguların ateşine kapılanlar ne yapıyor, "milliyetçilik"i nasıl anlıyor ve yaşıyorlardı? Yine hepimizin bildiği gibi, "milliyetçilik" dalgası esas olarak Fransız Devrimi'nin ateşlemesiyle dünyayı sardı. Ama bu kadarını söyleyip bırakmaz tabii ki olmaz; çünkü bu Devrim ortaya bir değil hiç değilse iki milliyetçilik türü çıkardı. Bunlardan birincisi esas olarak "popüler" nitelikte olan, toplumun demokratikleşmesine yönelik ve kadrolarını popüler sınıflardan çıkaran ve genel olarak "sol"da olduğu kabul edilen milliyetçilik. İkinci tür ise bambaşka bir kaynaktan, aristokratik, muhafazakar ve gelenekçi anlayıştan doğdu ve o da genel olarak "sağcı" sıfatıyla anıldı. "Alman romantizmi"nin milliyetçiliğin bu ikinci türünü besleyen en güçlü kaynak olduğu zaten herkesin malumu.

Milliyetçiliğin bu iki türü arasında tabii ki dağlar var. Liberal ve demokratik bir toplumu amaçlayan ilk türün "Halkların kendi kaderini tayih hakkı" gibi kolektif bir hakkı bile Devrim'in kristalize ettiği "bireysel özgürlükler"in bir devamı olarak anlayıp savunduğunu hatırlarsak, "dağlar"ın cüssesini daha iyi anlayabiliriz. Yani, "milli hakimiyet"in "bireysel özgürlükler"in bir devamı olduğunda ısrar... Bu çerçevede şunu da hatırlayalım: "Milliyetçilik"i bir "özgürlük" ilkesi olarak başta Avrupa olmak üzere dünyaya taşımaya çalışan Fransa'nın yayılmacılığını durduran da (Avusturya, Rusya, İspanya) bizzat bu "milliyetçilik", bu "milli duygu" oldu ve Fransızlar kendilerini artık eskisi gibi "krallar"a karşı değil başkaldıran "milletler"e karşı savaşır durumda buldular!

Peki ya milliyetliğin ikinci türünün, esas olarak aristokratik, muhafazakar, gelenekçi türünün öncülleri nelerdi? Bu tarzın "demokrasi" ve "özgürlük" gibi ilk tarzın pek öne çıkardığı kavramlara iltifat etmediğini biliyoruz. Devrim'le ortaya çıkan milliyetçilik evrensel olana yönelirken, gelenekçi, "tarihselci" tarz "milli kader"e, "milli gelecek"e önem verdi. Bu tarz, kendisiyle tutarlı olarak çeşitliliğin kabulüne de önem veriyordu. "Halklar" çok olduğuna göre, halkların geçmişlerine dönme, özgüllüklerini, taktiklerini (biricik olduklarını) ilan etmeye hakları vardı. Devrim'in milliyetçiliği fazla "soyut evrenselci" olarak görülüyor ve bunun karşısına "milli geçmiş"lerin somutluğu çıkarılıyordu. Devrim'in milliyetçiliğinin "rasyonalist soyutlamacılığı"na karşı, milletlerin içgüdü, duygu ve duyarlılıkları vardı... Biliyorsunuz; bizim "Kürtçe" tartışmalarını hatırlatan dil tartışmaları de hep bu tarzın mücadele alanı içindedir. "Dil"in sadece bir iletişim aracı olmadığını, "dil"in aynı zamanda bir halkın ruhunu koruyan zihinsel bir yapı olduğunu da bu tarz ilan ediyordu: Bu milliyetçilik anlayışı içinde bir halkın dilini koruması ve konuşması aynı zamanda siyasal bir mücadele biçimiydi. Balkanlar'da, Polonya'da yaşananları düşünün. Anlatılanlara göre, Polonya'nın Prusya'nın hakimiyeti altındaki bölgelerinde çocuklara kendi dillerinde dua etmeleri yasaklandığı için din derslerini boykot ediyorlardı.

Bu kadar malumat yeter; sadede gelelim: MHP acaba kendisini bu iki tarz milliyetçilikten hangisine daha yakın buluyor? Liberal-demokratik bir topluma işaret edenine mi, yoksa muhafazakar-gelenekçi olanına mı? Birinciye yakın buluyorsa problem çok; yok ikinciye yakın buluyorsa problem daha da çok! "Türk" sözcüğünden türetilmiş isim ve sıfatları 159'a bolca sokmakla iş bitmiyor ki... Hem unutmadan: MHP'nin daha çok ("daha çok" diyoruz çünkü "tarihselci" ya da "romantik" milliyetçiliğin arkasında hem büyük bir entellektüel birikim var, hem de epeyce "tehlike" de barındırıyor!) muhafazakar-gelenekçi milliyetçiliğe yakın durduğu gözleniyor. Ama unutmayın ki, bu tarz milliyetçiliği de tarihte hep -fikri olarak da, pratik olarak da- akılları ve gönülleri "Eski Rejim"de kalan (sahici) aristokratlar öncülük etmiş... Ne yani, MHP yoksa bugün Türkiye'nin (olmayan) "aristokrat" sınıfının sözcülüğünü yapıyor da haberimiz mi yok!


30 Ocak 2002
Çarşamba
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED