T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Norveç'te bu kadar çok sanık-gazeteci var mı beyefendi?

Fehmi Koru, Perihan Mağden, Neşe Düzel, Ahmet Altan, Abdurrahman Dilipak, Metin Münir, Gülay Göktürk, Ali Bayramoğlu, Kazım Berzeg, Doğu Perinçek, Hasan Karakaya, Ali İhsan Karahasanoğlu "duruşmalarını" izlediğim gazeteci ve yazarlardan ilk elde aklıma gelenler...

Kimi 312'den, kimi TCK'nın ünlü 159. maddesinden yargılanıyor.

Her bir suç için istenen ceza 6 yıl.

Ayıptır söylemesi, bu satırların yazarına istenen ceza da (iki ayrı dava için) 12 yıl...

Diyor ki devletlu:

"Bir bölünme tehlikesi yaşamayan Norveç'te bile 312 ve 159 benzeri yasalar var..."

Hatırlatmanın tam sırasıdır:

Adı geçen eşhas "bölücü-yıkıcı" eylemlerinden dolayı mı, yoksa düşüncelerini açıkladıkları için mi yargılanıyor?

Ayrıca Norveç'te bu kadar çok hükümlü var mı?

Bu kadar çok sanık?

Bu kadar çok basın davası?

Norveç'in son 30 yılında hangi gazeteci, hangi suçtan yargılandı?

Elan tutuklu-hükümlü statüsünde kaç gazeteci, kaç yazar var?

Kaç kitap toplatıldı?

Kaç gazete kapatıldı?

Kaç dergi, benzeri ülkemizde de bulunan 312 ve 159'un gadrine uğradı?

Birey ve vatandaş olma hakkımızı gaspedenler, şimdi de varolma hakkımıza mı dahletmeye başladılar?

Silik, kişiliksiz, teslimiyetçi, özgüvenini yitirmiş bireyler olmamız mı isteniyor?

Türkiye'nin "özel koşulları" varmış.

Hukuk devleti, demokrasi, insan hakları, bütün bunlara bir itirazları yokmuş da, ülkemizin içinde bulunduğu "özel durum" ne olacakmış!

Ayrıca, düşünce ve ifade özgürlüğü "bölünme"yi palazlandırırmış!

O zaman her türlü hukuksuzluk meşru.

Öyle mi?

Nasıl bir "hal"dir bu?

Parlamentonun bir anlamı kalmadı.

Yargı mefluç.

İcra işlevsiz.

Temsil mekanizması ketm.

Siyaset alanı kayıp.

Bunlara ilaveten, temsil gücü yüksek ama burnu sürtmüş ve hükümet etme hakkı elinden alınmış bir merkez sağ.

Halkın değer tercihleriyle savaşa kurgulanmış bir ulusal sol.

Asıl görevi, "merkez sağ"da, parlamento dışı güçler tarafından doldurulacak bir boşluk yaratmak olan milliyetçi sağ.

Ve bütün bunların üzerinde, "karar mekanizmaları"nda söz sahibi olmaya devam eden bir bürokrasi.

İşadamıysanız, gazeteciyseniz, yazarsanız, politikacıysanız, öğrenciyseniz, ez cümle kafa kağıdınızda "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır" yaftasını taşıyorsanız "a priori" olarak suçlusunuz.

"Birarada yaşama kültürü"nü savunuyorsanız; "hukunun üstünlüğü" prensibini hayata geçirmek istiyorsanız; saygın bir ülkenin onurlu, başı dik, güvenli vatandaşları olmaya çabalıyorsanız "suçlu" ve imha edilmesi gereken birer hedefsiniz.

Bir diktatörlük mü bu?

Adı konmamış bir savaş mı?

Bir imha harekâtı mı?

İşin hazin tarafı, "diktatör" aramızda dolaşıyor, ama, adını, kimliğini, mensubiyetini bilmiyoruz.

Yaşadığımız, sanki, örneğine Mussolini 'İtalya'sında, Hitler 'Almanya'sında, McCarthy 'Amerika'sında rastlanabilecek olağanüstünün de fevkinde bir olağanüstü hal.

Türkiye'yi "siyasetsizlik" kulvarında çürümeye mahkum edenler, gelecekte ülkenin utanç duyacağı bir cadı kazanının ateşini körüklüyorlar.

Ve biz, az görülmüş bu olağanüstü "hal"e inatla ve ısrarla "hukuk devleti" diyoruz.


30 Ocak 2002
Çarşamba
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED