T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Orhan Pamuk'tan 7-17 yaş grubuna sıradan bir Kar masalı

Almanya'daki 12 yıllık sürgün hayatının ardından Türkiye'ye dönen ve ayağının tozuyla, görünürde şehirdeki intiharları araştırmak için ama gerçekte İpek isimli eski bir arkadaşını ve onun aşkını bulmak, onunla birlikte Almanya'ya dönebilmek için Kars'a giden; orada Siyasal İslamcılık'tan jakobenizme, Türk sosyalistlerinin özeleştirisinden Batılı değerlerin sorgulanmasına kadar bir dizi "temel sorunsal"ın odağında ölümlerle, ihanetlerle, yalanlarla, kıskançlıklarla ve tabii ki derin ve sarsılmaz olduğu kadar yüzeysel ve uçup giden aşklarla da tanışan Kerim Alakuşoğlu'nun (Ka) kanla sulanan tempolu öyküsünü, yani Orhan Pamuk'un Kar isimli romanını hemen hemen bir solukta okudum, (bir solukta da özetledim sanırım).

Kitap biter bitmez insanın zihninde, Pamuk'un omuzlarındaki "dünyanın takdir ettiği genç Türk romancı" yükünün giderek ağırlaştığı ve bu takdirin baskısı altında olmasaydı nasıl romanlar yazacağı sorusu uyanıyor ama bu merakı giderme imkanımız tabii ki bulunmuyor. Çünkü, Pamuk artık sadece biz Tükler'e değil başta İngilizce olmak üzere 5 ayrı dilde okuyabilen herkese yazıyor.

Böyle olduğu için de "içeriden biri" gibi değil, dışarıdan bakanlar için nasıl daha aydınlatıcı ve enteresan olabilecekse öyle yazmayı "tercih" ediyor. Bu tercihinin doğal bir sonucu olarak sözgelimi Benim Adım Kırmızı için göze aldığı işçilik de, Kar'dan esirgediği emek de aynı kapıya çıkıyor, aynı bakış açısına hitap ediyor. Ama, bu ikili tutum Benim Adım Kırmızı'da okura keyif verirken; Kar'daki yabancılık, romanın vermek istediği mesaj daha baştan sıkıcı hale getiriyor ve eğer 428 sayfayı tamamlamak istiyorsanız sizi kurguya ve hikayenin iskeletine fit olmaya zorluyor.

İdeolojiye bulaşan bütün kahramanlarının (Ka, Lacivert, Necip, Fazıl, Kadife, Sunay Zaim, Z. Demirkol) ister İslamcı, ister solcu ister jakoben vs. olsun mutlak surette hastalıklı ve paranoyak; sağlıklı olanların ise İpek gibi zaman zaman tehlikeli sularda gezinseler de hayatın iddiasız alanlarından seçildiği bir romanla karşı karşıyayız. Bu, bağlandıkları ideolojilerin en keskin biçimine duçar olan hastalıklı kahramanların tamamı, aynı zamanda dünyayı ancak komploları çözümleyerek anlayabileceklerine iman etmiş bulunuyorlar. Ka'nın Kars'a geliş nedeni İslamcı bir genç tarafından "Belki de seni buraya Teslime'nin katilini örtbas et diye Batılılar yolladı" cümlesiyle sorgulanıyor. Fazıl'ın "Öldürülen arkadaşı Necip'in ruhunun içinde yaşadığı saplantısı" romanın sonuna kadar devam ediyor. Kadife'nin başörtüsü tercihi ve hayata dair felsefesi bir hayalet gibi ortalıkta geziniyor. Ya da Necip'in hiç görmeden, bir kelime bile konuşmadan yıllar boyu âşık olduğu sevgilisini Ka'ya en ince ayrıntılara kadar anlatması... Bu halet-i ruhiyeleri, hepsini birden okur gözünde zavallılaştırıyor.

Pamuk'un kitabın bazılarını kızdıracağını söylediği duymuştum ama ne "İslamcılar" ne "solcular" ve ne de "Kemalist"lerin alınganlık göstereceğini öfkeleneceğini sanmıyorum. Zira, sureta var gibi görünen bu tiplerin hiçbirisi "gerçekte" yok. Mesela, biraz Hüseyin Velioğlu, biraz Müslüm Gündüz biraz da Adnan Hoca hikayelerinden üretilen karizmatik İslamcı terörist "Lacivert"in maskesinin altından romanın ifadesiyle bir "Kazanova" ya da basbayağı bir Dallas karakteri olan J.R. çıkabiliyor. Adresler ayrıntılı gibi görünüyor ama sonuçta kimsenin üzerine alınabileceği bir gerçeklikten söz etmek mümkün olamıyor.

Belirsizlik sadece ispirto gibi uçup giden kahramanlar için geçerli değil. Roman, ne sözümona "İslamcılık" hakkında okurun bakış açısını zenginleştirebiliyor ne de diğer temel iddiası olan "aşk"ı bir lezzet olarak sunabiliyor. İki arada bir derede, daha çok 7-17 yaş grubundaki bir okur kitlesine "yeni başlayanlar" babından bir ders gibi duruyor ama; başta "din" olmak üzere temel çözümlerdeki bilgi eksikliği Pamuk'u da –en azından Kar için- bu kategoriye girmekten kurtaramıyor.

Neredeyse bildik temel kavramsallıkların hiçbirisine yer vermeyecek kadar İslami metinlere uzak kalması, aslında anlatımı güçlendirmek için işine yarayabilecek bilgilerden bile mahrum kalmasına yol açıyor.

Kar'ın ve Pamuk'un temel sorunu ise şu... Kitabı bitirince, bu ülkede farklı düşüncelere sahip insanların birbirlerini anlama sorununun sanılandan daha derin olduğunu bir kez daha farkediyorsunuz. Sadece, TV programlarındaki üstünkörü tartışmalar ya da gelişigüzel gazete yazıları değil, bunlardan daha insaflı ve daha insani bir araç olması gereken ve araştırmaya dayalı bir "roman"da bile bu sorun derinliğini koruyabiliyor. Farklı olanı, karşıt olanı anlama ve yansıtabilme; ya iyi niyet yoksunluğundan ya ticari düşünme pratiğinden ya da temel bilgi eksikliğinden dolayı karmaşıklaşabiliyor.

Pamuk da son romanıyla tamamen bu karmaşanın göbeğine oturmuş bulunuyor.


30 Ocak 2002
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED