T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Vakit nakit midir?

Ahmet Haşim unutulmaz Müslüman Saati başlıklı (Dergâh - 16 Mayıs 1921) yazısında şöyle diyor: "Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre dinden, ırktan ve an'aneden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslubuna göre de 'saat'lerimiz ve 'gün'lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve sonunu akşamın ışıkları tayin ederdi.... Işıkta başlayıp ışıkta biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı.... Yeni 'ölçü' bir zelzele gibi zaman manzaralarını etrafımızda altüst ederek, eski 'gün'ün bütün sedlerini harap etti ve geceyi gündüze katarak saadeti az, meşakkati çok, uzun, bulanık renkte bir yeni 'gün' meydana getirdi. Bu müslümanın eski mesut günü değil; sarhoşları, evsizleri, hırsızları ve katilleri çok ve yeraltında mümkün olduğu kadar fazla çalışacak köleleri sayısız olan büyük medeniyetin acı ve sonu gelmez günüydü."

İnsan hayatına fiyat biçilebilir mi?

Hayır demeyin hemen, işçilerin saat ücretlerini, mesailerini düşünün.

Üretim çarkının modern hayatı nasıl bütün hücreleri ile istila ettiğini düşünün.

Evet artık para zamana (hayata) hakimdir.

İnsanoğlu artık "üretim günü"ne rengini ve mânasını kazandıran iş saatinin tik-taklarına tâbi olmuştur.

Çarkın dönüşü teknolojinin peşpeşe kazandığı zaferlerle hızlandıkça hızlandı. İşçiler direndiler, çalışma saatlerini azaltıp "boş vakit" edindiler.

Ancak hayatın (üretimin) temposu o kadar hızlanmıştı ki; bunun bedeli aynı hızla tüketerek karşılanıyordu.

Ve şimdi artık o peşinde koşulan "boş zaman" tıkabasa doldurulmak için [moda tabir ile dolu dolu yaşanmak için] bir çırpınma başladı.

Makinalar ev kadının işlerini az zamanda kotarmasını sağlıyor; lakin o spor salonundan kuaföre, moda defilesinden akşamki konsere, o mağazadan bu mağazaya koşuyor; bu koşuşturmanın stresini atmak için Uzakdoğu öğretilerine başvuruyor, terapilere katılıyor.

Arada bir "boş zaman"ımdan iyicine keyif alabiliyor muyum acaba, diye düşünmeden edemiyor. Çünkü kendisine sunulan "yaşam biçimi" daha neler istiyor, neler.

Medya bombardımanı bu unsurları her an, her dakika durmaksızın üzerimize boca etmektedir. Hızlı, daha hızlı ol. Endişelenme, felsefî ve tarihî sorunları dahi otuz saniyelik filimlerle çözebilirsin; sinemayı, borsayı, son çıkan kitapları ihmal etme. Dünyada neler oluyor az-çok bilgi sahibi ol. Girdiğin ortamda her konuda bir iki çift söz söylemelisin. Sen de adam hizasına girmelisin.

Madem zamanı satın alıyorsun, o zaman başucunda koca bir "danışmanlık sektörü" duruyor, sana zamanı nasıl kullanacağını da öğretirler, tasalanma.

Evet kapitalizmin çarkı dönüyor. Yoksulların, güçsüzlerin, açların, çağdaş kölelerin terinden, kanından beslenerek semiriyor. Dünyaya hakim olan azınlık, hayatımızı (zamanımızı) çalıyor.

Kendisi dahi bu çarkın anaforunda sarhoştur. Bu kanlı kazancın ona huzur verdiği söylenemez. Tüm dünyayı avucunun içine almış olan rekabet sebebiyle şok yenilikler yaratma baskısıyla, ânında büyük, çok büyük kârlar elde etmek arzusuyla, ürettiğini hemen tüketme mecburiyeti ile çılgın bir yarışa koyulmuştur.

Bergson şöyle diyordu: "Zaman ancak arka planda geçmeyen bir şey olduğu sürece geçer. Süreyi ancak, müzik ve anlatıya can veren şeylerle hissedebiliriz: Mola ve yavaşlık."

Cedlerimiz söylemiş zaten:

Erişir menzil-i maksuduna âheste giden.

Benim ilave edeceğim ancak şu olabilir:

Sadece "hayırda yarışınız"...


30 Ocak 2002
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED