T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Açık ve mevcut tehlike

Liberal Düşünce Topluluğu, Prof. Atilla Yayla'nın başkanlığında, ülkemizi daha özgür yarınlara taşıyacak faaliyetler yürütüyor. Bu topluluğun, Anayasa profesörü Mustafa Erdoğan gibi, çok ünlü üyelerinin yanısıra, hak ve hürriyetlerin savunmasına kendilerini adamış daha az bilinen üyeleri de var.

Anlayış değişmeli

Liberal Düşünce dergisinin son sayısı "AB sürecinde ifade özgürlüğünü yeniden düşünmek" başlığı altında, ilgi çeken çeşitli makaleleri ihtiva ediyor. Bu derginin yayınının tam da 159 ve 312'nci maddelerin görüşüldüğü bir döneme denk gelmesi, çalışmanın önemini arttırıyor.

Liberte yayınlarından çıkan "Türkiye'nin Dış Politika Gündemi" isimli kitapta ise, ülkemizin halini özetleyen önemli bir cümleye rastladık "Seçkinci Batıcılar'ın temel yanılgısı, Batılılaşma sürecinde, toplumsal dönüşümle beraber, devlet ve yönetim anlayışının da dönüştürülmesi gerektiğini farkedememek olmuştur."

Tepeden inme bir şekilde toplumu dönüştürmeye gayret edenler, o buyurgan yapıyı sürdüremeyecekleri için, Avrupa Birliği'ne bir türlü uyum sağlayamıyorlar. Oysa Avrupa Birliği, 200 yıllık Batılılaşma serüveninin zirve noktası.

"Cumhuriyeti biz kurduk. Tehlikelere karşı biz koruruz" denildiği için, özgürlüklerden korkan bir ülke haline geldik. Avrupa Birliği'ne bu yüzden girilemiyor.

Açık ve mevcut tehlike

Düşünme özgürlüğünü sınırlamak elbette mümkün ama, bu sınırın kabul gören kıstasları mevcut.

Bugüne kadar, daha ziyade, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kullandığı ölçülerden söz ettik. Meşru amaç, verilen ceza ile varılmak istenen amaç arasında orantı, demokratik bir toplumda acil bir sosyal ihtiyacı karşılamak, zorunlu olmak. Başka bir şekilde güdülen meşru amaca ulaşılamıyorsa, o zaman bir hakka müdahale zaruri hale geliyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de, hürriyetlerin çerçevesi çizilirken, aşağı yukarı bizim Anayasamız'daki kavramlara yer vermişti. Ama Mahkeme, içtihatıyla, özgürlüklerin sınırlarını bir hayli genişletti. Bu da madde metninden ziyade, uygulamada yorumun önemini ortaya koyuyor.

* * *

Amerika Birleşik Devletleri'nde ise "clear and present danger" (açık ve mevcut tehlike) kıstası kullanılıyor. Açık ve mevcut tehlike kavramı, ABD'de de, zaman ve zemine göre farklı yorumlanmıştır. Uygulama, kanun metninden bile önemlidir.

Tehlike bir yandan somut ve ciddi, diğer yandan açık ve mevcut olacaktır. Açıklık, şüpheye ya da vehimlere yer bırakmayacak şekilde tehlikenin ortada olmasıdır. Tehlikenin mevcudiyeti ise, kullanılan kelimelerin, zarar yaratma ihtimalinin kesine yakın olmasını ifade etmektedir.

Açık ve mevcut tehlike, Amerikan Yüksek Mahkemesi Yargıcı Holmes tarafından, ilk defa 1919'da dile getirildi. Holmes, tehlikenin açık ve mevcut olmasını, hınca hınç dolu tiyatroda, yalan yere "Yangın var" diye bağrılması örneği ile açıklıyor. Böyle bir ortamda, "Yangın var" kelimeleri, panik, dolayısıyla tehlike yaratır. Ama aynı tiyatroda, aktör "Yangın var" derse, elbette sözleri "açık ve mevcut tehlike" kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Nihai yorum

Bir ülkenin içinde bulunduğu şartlar uygulanmayı etkileyebiliyor. Madde metni aynı kalsa bile, yorumda büyük farklar ortaya çıkabiliyor.

Meselâ ABD'de, komünist tehdidin abartıldığı dönemde "açık ve mevcut tehlike" olduğu ileri sürülerek, Komünist Partisi'ne üye olanlar mahkûm edilmişlerdi. "Toplumun, rejimi yıkmak isteyenlere karşı kendisini koruması gerekir" gerekçesi o tarihte ABD'de taraftar topluyordu. Buna mukabil, hâkim Douglas, Komünist Partisi'nin 11 üyesinin mahkûm edildiği kararı Anayasa'ya uygun bulmamış ve "ifade özgürlüğünün kısıtlanması, sadece korkuya dayandırılamaz. Komünist Partisi'nin bu ülke için tehlike olduğu yargısı, korku ve panikten kaynaklanmaktadır. Nesnel delillere dayanmayan bir tehlike gerekçesiyle, ifade özgürlüğü tehdit edilmemelidir" demiştir.

* * *

Amerikan Yüksek Mahkemesi, Yates davasında aldığı bir kararla, Mc Charty döneminin de sonunu hazırlamıştır. Mahkeme, "kanunun, soyut düşünce açıklamasını değil, hükûmetin/devletin zor yoluyla yıkılmasını öngören somut eylemleri" yasakladığına hükmetmiştir.

1969 yılında Yüksek Mahkeme "açık ve mevcut tehlike" kriterini daha da geniş yorumlayarak, ifade hürriyetinin sınırlanabilmesi için, onun aynı zamanda, hukuk dışı bir eylemi kışkırtması ya da bu eylemi doğurması gerekir şeklinde bir karar almıştır. (1969'da Klu Klux Klan lideri Clarence Brandenburg, bir gösteri sırasında, "zenciler Afrika'ya, Yahudiler İsrail'e dönmelidir" şeklinde konuştuğu için mahkûm olmuştu. Yüksek Mahkeme, yukarıdaki gerekçeyle, bu mahkûmiyetin Anayasa'ya aykırı olduğuna hükmetti. Çünkü sarfedilen sözlere bağlı olarak bir eylem ortaya konulmamıştı.)(1)

Türkiye ve 312

Türkiye'de de 312'nci maddenin uygulanması zaman ve zemine göre değişmiştir.

312'nci madde, 12 Eylül öncesinde, siyasi sonuçlar doğuran bir düzenleme değildi. Bu maddeden mahkûm olanlar siyasi haklarını kaybetmiyordu.

Üstelik madde metni, bugün Avrupa Birliği'ne uyum sağlamak için arzu edilen şekilde kaleme alınmıştı. "Halkı, umumun emniyeti için tehlikeli bir tarzda kin ve adavete tahrik eyleyenler" 312 kapsamına giriyordu.

12 Eylül sonrasında -umumun emniyeti için tehlike yaratma- ibaresi, ağırlaştırıcı unsur sayıldı. Umumun emniyeti açısından bir tehlike olmasa bile, ırk, din, mezhep ve sınıf farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik, ceza vermek için yeterli görüldü.

312'nci madde, "mini demokrasi"(!) paketine konulurken, hem AB'nin, hem de ABD Yüksek Mahkemesi'nin içtihatları göz önüne alınmalıydı. Oysa bizde tam tersi yapılıyor.

Üstelik "Açık ve mevcut tehlike var" demek yetmiyor. Açıklık, şüpheye yer vermeyecek bir tehlikenin bulunmasıdır. Tehlikenin mevcudiyeti ise, zarar yaratma ihtimalinin kesine yakın olduğuna işaret eder.

* * *

Düşünce hürriyetini, tehlikeleri önlemek için sınırlayan kanunlar, şartlara göre farklı uygulanıyor.

Türkiye'nin baş derdi 312 değil, 28 Şubat'tır. Bu zihniyetten kurtulmadıkça, demokrasiye kurulan gizli tuzakları temizleyemeyiz.

Mini demokrasi paketi, daha özgürleşelim veyahut AB'ye uyum sağlayalım diye getirilmedi ki! 312'nci maddenin birinci fıkrasına -kişileri kanuna itaatsizliğe sevk etmenin cezalandırılacağı- hususu konuldu, madde gerekçesinde ise, "kanunun yanısıra, yönetmelik ve tüzüğe itaatsizliğin teşvik edilmesi de 312 kapsamındadır" denildi. Böylece YÖK yönetmeliği karşısında başörtüsüne nihai bir darbe indirmenin yolu açılmak isteniyor.

312'nci maddenin ikinci fıkrasına ihtimal sözü konulmak suretiyle de, yeni düzenlemenin Tayyip Erdoğan'a yarar sağlamamasına çalışılıyor. Erdoğan olmasaydı, suçun oluşması, kamu düzenini bozma şartına bağlanacaktı.

Konjonktür Hazretleri Türkiye'nin demokratikleşmesini engelliyor. Çünkü, o buyurgan edadan vazgeçmek gerekecek. Sadece toplumun değil, yönetim anlayışının değişmesi gerek.

Toplum hazır. Ama siyaset hazır değil.

................

DİP NOT (1): Liberal Düşünce dergisi - sayfa 14 - Zühtü Aslan


30 Ocak 2002
Çarşamba
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED