T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Erdoğan CSIS'te

Yanımda oturan, Türkiye hakkında görüşleri özellikle Amerikan Kongresi tarafından dikkatle dinlenen bayan uzman, Tayyip Erdoğan'la birlikte gelen heyete bakıp "Kadın yok" dedi ve sonra "Benimkisi bir gözlem" diye ekledi. Doğru bir gözlem. Kendisine, altı bayan kurucunun siyasi haklarının alınmak istenmesi girişimini hatırlattım... AK Parti'nin işi gerçekten zor.

Amerikalılar, "Heyette kim kimdir?" sorusunun cevabını ellerindeki listeden ararken, benzer bir değerlendirmeyi de, ben, toplantıya katılacaklar listesine bakarak yapmaya çalıştım. AK Partililer 'özel' bir geziye 'resmi' boyut katmak istemedikleri için yönetimden kimseyle görüşmüyor; ancak yönetim heyete ilgisini gösterme ihtiyacı duymuş ve tam yedi dışişleri bakanlığı mensubunu Tayyip Erdoğan'ı dinlemeye göndermiş... Bu tür toplantıları yıllardır izleyen bir Amerikalı, "Etkileyici bir kalabalık" diye aktardı hislerini...

Kalabalığın hemen yarısı Türkiye'den gelenlerle Türk gazetecilerdi. Bu arada, Atatürkçü Düşünce Derneği de iki kişiyle temsil edildi toplantıda ve her iki katılımcı "İslâm inançlarıyla demokrasinin bağdaşmayacağına dair" görüşlerini soru biçiminde takdim ederek görevlerini yaptılar. (Önemsemeyeceklerini biliyorum, ama yine de kayda geçireyim: Ağızlarını açtıklarında, ötede oturan ve onları tanıdığı anlaşılan bir Amerikalı, "Oh, my God!" tepki çığlığı attı. Dernek üyeleri, "Bunlara aldanmayın" mesajı verme zahmetine katlanıyorlar, ama Washington'da pek tutulmuyorlar. Hayret!)

CSIS Türkçe Programı duyuru listesi sadece Amerikalılar ile Türkleri kapsamıyor olmalı ki, soru soranlardan biri, kendini, "Alman Sefareti'nden" diye tanıttı. Onun da öğrenmek istediği, AK Parti'nin Avrupa Birliği konusundaki tavrıydı. "Biz girmeye istekliyiz" dedi Tayyip Erdoğan, "Ama, siz bizi alma konusunda fazla hevesli görünmüyorsunuz..."

Daha önce buraya gelen RP ve FP heyetlerine büyükelçilik özel ilgi göstermiş ve gerektiğinde tercümanlık yapmak üzere en iyi İngilizce bilen diplomatını refakatçi vermiş... AK Partililer, benzer bir ilgiye muhatap olacaklarını düşünüp yanlarında profesyonel tercüman getirmemişler. CSIS'teki toplantıda Tayyip Bey'in söylediklerini tercüme etme görevi heyetten Cüneyt Zapsu'ya düştü. Genel başkan yardımcısı veya kurucu sıfatını taşıyan heyet üyelerinin hepsi bu görevi yapabilecek derecede İngilizce biliyor.

Benim bir yanıma etkili bayan uzman, diğer yanıma kendisini "CFR üyesi" olarak tanıtsa da geçen dönem dışişleri bakan yardımcısı koltuğunda oturduğunu bildiğim bir diplomat düştü. Bayan uzman, Tayyip Bey'in İran ve Irak konusunda ne düşündüğünü, ABD yönetimine bu iki ülke hakkında ne gibi tavsiyelerde bulunabileceğini sordu. Tayyip Erdoğan, soruyu, Türkiye'nin bütün komşularıyla arasının iyi olmadığı genişliği içerisinde cevapladı. "CFR üyesi" ise, İslâm Dünyası'nda demokrasinin o kadar da iyi bir şey olmayabileceği düşüncesini, "Suudi Arabistan'da seçim olsa, Kral Fahd mı Üsame bin Laden mi kazanır?" sorusuyla ifade etti. Demokrasi üzerinde tartışma da, maalesef, dar bir alanda cereyan etti.

İktidara hazırlanan bir parti genel başkanı havasını vermeyi başardı Tayyip Erdoğan; üzerinde iyi çalışıldığı belli olan konuşma metni kapsayıcıydı ve kendisinden beklentilere cevap verecek cümleler vardı metinde. Sorulara geniş zaman ayırmak da iyi bir düşünceydi. Soru-cevap bölümünde, özellikle siyasi sorulara verdiği cevaplar iyiydi. Kavramsal konularda çok genel kaldı, ancak buradaki görüşleri değerli bir dostun deyimiyle, "Amerikalılar, kaçamak cevapları politik olma ihtiyacına bağlayacakları için" fazla sırıtmadı.

En dikkatle not edilen görüşler, Ecevit'in Washington ziyareti sırasında çokça konuşulan "İslâm Dünyası'na Türkiye modeli" üzerine sarf ettikleriydi. Toplantı sonrasında konuştuğum bir katılımcı, "Ecevit'in içini boş bıraktığı kavramı Erdoğan doldurmuş; bu iyi" dedi bana. AK Parti lideri, "Halkı hiçe sayan yönetimlere halksız bir demokrasi örnek olamaz" demeye getirdi. Kendi inanç sitemiyle barışık olmayan, halkta desteği bulunmayan, hak ve özgürlüklerden korkan bir ülkenin 'model' özelliği olamayacağını Amerikalılar da iyi biliyorlar...

Türk katılımcıların, Erdoğan'ın Refahçı kimliği, AK Parti'nin İslâm ile irtibatı, Anayasa Mahkemesi'nin kendisiyle ilgili kararı, askerlerin partiye bakışı gibi 'daha yerli' ilgilerine karşılık, Amerikalılar, tanımadıkları Tayyip Erdoğan'ı karşılarında bulunca ona kendilerini ilgilendiren konuları soru olarak yönelttiler: 11 Eylül eylemini nasıl değerlendirdiği, demokrasi, İran-Irak, Kürtçe eğitim ve tv... Ancak iki taraf da birbirlerinin sorularına verilen cevapları ilgiyle izleyip not ettiler...

Epeydir buralarda bulunan bir meslektaş şunları söyledi: "Burada kaba işler düşünce üreten kuruluşlarda kotarılıyor. ABD yönetiminin bütün kolları bugün oradaydı. Sorular yönelttiler. Onların girmeye cesaret etmeyeceği konuları da bizler soru haline getirdik. Bundan sonra iş ince ayara kaldı. Başka kaynaklardan gelen bilgileri, okuduklarını, büyükelçilik ve konsolosluk raporlarını önlerine koyup değerlendirme yapacaklar. Bizde bu işlevi gören pek az kuruluş olması ne kadar yazık..."

Onun bu görüşünü ben de paylaşıyorum.


30 Ocak 2002
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED