T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Unutmayın, "Şer ekseni" burnumuzun dibinde!

Bir Fransız gazetesi birkaç gün önce, ABD Başkanı'nın Irak, İran ve Kuzey Kore'yi "Şer ekseni" olarak niteleyen ve bazı yorumcularca "neredeyse bir savaş ilanı" olarak değerlendirilen "savaş söylemi"ni etraflıca duyururken "Aziz George W." başlığını kullandı. Dünyayı bütün "şer" odaklarından temizlemeye yemin etmiş, "İyilik ve şer retoriğini" kalkan yapmış bir "Aziz"le karşı karşıyaydık! İngiltere ve İsrail hariç dünyanın hemen tamamının tepki gösterdiği bu "söylem" kendisine, ne yazık ki "yaratıcılığı"nı artık başka alanlarda gösteren Türk medyasının ana gövdesinde herhangi bir "üçüncü sayfa" haberinden daha fazla yer bulamadı. Bilgi vermekten çok şartlamaya yönelik bir dil ve içerik ve bilgisayardan indirilmiş ucuz savaş uçakları illüstrasyonları eşliğinde... Türk medyasının dünyada olup biteni bu derece hafife aldığı, bu derece sorumsuzca aktardığı bir dönemin bugüne kadar yaşanmadığı muhakkak. Kimi "Başkan Bush"un Irak'a saldırmaya çok kararlı olduğunu, kimiyse sıradakinin İran olduğunu inanılmaz bir "soğukkanlılık"la duyurmakla yetiniyordu. Bu kadar olur, ama bu kadar olur... Kader bizi bu "Şer ekseni" içinde sayılan iki ülkeye komşu yapmış ne gam! Amerikan "yeni-muhafazakarları"nın önüne düşmüş, Amerikan Demokratlarının desteğini almış bir ABD Başkanı Irak ve İran'ı bombalayıp başta Ortadoğu olmak üzere dünyayı cehenneme çevireceğini ilan ediyor, ama Türk medyasında herşey yolunda... Hangi ülkenin medyası ülke ve halkının menfaatlerine bu derece kayıtsız kalabilir ve dünyayı haklı olarak büyük bir endişeye sevk eden bir gelişmeyi okurlarına bu derece "şımarık" bir dil ve üslupla aktarabilir? Bir ülkenin medyası eli ayağı bağlı hükümetine bu derece mi biat eder?

Önce ABD'de hızını artırmakta olan "savaş rüzgârları"nı gözden geçirelim: İşin uzmanları Afganistan'a yönelik operasyonlardan sonra ABD yönetiminin ruh halinde önemli değişiklikler saptıyorlar. 11 Eylül'den hemen sonra Bush'un terörizme geniş bir koalisyon oluşturulması yolundaki açıklamaları yerini giderek dünyaya "tek yanlı" bir "ders verme" politikasına bırakmış, Afganistan "zaferi" sonrası bir "emperyal sarhoşluk" yaşar hale gelmiştir. Bu süreç "Cumhuriyetçi sağ"ı, elinin tamamen serbest olmasını ister hale getirmiş, NATO'nun marjinalize edilmesinin yanı sıra kendisiyle hemfikir olmayan "Avrupalılar" da adamdan sayılmaz olmuştur. Uzmanlar Bush'un "Aziz George W."a dönüştüğü bu süreçte, "Başkan"ın Afganistan'a saldırıların başladığı günlerde kabinesinde varolan farklı eğilimler (özellikle bir tarafta Dick Cheney/Donald Rumsfeld, diğer tarafta ise Colin Powell) arasında gidip gelen tavrını terkettiğini de belirtiyorlar. Yani özetle, "zafer"den sonra, Taliban'ın çöküşünden sonra artık "şahinler"i zapt etmek mümkün değildir. Bir Amerikalı diplomat "zafer"in ABD yönetimi üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor: Kabil'in düşüşü kendilerine güveni artırdı. Büyük bir insani felaket, çok fazla sayıda sivil ölümü, Arap dünyasının ayağa kalkması ve Pakistan'daki rejimin sarsılacağı gibi gelişmeler beklenirken, bunların hiçbiri olmadı...

Ve sonuç olarak, Bush'un, bu dünyayı teröristlerden, "Şer ekseni"nden kurtarmak için ilahi güç tarafından özel olarak görevlendirildiğine giderek ciddi ciddi inanması!

Bu "misyon"a sadece Bush inansa neyse... ABD'de yapılan sondajlar bu "kurtarıcı"nın büyük çoğunluk tarafından desteklendiğini ortaya koyuyor. ABD Demokratlar'ı da bu "büyü"nün etkisi altında. Cumhuriyetçiler'in "yeni-muhafazakar" kanadını en güzel günlerini yaşıyor; "güvenlik" sorununun merkeze alınmasını ve Kuzey Kore, Irak ve İran'ın yanısıra Filistin Kurtuluş Örgütü'nün defterinin de dürülmesini yıllardır Clinton'a tavsiye edenlerin elleri nihayet serbest... "Aziz George W." artık o kadar popüler ki, yaklaşan kısmi seçimlerde en önemli kozun "o" ve onun beslediği "savaş havası" olduğunu Cumhuriyetçiler açıkça belirtiyor.

ABD'de yaşanan bu tehlikeli gelişmeler, söylediğimiz gibi, bu ülkenin Avrupa ile ilişkisini de alt üst etmiş durumda. Bush'un göreve başlamasıyla silahlanmanın denetimi ve hava kirliliği konularında Avrupalılarla aralarında ortaya çıkan görüş ayrılığı Afganistan operasyonları ve "Şer ekseni" politikasıyla daha da keskinleşmiş durumda. Bir Alman uzman, Amerikan basınının Avrupalıların dünyadaki rollerinin bir "temizlik görevlisi" rolünden ibaret olduğunu yazdığını söylüyor. Yani "operasyonlar"ı yürüten bir ABD ve ortalığı temizleyen bir Avrupa; savaşı yapan ABD, savaştan sonra barışı kurmaya uğraşan bir Avrupa... Bush'un "Şer ekseni" olarak ifade ettiği savaş söylemine Avrupa'nın gösterdiği tepkileri de hatırlayalım: ABD eski dışişleri bakanı Madeleine Albright'ın bile "büyük yanlış" olarak nitelediği bu söylemi AB adına değerlendiren İspanya'ya göre, AB bundan böyle de İran ile ilişkilerini kendi bildiği gibi sürdürecek. Fransa cephesinden de benzer bir açıklama: Fransa yapılması gerekene ve kullanılacak yöntemlere bundan böyle de kendisi karar verecek. Rusya, Çin, İslam ülkeleri ve hatta NATO'nun başında bulunan İngiliz George Robertson'un "Şer ekseni" söyleminin bizzat kendisini bir "şer" olarak değerlendiren açıklamalarını aktarmaya gerek yok...

Evet, durum özetle böyle... Tahran'da geçen cuma düzenlenen anti-Amerikan gösterilerde atılan sloganı hatırlayarak söyleyecek olursak, dünyayı cehenneme çevirmeye niyetli bir "deli başkan"ın bir "şer" niyeti dünyayı ayağa kaldırmışken, "Şer ekseni" içinde yer alan iki ülkenin komşusu olan Türkiye'de yaprak kımıldamıyor... Tamam biliyoruz, hükümetin eli ayağı bağlı, peki ya medyanın?


6 Şubat 2002
Çarşamba
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED