T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mehmet Bekaroğlu'nun sabrına hayret ettim...

Rezilliğe bakın ki, büsbütün yürürlükten kaldırmak varken, bu ülkenin aydını, bürokratı, siyaset adamı 159 ve 312. maddelerde yapılan değişikliğin "yerinde" olup olmadığını tartışıyor.

Hüzün verici aslında...

Metin Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nce hazırlanmış da, liderler zirvesinde imzaya açılmadan önce Başbakanlık'ta değiştirildiği farkedilmiş, estek köstek...

O çok tartışılan "kamu düzenini bozma olasılığı" ibaresi de muhtemelen orada eklenmiştir.

Bir "gizli el" Başbakanlığa sızıp, AB uyum yasaları çerçevesinde hazırlanan yasayı "değiştiriyor" ve kafasına göre eklemelerde bulunuyor, benim güzel Başbakan'ım burada bir "irade gaspı" görmüyor.

Hüzün verici, evet.

Önceki gece bir grup siyasetçi canlı yayında mezkur yasa değişikliğini tartıştı.

Aralarında eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş da vardı.

Siz onu, RP ve FP hakkındaki "skandal" iddianameden hatırlıyorsunuz.

Geçtiğimiz yıl, "hukukçu" olmadığı, ideolojik asabiyyeti hukukun üstünlüğüne tercih ettiği için, hukuk hassasiyetini takdir ettiğimiz Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından yeniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevine uygun görülmemiş, "emekli"ye sevkedilmişti.

Sonrasını biliyorsunuz.

O da, görev süresi dolar dolmaz, televizyona çıkıp Sezer'in irticacılara taviz verdiğini söyleyip küçük çaplı bir şov yapmıştı.

Üstelik, görevini ve yetkisini aşmak pahasına, her fırsatta, her düzlemde ölçüp biçmeden, tartmadan, akıl süzgecinden geçirmeden konuşan bir adam bu.

Evrak-ı sabıkası oldukça kabarık yani.

RP'yi kapattırabilmek için, örneğin, gazetecileri "işbirliği"ne çağırmıştı.

DSP hakkındaki işlemi "şık olmayacağı" gerekçesiyle ertelediğini açıklamıştı.

Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan vatandaşları "vatan haini" ve "düşman işbirlikçisi" ilan etmişti.

312. maddenin kaldırılması gerektiğini söyleyen dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ı "darbe"yle korkutmuştu.

Hakkında açılan soruşturma için TBMM komisyonuna ifade vermeyi reddetmiş, bir de sıkılmadan "hiç kimseye hesap vermek zorunda değilim" demişti.

Hukuktan, demokrasiden, parlamentodan hazzetmediği vakıa.

Bir televizyon programında şu cümleyi sarfetmişti:

"Millet iradesiymiş, ıvır zıvırmış... Geçin efendim bunları..."

Şu vecize de kendisine aittir:

"Elimizde kala kala 312. madde kaldı. Bu da kaldırılırsa, parti kapatmaktan başka çaremiz kalmayacak..."

Bir başsavcı düşünün ki, yasadışı yollardan elde edilmiş bir kaseti "ek delil" olarak Anayasa Mahkemesi'ne sunuyor, hızını alamayıp hakkında dava açtığı partinin mensuplarını "habis ur" ve "kandan beslenen vampirler" diye aşağılıyor, bu tavrının "hukuk adamı" sıfatıyla bağdaşmadağını söyleyenlere de "ifadeyi güçlendirmek için bu benzetmeye başvurdum" cevabını veriyor.

Geçen süre içinde "nedamet" getirmiştir diye düşünüyordum.

Baktım, Vural Savaş aynı Vural Savaş.

İsminin önünde bir de "onursal başsavcı" payesi...

Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'u muaheze etmeyi alışkanlık haline getirdiği ve kurum içinde nifak yaratacak açıklamalar yaptığı için mi bu onura layık görüldü?

Yoksa, millet iradesinin tecelli ettiği kurumu (parlamentoyu) "saçma sapan yasalar yapıyorlar" diye aşağılama imtiyazına sahip olduğu için mi?

Mehmet Bekaroğlu'nun sabrına hayret ettim.

Hem hayret ettim, hem sevindim aslında...

Hayret ettim, çünkü, birilerinin bu "onursal zekâ"ya haddini bildirmesi gerekiyordu.

Sevindim, çünkü, "kurumsal totalitarizmi" çıkış yolu sayanları "derin millet" vakarıyla karşıladı ve "bürokrasi"yle "siyaset sınıfı" arasındaki "kalite" farkının ortaya çıkmasını sağladı.


6 Şubat 2002
Çarşamba
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED