|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Aşağıda birileri, söylediklerinin ülkenin değişimine ya da hiç olmazsa eldekilerin korunmasına katkı sağlayacağını zannederek kıyasıya bir tartışma içerisindeler. Yüzlerce gazete yazısı, onlarca TV programı ülkede görünürde bir fikir ve ifade özgürlüğünün varlığına delalet ediyor. Ama, hangi konu olursa olsun tartışmanın muhtevası sonucu belirleyen bir unsur olamıyor. Çünkü, demokrasi eksenindeki her yeni tartışma bir öncekinden devraldığı standardın üzerinden şekilleniyor. O standart da her yeni tartışmada biraz daha düşüyor... Yaşadığımız baskı yıllarından bu ülkeye demokrasi ve hukuk standartlarının düşmesinden başka miras kalmıyor. İtirafı zor ama, "baskı ve toplum mühendisliği ile bir toplum değiştirilemez" iddiası geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Hem zihinlerdeki barikat, hem de toplumsal standart geriletilmiş, baskı koyanların işini kolaylaştıracak bir otosansür ve izolasyon bütün sivil unsurlarda egemen olmuştur. Her kesim kendi derdinden kurtulmak için uzmanlaşıyor, uzmanlık geliştikçe diğer demokratik öbeklerden izole oluyor. Bu ülkede kaç ayrı yerde, kaç ateş sadece düştüğü yeri yakıyor, farkında mıyız? Kendi sorunları çözülmeden ülkenin bir adım ileri gidemeyeceğine iman etmiş kaç grup, örgüt, cemaat ve sınıf olduğunu biliyor muyuz? Bu iman yüzündendir ki demokrasi mücadelesi çok gürültülü ama işlevsiz ve yalnızlaştırılmış bir faaliyet haline dönüşmüştür. Teorik olarak bütün kesimleri aynı oranda etkileyen hukuk ihlalleri, pratikte sadece bir kesimin canını yaktığı için müşterek bir davanın 'Kızıl Elma'sı olamamaktadır: Herkes sorunlara ilişkin bir tesbit yapmış ve bir kenardan çekiştirmektedir ama beklentiler ve öncelikler kesinlikle birbirleriyle örtüşmemektedir. Parlak fikirler ve yüksek idealler, yapayalnız kar taneleri gibi birbirine dokunmadan yere düşmekte, sonra da eriyip gitmektedir. Kendi varlığının garantisinin peşinde çabalarken, diğer sınıfların içinde bulunduğu duruma kayıtsız kalmaktadır. Ülkenin geleceğine ilişkin tasavvurlar arasındaki mesafe sandığımızdan uzun ve beklentilerin niteliği sandığımızdan farklıdır. Türkiye'nin üniversiteler özgüleşmeden rahatlayamayacağına ve bu olmadan atılacak diğer adımların anlamsız olacağına inanan "akademia"nın ya da aynı inanca sahip hukuk sınıfının rahat huzur bulabilmesi her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Çünkü, ne bilim özgürlüğü ne de hukukun üstünlüğü ortak bir davanın idealidir ve ne de bu iki sorunun aynı anda çözümü için bir irade gelişmektedir. Bu ülkede; Güneydoğu'daki OHAL uygulaması devam ettikçe 312'nin yumuşaması ya da yumuşamamasının ayrıntıdan ibaret olduğunu düşünen milyonlarca Kürt var. Parti kapatma ve ifade özgürlüğünün önündeki engeller kalkmadan ne Kürt sorununun ne bölgeler arasındaki eşitsizliğin kaldırılabileceğine inanan milyonlarca da "İslamcı." Sayıları bunlar kadar olmasa da, bir tarafta zihnindeki "laliklik" skalasına oturtamadığı bütün fikirler sindirilmedikçe rahat uyku uyuyamayacak birçok insan yaşamaktadır. Dahası... Sektörlerinin sorunları çözülmeden demokrasi hukuk vs. adına dillendirilen bütün talepleri oyundan ibaret sayan koskoca bir finans sınıfı vardır. Mali güç odakları ile sivil güç potansiyellerinin tasavvurları da birbirlerinden çok uzağa düşmektedir. Hak ve özgürlük talepleri gruplara ve sınıflara bölünüp etkisizleştirildiği için her türden akılalmaz baskı ve uygulama kolaylaşmaktadır. Bir yanda ifade hakkı kısıtlanırken, aynı anda ülkenin parasal kaynakları reel sektörden sakındırılıp buna mukabil bankacılığa haksız bir şekilde aktarılabilmesi bu yüzden mümkün olabilmektedir. Fikir özgürlüğü konusunda uzmanlaşan örgütler bu adaletsiz para dağılımına ses çıkarmadığı gibi; reel ekonomi kesiminin "sivil" örgütleri de ifade özgürlüğü konusundaki mücadeleye iştirak etmeyi akıllarından bile geçirmemektedirler. Konjonktürden fayda sağlayan sınıfların bir diğerine hakkaniyet göstermeleri şöyle dursun, mağdur sınıflar arasındaki dayanışma imkanı da ortadan kalkmış durumdadır. İçinde bulunduğu müşkül durumdan kurtulma umudu taşıyan bütün grup ve sınıfların ilk politik adımı; merkezdeki güç odağıyla, kendisi dışındaki taleplerin inkarı dahil her konuda pazarlığa hazır olduğunu ilan etmektir. Başımızı kaldırıp bu kaosun bir parçasında ibaret olduğumuzu görebilsek, yukarıda birilerinin oynadığımız bu oyundan ne kadar keyif aldığını da anlayabileceğiz. Hiç olmazsa başka türlü oynamak için bunu bir deneyelim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |