|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hemen bütün sosyal teorisyenlerin üzerinde ittifak ettikleri bir gerçek var: Modernliğin en belirgin ve tanımlayıcı özelliği, her şeyi kontrol etmesi ve bunu mümkün kılacak kavramları, kurumları ve araçları üretmeyi başarmış olmasıdır. Düşünsel temellerini Kartezyen-Newtonyen epistemolojinin oluşturduğu modernlik, gerçekliği, salt fiziksel-rasyonel olana ve alan'a indirgeyerek tanımlayınca, modern insanın, her şeyi "bura ve şimdi" ile sınırlaması ve sınırlandırması, dolayısıyla zamanı ve mekanı, insanı, doğayı, kısacası yer'le gök arasındaki her "şey"i ve "yer"i kontrol edebilmesi imkan dahiline girmiştir. Ulus-devlet kavramı ve kurumu, modernliğin ürünü veya icadıdır. Ulus-devletin doğuşu, tüm toplumsal, ekonomik, siyasî ve kültürel kurumların ve yapıların farklılaşmasına ve karmaşıklaşmasına izin verince, Thomas Ford Brown'ın deyişiyle ulus devletin, "ideolojik/kültürel, ekonomik, askeri ve siyasi" dört temel iktidar şebekesini kontrol edebilecek bir dinamizm ve yetenek geliştirmesi sözkonusu olabilmiştir. Ulus-devletler öncesindeki imparatorluklarda, benzer yoğunlukta kontrol araçlarının ve kurumlarının sözkonusu olmadığını biliyoruz. Wallerstein'ı izleyerek söylemek gerekirse, bizatihi kapitalizmle özdeşleştirilen "modern dünya-sistem", temelde zamanın ve mekanın kontrol edilmesi ve kolonileştirilmesi ile geliştirilen yeni epistemolojiler, gerçeklik kavrayışları üzerine inşa edilen ulus-devlet'ler arasındaki yoğun jeo-ekonomik ve jeo-politik aktiviteler ve transformasyonlar sonrasında doğmuştur. Zamanın ve mekanın kontrol edilmesini mümkün kılan kavramların (epistemolojilerin) ve kurumların/araçların geliştirilmesi, Brown'ın sözünü ettiği, ulus devlet elitlerinin dört temel iktidar şebekesini kullanarak, topluma, açık veya örtük şiddet, psikolojik baskı, sindirme ve manipülasyon teknikleri ve teknolojileri geliştirerek çeki düzen vermeleriyle sonuçlanmıştır. Küreselleşmeyle birlikte, ekonomik, siyasî ve kültürel aktivitenin alanlarının ulus-devletlerin sınırlarını aşması ve taşması, ulus devleti ve ulus-devletin dayandığı temel kavramları ve kurumları sorunsallaştırmıştır. Sözgelişi, ekonomide küreselleşmenin yoğunlaşması, yeni ekonomik düzenleme biçimlerinin, çok-uluslu karar verme mekanizmalarının ve uluslararası finans sistemlerinin geliştirilmesini zorunlu kılmakta, dolayısıyla, ulus devletin dört temel iktidar şebekesini önceden olduğu gibi rahatça kullanabilmesini ve manipüle edebilmesini handiyse imkânsızlaştırmaktadır. Günümüzde artık, dört temel ulus devlet şebekesine yön, şekil ve çeki düzen veren elitlerin yerini, ulus devlet sınırlarını aşan bir etki ve aktivite alanına sahip olan uluslararası "çıkar grupları"nın oluşturduğu "küresel epistemik cemaatler" almaya başlamıştır. Brown, iki tür küresel epistemik cemaat tipinin varlığından sözediyor: Brown'ın tanımlamasına göre, ilk kategoride yer alan epistemik cemaatler, hükümetler, uluslararası şirketler ve özel firmalardaki kişilerden; ikinci kategorideki epistemik cemaatler ise, sorunun sadece entelektüel boyutuyla ilgilenen ve sonuç itibariyle ilk kategorideki epistemik cemaatlerin kontrolündeki küresel iktidar şebekelerini meşrulaştıracak faaliyetler içinde olan akademisyenler, hukukçular, endüstri uzmanları ve gazetecilerden oluşuyor. Başka bir ifadeyle, ilk kategoride yer alan epistemik cemaatler, küresel toplumun "resmi elitler"ini, ikinci kategoride yer alan "epistemik cemaatler"se "gayrı resmi elitler"ini oluşturuyor. Ancak küresel dünya-sistem'in işlemesinde kilit rolü, küresel dünya sistem'in temel kavramlarını, kurumlarını ve faaliyet alanlarını tespit eden, tartışan; ve ürettikleri, ortaya koydukları bilimsel faaliyetlerle oluşan yeni küresel iktidar şebekelerini meşrulaştıran "gayrı resmi elitler" oynuyorlar. Ancak küresel dünya-sistem, son derece kompleks, çok katmanlı, kaotik bir sistem. Wallerstein, küresel dünya-sistem'in bugün tam bir kafa karışıklığı, belirsizlik, şiddet ve transformasyon döneminin ortasında olduğunu söylüyor ve gelecek için şu ilginç saptamaları yapıyor: "Büyük ölçekli risklerin ve depremlerin patlak vereceği bir döneme doğru hızla ilerliyoruz. Önümüzdeki 25-50 yıl zarfında atılacak köklü adımlar, dünyamızın 500 yılının nasıl bir şekil ve yönelim alacağını belirleyebilecek temel çizgileri belirleyecek adımlar olacak." Tüm dünyada, birbirinden farklı coğrafyalarda ama "iç içe" yaşayan "epistemik cemaatler", dünyamızın gelecekte alacağı şeklin haritasını çizmek için hummalı bir şekilde çalışırlarken, Türkiye'deki iktidar şebekesine, kaba, primitif şekillerde çeki düzen veren ve tüm enerjilerini toplumun müslümanlıkla buluşmasını önlemek amacıyla toplumla kavgaya tutuşarak harcayan bizim elitlerimizin, geliştirdikleri onca içi boş ve kof retoriğe rağmen sergiledikleri, dünyada olup bitenlere kör, sağır ve primitif tavrı ne'yle ve nasıl açıklamalı acaba?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |