|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin 'siyasi gündemi'nde iki konu başlığı var: 1. Kasım başında 'erken seçim'; 2. AB'ye uyum yasalarının Eylül sonundan önce çıkarılması. Her ikisinin de gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin 'kuşkular' tümüyle dağılmış değil. İkincisi, birincisine oranla daha zor. Birincisinin, yani 3 Kasım 2002'de bir 'erken seçim' ihtimalinin çok yüksek olmasından ötürü; ikincisinin gerçekleşebilmesi ihtimali azalıyor. Önceki gün Bülent Ecevit'in, geçen haftaki 'liderler zirvesi'nde varılan '3 Kasım'da erken seçim mutabakatı'ndan aniden yan çizmesi; bu arada üç koalisyon ortağından ANAP'ın yine 'suret-i hak'tan gözükerek, 'önce AB'ye uyum yasalarını çıkaralım; daha sonra seçim kararı alalım' demesi; bunun üzerine MHP'nin '3 Kasım'dan sonraya bırakılacak bir erken seçim söz konusu olursa, hükümette kalmam' diye 'rest' çekmesi üzerine kartlar yine karışmışa benziyordu. Bülent Ecevit, önce Ak Parti ve HADEP'in seçimlerden kazançlı çıkacağı kaygısıyla 'erken seçim'in 'rejim sorunu' ortaya çıkarabileceğini öne sürmesi; yani 'erken seçim'i caydırmak için 'öcü'den medet umması, acaba seçim sonuçlarının kendisinin ve partisinin yokolacağını görmesinden mi kaynaklanıyordu yoksa Ankara'daki bazı binaların 'rahatsızlığı'nın dışa vurumu muydu? Muhtemelen her ikisi de. İş böylesine 'ciddi' ise, yani 'rejim sorunu ihtimali'nden dem vurmaya başlayacaksak; Ecevit'in her ne pahasına olursa olsun, 3 Kasım erken seçimini engellemek için atacağı bir 'altın kurşun' var. İstifa etmek. Hükümetin istifasıyla yasama süreci duracağı ve yeni hükümet kuruluşu ve bunun takvimi çalışmaya başlayacağına göre, 3 Kasım'da erken seçim yapmak imkansız hale gelecek. Ne var ki, Ecevit, dün 'hükümetten çekilme sorumluluğunu üstlenemeyeceğini' söyleyerek ve üstelik 'erken seçim'i doğru bulmamakla birlikte, Tansu Çiller'le görüştükten sonra 'artık iş işten geçmiştir' diyerek, 'kerhen' de olsa, 3 Kasım'a yolu açmış görüntüsüne girdi. Niçin? Ne oldu? Bunu anlayabilmek şu kertede mümkün değil. Ancak, Bülent Ecevit'in -kim ne derse desin- şu Türkiye siyaset sahnesinin 'en kurt politikacısı' olduğunu ve her an yeni bir 'zar atacağını' hesaba almak gerekiyor. Siyaset sahnesinde Bülent Ecevit'ten kıdemlisi yok. 1957'den beri parlamentoda. Bu 'kurt'un midesine gidenler arasında, başta koca İsmet İnönü, Kamil Kırıkoğlu, Orhan Eyüboğlu, Turan Güneş, nice 'siyaset ustaları' bulunuyor. 'Kurt'un son hamlelerinden biri, Hüsamettin Özkan-İsmail Cem ekürisine 'raşitik doğum' yaptırtmak oldu. 'Gecekondu' bile YT kuruluşundan daha düzgün ve sağlam kurulurdu. YT'ciler, kuruldukları gün, bir 'kurucuları'nı yitirdiler, partinin kurulduğu gün bir 'kurucu', DSP'ye geri döndü. DSP, milletvekili sayısında YT'nin önünde. YT'nin Anadolu'daki DSP örgütlerinden sökebildiği ise devede kulak kabilinden. YT'nin 'kurtarıcısı' olarak beklenen 'Godot'nun yani Kemal Derviş'in ise gelip YT'ye katılacağı pek kuşkulu. Varsayalım ki, katıldı. Katıldığı anda, sakalı kesilen Goliath'ın, aniden iktidarını ve gücünü kaybetmesine benzer biçimde bir tür 'siyasi intihar'a kalkışmış olacağı besbelli. Kemal Derviş, örgütsüz ve oy potansiyeli şu sırada yüzde 0 ila 1 arasındaki YT'ye ne katar? Örgütsüz nasıl oy alınır? Yakınlaşan seçim günü, sandık başlarında kim bekleyecek? Onun katkısıyla, YT, bir miktar kımıldasa, 'baraj'ı aşabilir mi? İstanbul'daki (ve aynı medya grubunun Ankara'da ikamet eden) 'siyaset ve toplum mühendisleri'nin cevaplandırması gereken ve hiç cevaplandırmaya yanaşmadıkları sorular bunlar. YT'nin, bu pejmürde haliyle, 3 Kasım'a niye hevesli görünüyor; bunu da anlamak mümkün değil. Ne var ki, 29 Temmuz Pazartesi günü TBMM toplandığında, 3 Kasım tarihinde seçim kararı verilmesi için bu tarihe 'peki' diyen MHP, Ak Parti ve DYP'nin oyları, 'erken seçim'in söz konusu tarihte yapılması için haydi haydi yettiğini ve dün gelinen noktadan itibaren, 3 Kasım'ın seçim tarihi olacağını anlamak mümkün. Ya AB'ye uyum yasaları? Bence, bunların 3 Kasım'dan önce çıkabilmesini ummak gerçekçi değil. Nitekim, Başbakan Ecevit, bir 'gerçekçi tespit' yaparak, 3 Kasım 2002'nin seçim tarihi olarak belirlenmesinden sonra, bunların çıkarılabileceğini 'unutmak' gerektiğini vurguladı. Ağustos başından itibaren, 3 Kasım'da seçim olacağını bilen hangi parlamenteri TBMM'de tutabilirsiniz? Herkes, seçime endeksli olarak dört bir yana dağılacak. ANAP, 'AB Düzenlemeleri Teklif Taslağı' verecek. 14 yasada değişiklik yapılması gerekiyor: Türk Ceza Kanunu, Dernekler Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, RTÜK Kanunu, Basın Kanunu, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu, Yabancı Dil ve Öğretim Kanunu, Vakıflar Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Serbest Bölgeler Kanunu, Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanunu. Taslakta, TCK'da öngörülen değişiklikle terör suçlarında ölüm cezası kaldırılıyor ve bu ceza ağırlaştırılmış müebbet ağır hapise dönüştürülüyor. Ancak, savaş ve yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlara verilen ölüm cezaları korunuyor. Daha çok yakın bir geçmişte sabahlara kadar didinerek çıkarttıkları ve AB'ye uyumsuzluğu bizzat AB organları tarafından defalarca vurgulanan RTÜK Kanunu'nda getirilen değişiklikle Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapabilmesine imkan veriliyor. Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu'nun adının, 'Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun' diye değiştirilmesi öngörülüyor. Adama (yani Mesut Yılmaz'a) sorarlar: Türkiye, AB'ye Helsinki'de 'aday üye' ilan edildiğinde yıl 1999 idi. Bütün bu değişiklikleri talep eden 'Katılım Ortaklığı Belgesi', 2000 yılında verildi. Ulusal programdan başka herşeye benzeyen 'Ulusal Programı' Mart 2001'de verdiniz. Seçim kaygısı ve baskısı olmadan bunca yıldır iktidarda bulundunuz. Aklınız neredeydi?! ANAP, 'AB Uyum Yasaları'nı gerçekten çıkartmak istiyor; yoksa, şimdiden bu 'platform' üzerinde 'seçim kampanyası'na mı başladı? Aynı durum, 'Biz kayıtsız şartsız destek verdik ama ANAP..' diye her sözüne başlayan Tansu Çiller'in DYP'si için de geçerli. MHP, 'Ben demiştim. Bunların derdi aslında AB uyum yasalarını çıkartmak değildi. Hallerini görüyorsunuz' diyeceği 'seçim kampanyası'na başladı bile denebilir. Ak Parti'nin derdi başka. 'Şehire gelmiş ve kendisini 'Beyaz Türkler'e beğendirmek ve kabul ettirmek derdindeki köylü kızı' gibi davranıyor. Bu kadar parçalanmış (fragmante) bir 'siyaset topografyası'nda, herbiri 'deve dişi' gibi bu kadar yasanın, seçim tarihi belirlendikten sonra, geçmesini düşünmek, fazlaca iyimserlik olacak. Kaldı ki, 'AB prizması'ndan bakıldığında, mesele sadece hababam kanun değiştirmek de değil; uygulama. Türkiye, 'kanun çıkartmak ve değiştirmekte çok başarılı' ama bir 'uygulama fukarası' ülke görüntüsünde. Uygulamada kendisini AB normları açısından kanıtlayacağı bir vakit de yok. Dolayısıyla, Türkiye'nin AB ufkunun kararmaması için, artık, sadece 4 Kasım 2002 sabahı ortaya çıkacak 'Türkiye fotoğrafı'nın, 'AB yönünde kuvvetli bir irade beyanı' olmasına bel bağlamak gerekiyor. Zira, AB'nin de böyle bir Türkiye'ye sırtını çevirmesi, sanıldığı kadar kolay olmayacak. Türkiye, 'seçim güzergahı'na oturuyor. Bu, bir 'temsil yenilenmesi'dir. 'Siyasi belirsizlik'in ortadan kalkması için ekonomiye de yararlıdır. Ne zaman halka başvurulacak olsa; 'Ankara entrikaları'ndan evladır. 'Erken seçim' iyidir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |