T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Yumurtalı kitaplardan Çınaraltı Sohbetleri'ne

Dursun Gürlek, günümüzde sayıları oldukça azalan "kitap âşıklarından" biri. Biyografi alanındaki çalışmalarıyla tanınmakla birlikte, bir Osmanlı geleneği olan ve cumhuriyetin ilk dönemlerine kadar yaşanan kültür sohbetlerinin aşinası bir zat. Zaman zaman katıldığı çeşitli toplantı ve sohbet ortamlarında bilgisini çevresindekilerle paylaşan; kitaplardan ve kalem erbabından konuşulduğunda mütebessim çehresi parlayan Dursun Gürlek ile, Timaş Yayınları'nca neşredilen kitabı "Çınaraltı Kitap Sohbetleri" üzerine konuştuk.

Çınaraltı Kitap Sohbetleri'ni okuduğunuz kitapları okuyucu ile paylaşmak için mi, kültür sohbetleri geleneğini kitaba dönüştürmek için mi hazırladınız?

Evvela şunu söyleyeyim; ortaokul yılllarından beri kitaba karşı büyük bir sevgim, büyük bir alakam vardı. Köyümüze seyyar kitapçılar gelir, para ile değil eşya ile kitap satarlardı. Ben de yumurta verir, bulgur verir ve karşılığında kitap alırdım. O kitapların bende aziz bir hatırası var. O gün bugündür, eskilerin deyimi ile "kitap ile hemhal" bir hayat yaşadım. Bundan dolayı da son derece memnunum. Çünkü bizim medeniyetimiz kitap medeniyetidir. Öyle bir inanca mensubuz ki, ilk emri "Oku"dur.

Okumak kültürün ilk adımı herhalde?

Bir insanın kültürlü insan olması için evvela mütecessis ve meraklı olması gerekiyor. Mütecessis, yani araştıran, soruşturan, alaka duyan, koşan, hareket eden kimse demek. Mütecessisliğin sonu müfekkirliktir. Bir insanın mütefekkir, yani düşünür olması için öncelikle mütecessis olması lazım.

İnsan mütecessis olsa da her kitaba sahip olmak kolay mı, işin maddi boyutu var..

Büyük kütüphanelerin hepsi adeta birer kitap hazinesidir. Osmanlı medeniyetinden intikal eden kitap hazinelerini muhafaza eden Süleymaniye Kütüphanesi, Millet Kütüphanesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Atıf Efendi Kütüphanesi ve diğer büyük kütüphanelerdeki eserlerin bugün isimlerini bilenlerin sayısı bir elin parmakları kadardır. Çok kıymetli eserlerimiz bugün kütüphanelerimizde "mahfuz ve mahzun" bir şekilde bekliyor. "Kütüphaneler, ziyaretçisi olmayan mabedlerdir" diyordu rahmetli Cemil Meriç. Kısaca söylemek gerekirse, kitap medeniyetini, kitap sohbetlerinin yapıldığı mahfilleri tekrar eski şaşaasına kavuşturmak için kendi kültürümüzle barışmak gerekiyor, barışmak için de araştırmak gerekiyor.

Spor, müzik, sinema üçgenine hapsedilen günümüz insanları için Çınaraltı Kitap Sohbetleri'nin anlamı nedir?

Okuyarak, yaşayarak zevkine erdiğim eski kültürümüzün güzelliklerini -hiç değilse bir kısmını- bugünkü nesile aktarmak gayesiyle bu eseri hazırladım. Üstünde oturduğumuz hazinenin değerini bilmeyenlere bunu hatırlatmak, farkına varmasını sağlamak temel amacımdır. Topkapı Sarayı'nın maddi değeri ne ise Süleymaniye Kütüphanesi'nin değeri odur, hatta bence daha fazladır. Kitapsız bir medeniyet mümkün değildir. Bu nedenle Çınaraltı Kitap Sohbetleri'nde, tarih, edebiyat, şiir, musıkî gibi her türlü kültür sahasında kısa anekdotlarla okuyucularla yaşadığım hazzı paylaşmak istedim.

Kitabınızda sahhaflar ve sahhaflık mesleği hakkında ilginç anekdotlar yeralıyor. Bir sahhafı bugünkü kitapçılardan ayıran vasıflar nelerdir?

Sahhaflar "eski kitaplar satılan" mekanlar olarak bilinir. Ama bu sığ bir tarif olur, sahhaflar çok ayrı ve bambaşka bir âlemdir, ayrı bir kültürdür. Sahhaflık bizim tarihimizde çok eski bir gelenektir. Sahhaf, sıradan kitap satan insan demek değil, kıymetli kitabı kıymetli insana satan kimse demektir. Sahhaflar Şeyhi rahmetli Hacı Muzaffer Özak, biraz da latifeli bir şekilde "Sahhaf, ölenlerin kitaplarını ölecek olanlara satan kimsedir" derdi. Bunun nedeni de, eskiden paşaların, vezilerin, kitap meraklıların değerli kütüphaneleri olurdu. Bunlar vefat ettiği zaman hanımı veya çocukları hemen bu kitapları sahhaflara satarlardı. Bu yüzden "adam mezara, kitap mezata!" şeklinde bir söz de meşhur olmuştur.

Kitabınıza isim teşkil eden Çınaraltı'nın kitap sohbetlerindeki yeri nedir?

1930"lu ve 40"lı yıllarda Çınaraltı'nda Ali Nihat Tarlan, Mükrimin Halil Yinanç, Emin Ali Çallı, İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Hamamizade İhsan ve şu anda adları aklıma gelmeyen birçok kalem erbabı, o bildiğimiz çınarın altında şiir, tarih ve edebiyat sohbetleri yaparmış ve bunun adına da "yaz ikindileri" derlermiş. Malum, yaz ikindileri uzun olur. Buradaki sohbetlerden pekçok kimse istifade edermiş... O bir kültürmüş geldi geçti maalesef. Şimdi yine aynı insanlar orada bulunsa, aynı sohbetleri yapsalar, çevrelerinde onları dinleyecek seviyede insan bulmakta güçlük çekeriz.

'Tek sevgilim kitaptır, gerisi endişe ve gamdır'

Kitabınızda yeri geldikçe vurguladığınız "mecnun-u kitap" yani "kitap âşığı" insanlar vardır. Bir kitap âşığı portresi çizer misiniz?

"Benim tek sevgilim kitaptır. Gerisi mihnet, endişe ve gamdır" diyen Ali Emiri Efendi, kitap âşığı portresini veciz bir şekilde ifade etmektedir. Kitap âşıklarının varları yokları kitaptır. Bunların yüzde doksanı hiç evlenmemişlerdir, çünkü kitaplarla evlidirler. Çünkü kadın kıskanç bir varlıktır ve ortak istemez. Diğer bir husus, kitap âşığı elindeki avucundakini kitaba harcar, cebinde parası kalmayacakmış diye düşünmez. Bu yüzden kitap âşığı evlilik müessesesine pek sıcak bakmaz.

Ne iş yapar peki kitap âşıkları?

Ne iş yaparsa yapsın, mesleği önemli değildir. Hilmi Oflaz işportacılık yapardı ama kütüphanesinde otuz bini aşkın kitabı vardı. Kitap âşığı, bir insana beşeri olarak neler gerekliyse hepsinden fedakarlık yapıp vaktini kitaba ayırır. Uykusundan, gezmesinden, herşeyinden fedakarlık yapmaya hazırdır.

  • İSMAİL DEMİRCİ

  •  
    Ege, müziğe bu yaz da doyacak
    İzmir ve Ege'nin turizm beldeleri yaz günlerini müzik eşliğinde geçiriyor.
    Likya Kültür ve Sanat Festivali Kaş'ta yapıldı
    Antalya'nın Kaş İlçesi'nde düzenlenen 5. Likya Kültür ve Sanat Festival sona erdi.
    Festivalden festivale koştuk!
    İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın (İKSV), bu yıl düzenlediği film, tiyatro, müzik ve caz festivallerini toplam 180 bin 946 kişinin izlediği bildirildi. İKSV'den yapılan yazılı açıklamaya göre, vakfın gerçekleştirdiği 21. Uluslararası İstanbul Film Festivali'ni 102 bin kişi izledi. 13. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'ni 13 bin 585, 30. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'ni 21 bin 348 kişi, 9. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'ni ise 44 bin 013 kişi izledi.
    Yeni Dönem, yeniden yayında
    Yayınına bir süre ara veren Yeni Dönem Gazetesi, yeniden yayın hayatına geçti. Konularında uzman isimlerle, yayın kurulu ve yazar kadrosunu zenginleştiren gazete, yorumlarıyla kısa sürede dikkat çekmeye başladı. Yeni Dönem, genellikle bir haftanın gündemini işgal eden konuları, gelinen süreci ve arka planıyla manşete taşıyor. Harun Yahya, Recep Yazıcıoğlu, Prof. Sabri Tekir, Prof. Sefa Saygılı, Gülay Pınarbaşı ve daha birçok kalemi yazar kadrosuna dahil eden Yeni Dönem Gazetesi'nin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Enver Fatih Karakoç, gazete hakkında yaptığı açıklamada, "Tarihleri boyunca dünyada hiçbir toplumda rastlanmayan şekilde çarpıklıkların ve hukuksuzlukların ayyuka çıktığı Türk toplumunun, maddi-manevi, hakettiğine her zaman inandığımız bir yeni sayfa mutlaka açılacaktır" dedi. Haftada bir Cuma günleri yayınlanan Yeni Dönem, Arapça ve İngilizce setlerinin hediye edileceği bir kampanya başlattı. "İnsan fani, fikir bakidir" olgusuyla hareket eden gazete hakkında detaylı bilgi için tel: 0.312 230 54 40
    24 Temmuz 2002
    Çarşamba
     
    Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED