|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İlk sayısı 1976 yılının Aralık ayında yayınlanan Mavera dergisi "şiir"i sağ ve sol paradigmaların dışında, Anadolu insanının tarih, kültür ve sanatında arıyordu. Sağ ve sol çatışmalarının en yoğun olduğu yıllarda Mavera bir kuşağın üniversitesi oldu. Bir nesil sanatın değiştirici ve dönüştürücü gücünün bilincine Mavera dergisinin çevresinde oluşturulan düşünce ve eylem halkalarında vardı. Mavera Soğuk Savaş döneminde yayınlanan bir dergiydi. Ancak Türkiye'nin geleceğini Amerika ya da Rusya'da görmedi. Mavera'nın yönetim merkezi Ankara'daydı. Ancak Tokyo'dan Washington'a bütün dünyada dostları vardı. Kültür ve sanat sözkonusu olduğu zaman ya Mekke ya da Roma denilmedi. Her zaman hem Medine hem de Paris denildi. Mavera üçüncü sayısından itibaren "Edebiyatta Evrensellik ve Yerellik Konusu"nu tartışmaya başladı. Mavera "yerel" ancak "evrensel" bir kültür ve sanat dergisiydi. "Çevre"den "ekonomi"ye, "mimari"den "sinema" ve "televizyon"a, "şiir"den "deneme"ye her alana önem verildi. İnsanla ilgili hiçbir düşünce ve eyleme uzak durulmadı. Mavera İslam dünyasının Türkiye'de yayınlanan dergisiydi. Afganistan'ın "Sovyetler Birliği" tarafından işgalinden Amerika'nın "Siyah Müslümanları"na kadar bütün dünya derginin ilgi alanındaydı. Mavera deyince ilk defa akla rahmetli Cahit Zarifoğlu gelir. O derginin olduğu kadar yayınevi ve kitabevlerinin de lokomotifiydi. Zarifoğlu bir mıknatıs gibi çevresinde geniş bir manyetik alan oluştururdu. Onun yakınında olan herkes, büyük bir yardımlaşma ve dayanışma içinde yorulma bilmez bir üretme coşkusu duyardı. Hergün Avustralya'dan Amerika'ya onlarca mektup yazar, yüzlerce kişiyi de telefonla eyleme geçirirdi. Zarifoğlu'nun ölümünün onbeşinci yılında arkadaşları, dostları, sanat tutkunları, eylem vurgunları ve sevenleri biraraya gelerek "Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü" girişimini başlattılar. Girişime Mustafa Ruhi Şirin, Ali Kemal Temizer, Cevdet Karal ve Alim Kahraman öncülük ediyor. Erdem Bayazıt'tan Rasim Özdenören'e kadar Mavera dergisinin merkez ve çevresinde bulunmuş kültür ve sanat sevdalıları da destekliyor. Ülkelerden daha çok medeniyetlerin savaştığı Soğuk Savaş sonrası dönemde, medeniyetlerin elindeki en güçlü ve en etkili silah edebiyattır. Rahmetli Akif İnan'ın "Edebiyat ve Medeniyet Üzerine" isimli kitabında değişik kelimelerle tekrar tekrar vurguladığı gibi: "Medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmaz." Zarifoğlu bir şiir ustası olduğu kadar bir eylem ve girişim ustasıydı. Nuri Pakdil'in "Ankara'nın Kızılay'ında bir kitabevi açmak, bir üniversite açmaya benzer" dediği yıllarda O Kızılay'da bir değil, iki kitabevinin birden açılmasına öncülük yapmıştı. Kitabevlerinden biri Ankara'nın kitap ve sohbet merkezi Zafer Çarşısı'ndaydı. Öteki kitabevi de Kızılay'da ilginç bir rastlantıyla Fransız ve İngiliz kültür merkezlerinin tam karşısında yer almıştı. Abant Platformu'nda Liberal Düşünce Topluluğu'ndan Levent Korkut ve eşiyle uzun uzun Zafer Çarşısı'ndaki kitabevi çevresinde toplanan aydınların kulaklarını çınlattık. Recep Yumuk ve Ahmet Özalp'ın yönetiminde Akabe kitabevleri gerçekten bir edebiyat ve kültür üniversiteleri olmuştu. Soğuk Savaş döneminde ustaca körüklenen düşmanlıklara aldırmadan, farklı görüşlerden aydınlar Akabe kitabevlerinin çatısı altında biraraya gelerek, edebiyat ve kültür sohbetleri yapıyorlardı. Zarifoğlu onbeş sene sonra da olsa "Şiir seviyorum, öyleyse varım" diyenlere yeniden ışık tutuyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |