T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Derviş – Erdoğan

Önce Mehmet Ali Bayar'ın "makûl çoğunluğu" bir umut yarattı... Malûm çevreler, Bayar'ı yere göğe sığdıramıyordu. O "harika çocuktu"

Sonra, troyka baştâcı edildi. Başbakan Ecevit, vekâleti Hüsamettin Özkan'a verseydi, işler rayına girecekti. Saray darbesi gerçekleşmeyince, Özkan arkaya çekildi, Cem öne çıktı. Şu anda öyle bir noktaya gelindi ki, Derviş olmasa "troyka çökecek." Halk İsmail Cem-Özkan ikilisine teveccüh göstermeyince "İmdat Derviş!"

Şimdi, Derviş parlatılıyor; onun katılımıyla Yeni Türkiye Partisi'nin patlama yapacağı söyleniyor. 3 Kasım geliyor; Kartel, halâ adayını belirleyemedi.

Derviş'in çelişkisi

Derviş yürütmük istediği sosyal politikalarla, İMF şartlarını acaba nasıl bağdaştıracak? Batı'nın adamı imajını nasıl silecek? İMF'nin şartlarının takipçisi değil de, Türkiye'nin menfaatlerinin koruyucusu izlenimini yaratabilecek mi?

*   *   *

Bir başka çelişki de şu: Madem Derviş'siz Yeni Oluşum bir manâ ifade etmiyor, o zaman neden Derviş, Cem'in arkasında ikinci adam oluyor?

Karizması, Batı ile ilişkilerinin yanı sıra, bağımsız ve teknokrat kişiliğinden kaynaklanıyor. Şimdi, niçin Cem'i başkan yapmak üzere, siyasallaşmayı kabul etsin?

Ben, gene de, Derviş'in, kendisini Özkan-Cem ikilisinden kurtarmak üzere son bir hamle yapabileceği kanaatini taşıyorum.

*   *   *

DSP'den istifalar sürerken, 9'larla konuşan Derviş, Yeni Oluşum'un hükûmeti düşüreceğini, İsmail Cem ve Özkan'la birlikte kendisinin de merkezinde bulunacağı başka bir hükûmetin hemen kurulabileceğini söylemiş. Tabiî 3 Kasım'da seçim de olmayacak, belki süre, 2004'e kadar uzayacaktı. O zaman, AB yasalarını çıkarmış, ekonomiyi rayına oturtmuş olarak seçmen karşısına çıkacaklardı. Gerekirse, Anap ile de ittifak yapılacaktı.

Evdeki hesap çarşıya uymayınca, Derviş, şimdi, haklı olarak ayak sürüyor.

Kartel tenceresinde, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan'ın katkısıyla pişen yemeğin altı yandı.

Teke Tek

AK Parti'nin oy oranı % 30 civarında dolaşıyor. Çıkaracağı milletvekili sayısının 260 ilâ 278 arasında değişebileceği belirtiliyor.

Yeni Türkiye, sol renginden kurtularak, sosyal demokrat kimliğini gizleyerek merkezde yer tutmaya çalışırken, aslında AK Parti, merkezde yerini çoktan aldı bile. Araştırmalar, sadece Fazilet değil, diğer bütün partilerin tabanından AK Parti'ye seçmen geldiğini gösteriyor.

Tayyip Erdoğan'ın Teke Tek'teki performansı çok yüksekti. Doğrusu, Fatih Altaylı, Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmeni olur olmaz, kanalı demokratikleşme istikametinde büyük çaba sarfetmeye başladı. Ayrıca, Altaylı'nın tereddüt yaratan bütün soruları, Erdoğan'a, bir savcı değil, gazeteci üslubuyla sorması, kurcalaması, AK Parti liderinin başarısında önemli rol oynadı. Çanak bir program, daima programa iştirak edenin aleyhinedir. Tayyip Erdoğan, Altaylı sıkıştırınca, kendini tanıtma, iddiaları cevaplandırma fırsatını buldu.

Altaylı'dan sorular

1) Yolsuzluğa karıştınız mı?
Tayyip Erdoğan: Belediye kendi kaynaklarıyla 4 milyar dolar yatırım yaptı. Bizden önceki belediyeden devraldığımız 2 milyar dolar borcun 1 milyar dolarını ödedik. Yeni borç almadık. 4 milyar dolarlık yatırımda 1 milyar dolar yolsuzluk olur mu?

2) Akbil konusu?
Tayyip Erdoğan: Akbil, çeşitli müesseselere hizmet ediyor. Bu hizmet verdiği müesseselerden hiçbir şikâyet gelmedi. Zarara uğramışlarsa, onlar yargıya başvururdu. CHP yönetiminden birinin şikâyeti üzerine dava açıldı. O dava görüldü; tamamlandı. Gene aynı dosyayı gündeme getirdiler.

3) Albayrak'ları kayırmadınız mı?
Tayyip Erdoğan: 4 milyar dolarlık yatırımdan onlara isabet eden sadece 100 milyon dolar. Albayraklar, Dalan döneminden beri belediye personelini taşıyor. Bizimle aynı siyasi düşünceyi paylaştığı için, öteden beri yaptıkları işleri vermeyecek, onları cezalandıracak mıydık?

4) Belediyede kadrolaştınız mı?
Tayyip Erdoğan: 32 bin çalışan, işlerin çok fazla gelişmesine rağmen, sadece 34 bine çıktı.

5) Başörtülüleri belediyeye doldurdunuz mu?
Tayyip Erdoğan: Belediyenin iştiraklerinde, memur olmadıkları için, başı açıklarla başörtülüler birarada çalıştı. Zaten biz bu büyük uzlaşmayı sağlamalıyız.

6) Ramazan'da belediyenin lokantasını kapattınız.
Tayyip Erdoğan: Ramazan ayında lokantaya daha az talep olduğu için, bakım onarım işini o aya kaydırdık. Ama öğlen, isteyenlere gene yemek çıkıyordu.

7) Doğum kontrolüne ve nüfus planlamasına karşı mısınız?
Tayyip Erdoğan: Ben o lâfı, bir milletvekili, 2 çocuktan fazlasına ceza keselim yolunda bir teklif hazırladığı için sarfettim. Türkiye'nin genç nüfusunun bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Birey ve sivil toplum merkezli çabalara karışmayız. Herkes istediğini yapar. Devlet olarak bu işin içine girmeyiz.

8) Siz, devleti yönetecek çapta mısınız? Birikiminiz var mı?
Tayyip Erdoğan: 32 bin çalışanıyla koskoca İstanbul Belediyesi'ni başarıyla yönettim. Biz bir kadro hareketiyiz. Sevk ve idare önemlidir. Uygun insan bulacak, ona motivasyon verecek ve işi gece gündüz takip edeceksiniz. Bu takibimiz ve arkadaşlarımız olmasaydı, 180 km. uzaktan Istranca dağlarından su getirip, 2020'ye kadar İstanbul'un su problemini halledemezdik. Bir başka misâl, günde 1.5 milyon ekmek üreten Halk Ekmek kurulmasaydı, bugün halkımızın temel gıdası olan ekmeğin fiyatı 500 bin liraya çıkardı.

9) Referansınız İslâm mı? Siz şeriatçı mısınız?
Tayyip Erdoğan: Elhamdülillah Müslüman'ım. Biz, din eksenli bir parti değiliz. Devletin temel nizamını dinî esaslara dayandırmıyoruz. Anayasa'nın 2'nci maddesinde öngörüldüğü gibi demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletini savunuyoruz.

10) İçkiyi yasakladınız.
Tayyip Erdoğan: Anayasa'nın 56'ncı maddesi, "devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla mükelleftir" diyor. Özel lokantalar ne yaparsa yapsın. Ama ben devlet olarak, belediye olarak, bunu teşvik etmem. Ayrıca Tekel'i de özelleştireceğiz.

11) Oğlunuz ehliyetsizken kaza yaptı, bir kişinin ölümüne sebebiyet verdi.
Tayyip Erdoğan: Hayır oğlumun ehliyeti vardı. Kazada % 100 karşı taraf hatalı bulundu. Oğlum yargılandı ve beraat etti.

12) Nasıl oluyor da düğünde oğlunuza 500 bin dolarlık altın ve takı geliyor?
Tayyip Erdoğan: Biz nikâhı evlendirme dairesinde kıydırdık. 6 bin kişi davet ettim. 30 yıldır siyasetin içindeyim. Geniş bir muhitimiz ve dost çevremiz var.

Katılımcı modernleşme

Keşke başka kanallar da fırsat verse, Erdoğan zihinlere takılan soruları karşılamaya devam etse.

"Tayyip Erdoğan neden önemli?" diye soranlara şu cevabı verebiliriz: Türkiye'nin 200 yıllık modernleşme projesi, toplum mühendisliğine dayanıyordu. Çağdaşlaşma, yerel kimliğin ve inançların terk edilmesi, kimlik değiştirme biçiminde algılanıyordu.

Yeni süreç aslında, Erbakan ile başladı. Erbakan, partisini yavaş yavaş farklı kişilere açtı. Ayrıca kadınları aktif politika içine sokarak, onlara şahsiyet kazandırdı. Refah Partisi'nde "kadının adı vardı" Fazilet ise, adeta, özeleştirinin laboratuvarı oldu. "Yenilikçiler", değişimi hızlandırmaya talip öncülerdi. "Din eksenli siyaset yapılmaz; parti içi demokrasi sağlanmalı; milli değerlerle, Batı'nın özgürlükleri bağdaştırılmalı..."

Fazilet kapanınca, "Yenilikçiler" AK Parti'de biraraya geldi.

Şimdi, söylemleriyle, geniş halk kitlelerini peşlerinden sürükleyip, kalıcı bir değişimin, uzlaşma ve barışın temellerini atıyorlar.

Nasıl ki, Demokrat Parti sayesinde, devlet partisi olan CHP yenik düşmüş ama, halk demokratik bir ortama adım atarken, Cezayir tecrübesi yaşanmamıştı; şimdi de AK Parti sayesinde tepeden inme değişimin yerini katılımcı modernleşme alıyor.

Avrupa Birliği'ne destek, bireyi devletin önünde tutan özgürlükçü anlayış ve liberal değerler toplumda kök salıyor.

AB yasaları

29 Temmuz'da Meclis açılacak. MHP, DYP, AK Parti ve Yeni Türkiye önce seçim kararı alınsın istedikleri için, çoğunluk bu tarafta. Danışma Kurulu'nda ittifak sağlanamayınca Meclis'te oylama yapılacak. Bir iki saat içinde seçim kararı çıkar.

"Seçim kararı çıkarsa, AB yasaları görüşülemez" iddiası aldatmaca. Henüz listeler hazırlanmadan, kimin aday olacağı belli olmadan, milletvekilleri nereye gidebilir ki?

AB ile ilgili düzenlemeler, 10-15 maddelik tek bir kanun teklifi olarak gelecek. Metin üzerinde uzlaşılırsa, kısa sürede Meclis'ten geçer.

Şu işe bakınız ki, AB'den sorumlu olan Mesut Yılmaz, bugüne kadar böyle bir hazırlığı yapmamıştı. Ancak 29 Temmuz'a yetiştirebiliyor.

İsmail Cem, "Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" diyor.

Ne yaptı? Ulusal Program'a, "Kürtçe eğitim ve yayın" hususlarının konulmasını bile sağlayamadı. Kopenhag kriterlerine uyumu hızlandırarak, AB'den müzakere takvimi mi aldı?

Papandreu ile sirtaki yapmanın ötesinde, Kıbrıs probleminin çözümü yolunda adım mı attı?

Başörtüsü ile sorunu yok ama, Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu yanı başında...


24 Temmuz 2002
Çarşamba
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED