|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce Mehmet Ali Bayar'ın "makûl çoğunluğu" bir umut yarattı... Malûm çevreler, Bayar'ı yere göğe sığdıramıyordu. O "harika çocuktu" Sonra, troyka baştâcı edildi. Başbakan Ecevit, vekâleti Hüsamettin Özkan'a verseydi, işler rayına girecekti. Saray darbesi gerçekleşmeyince, Özkan arkaya çekildi, Cem öne çıktı. Şu anda öyle bir noktaya gelindi ki, Derviş olmasa "troyka çökecek." Halk İsmail Cem-Özkan ikilisine teveccüh göstermeyince "İmdat Derviş!" Şimdi, Derviş parlatılıyor; onun katılımıyla Yeni Türkiye Partisi'nin patlama yapacağı söyleniyor. 3 Kasım geliyor; Kartel, halâ adayını belirleyemedi.
Derviş'in çelişkisi
Derviş yürütmük istediği sosyal politikalarla, İMF şartlarını acaba nasıl bağdaştıracak? Batı'nın adamı imajını nasıl silecek? İMF'nin şartlarının takipçisi değil de, Türkiye'nin menfaatlerinin koruyucusu izlenimini yaratabilecek mi?
Bir başka çelişki de şu: Madem Derviş'siz Yeni Oluşum bir manâ ifade etmiyor, o zaman neden Derviş, Cem'in arkasında ikinci adam oluyor? Karizması, Batı ile ilişkilerinin yanı sıra, bağımsız ve teknokrat kişiliğinden kaynaklanıyor. Şimdi, niçin Cem'i başkan yapmak üzere, siyasallaşmayı kabul etsin? Ben, gene de, Derviş'in, kendisini Özkan-Cem ikilisinden kurtarmak üzere son bir hamle yapabileceği kanaatini taşıyorum.
DSP'den istifalar sürerken, 9'larla konuşan Derviş, Yeni Oluşum'un hükûmeti düşüreceğini, İsmail Cem ve Özkan'la birlikte kendisinin de merkezinde bulunacağı başka bir hükûmetin hemen kurulabileceğini söylemiş. Tabiî 3 Kasım'da seçim de olmayacak, belki süre, 2004'e kadar uzayacaktı. O zaman, AB yasalarını çıkarmış, ekonomiyi rayına oturtmuş olarak seçmen karşısına çıkacaklardı. Gerekirse, Anap ile de ittifak yapılacaktı. Evdeki hesap çarşıya uymayınca, Derviş, şimdi, haklı olarak ayak sürüyor. Kartel tenceresinde, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan'ın katkısıyla pişen yemeğin altı yandı.
Teke Tek
AK Parti'nin oy oranı % 30 civarında dolaşıyor. Çıkaracağı milletvekili sayısının 260 ilâ 278 arasında değişebileceği belirtiliyor. Yeni Türkiye, sol renginden kurtularak, sosyal demokrat kimliğini gizleyerek merkezde yer tutmaya çalışırken, aslında AK Parti, merkezde yerini çoktan aldı bile. Araştırmalar, sadece Fazilet değil, diğer bütün partilerin tabanından AK Parti'ye seçmen geldiğini gösteriyor. Tayyip Erdoğan'ın Teke Tek'teki performansı çok yüksekti. Doğrusu, Fatih Altaylı, Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmeni olur olmaz, kanalı demokratikleşme istikametinde büyük çaba sarfetmeye başladı. Ayrıca, Altaylı'nın tereddüt yaratan bütün soruları, Erdoğan'a, bir savcı değil, gazeteci üslubuyla sorması, kurcalaması, AK Parti liderinin başarısında önemli rol oynadı. Çanak bir program, daima programa iştirak edenin aleyhinedir. Tayyip Erdoğan, Altaylı sıkıştırınca, kendini tanıtma, iddiaları cevaplandırma fırsatını buldu.
Altaylı'dan sorular
1) Yolsuzluğa karıştınız mı?
2) Akbil konusu?
3) Albayrak'ları kayırmadınız mı?
4) Belediyede kadrolaştınız mı?
5) Başörtülüleri belediyeye doldurdunuz mu?
6) Ramazan'da belediyenin lokantasını kapattınız.
7) Doğum kontrolüne ve nüfus planlamasına karşı mısınız?
8) Siz, devleti yönetecek çapta mısınız? Birikiminiz var mı?
9) Referansınız İslâm mı? Siz şeriatçı mısınız?
10) İçkiyi yasakladınız.
11) Oğlunuz ehliyetsizken kaza yaptı, bir kişinin ölümüne sebebiyet verdi.
12) Nasıl oluyor da düğünde oğlunuza 500 bin dolarlık altın ve takı geliyor?
Katılımcı modernleşme
Keşke başka kanallar da fırsat verse, Erdoğan zihinlere takılan soruları karşılamaya devam etse. "Tayyip Erdoğan neden önemli?" diye soranlara şu cevabı verebiliriz: Türkiye'nin 200 yıllık modernleşme projesi, toplum mühendisliğine dayanıyordu. Çağdaşlaşma, yerel kimliğin ve inançların terk edilmesi, kimlik değiştirme biçiminde algılanıyordu. Yeni süreç aslında, Erbakan ile başladı. Erbakan, partisini yavaş yavaş farklı kişilere açtı. Ayrıca kadınları aktif politika içine sokarak, onlara şahsiyet kazandırdı. Refah Partisi'nde "kadının adı vardı" Fazilet ise, adeta, özeleştirinin laboratuvarı oldu. "Yenilikçiler", değişimi hızlandırmaya talip öncülerdi. "Din eksenli siyaset yapılmaz; parti içi demokrasi sağlanmalı; milli değerlerle, Batı'nın özgürlükleri bağdaştırılmalı..." Fazilet kapanınca, "Yenilikçiler" AK Parti'de biraraya geldi. Şimdi, söylemleriyle, geniş halk kitlelerini peşlerinden sürükleyip, kalıcı bir değişimin, uzlaşma ve barışın temellerini atıyorlar. Nasıl ki, Demokrat Parti sayesinde, devlet partisi olan CHP yenik düşmüş ama, halk demokratik bir ortama adım atarken, Cezayir tecrübesi yaşanmamıştı; şimdi de AK Parti sayesinde tepeden inme değişimin yerini katılımcı modernleşme alıyor. Avrupa Birliği'ne destek, bireyi devletin önünde tutan özgürlükçü anlayış ve liberal değerler toplumda kök salıyor.
AB yasaları
29 Temmuz'da Meclis açılacak. MHP, DYP, AK Parti ve Yeni Türkiye önce seçim kararı alınsın istedikleri için, çoğunluk bu tarafta. Danışma Kurulu'nda ittifak sağlanamayınca Meclis'te oylama yapılacak. Bir iki saat içinde seçim kararı çıkar. "Seçim kararı çıkarsa, AB yasaları görüşülemez" iddiası aldatmaca. Henüz listeler hazırlanmadan, kimin aday olacağı belli olmadan, milletvekilleri nereye gidebilir ki? AB ile ilgili düzenlemeler, 10-15 maddelik tek bir kanun teklifi olarak gelecek. Metin üzerinde uzlaşılırsa, kısa sürede Meclis'ten geçer. Şu işe bakınız ki, AB'den sorumlu olan Mesut Yılmaz, bugüne kadar böyle bir hazırlığı yapmamıştı. Ancak 29 Temmuz'a yetiştirebiliyor. İsmail Cem, "Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" diyor. Ne yaptı? Ulusal Program'a, "Kürtçe eğitim ve yayın" hususlarının konulmasını bile sağlayamadı. Kopenhag kriterlerine uyumu hızlandırarak, AB'den müzakere takvimi mi aldı? Papandreu ile sirtaki yapmanın ötesinde, Kıbrıs probleminin çözümü yolunda adım mı attı? Başörtüsü ile sorunu yok ama, Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu yanı başında...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |