AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Hayat ağacı

Kuru dalların tomur tomur kabarıp canlandığına, bir gelin gibi süslenip çiçeklendiğine şahit olmadık mı bir mevsim önce? Ne çabuk alıştık biz bu kıpırtıya; neden aldık gözlerimizi ağaçlardan. Oysa hâlâ "bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda". İyi bakın, sarımtrak bir renk ha düştü, ha düşecek yapraklarına. Her birimizin en içine düştüğü; düşeceği gibi.

Bu gelen, ağustostur. Güneşin şöyle iyice bir abanıp yeryüzünün üstüne, sonra pılını pırtısını toparlayıp, huzurdan çekileceği vakitlerin erken habercisi.

Kış boyu bekleyip durmuşuzdur oysa ilkbaharı. Tıpkı, yeryüzüne ve büyüklerine kendi boy hizalarından bakan ve, bir gün gelecek ben de büyüyeceğim, diyen çocuklar gibi.

Boy atarız biz de ılık iklimlerde, hayata doğru taze sürgünler veririz. Köklerimiz cılız ve çekingen tutunur toprağa.

Dallara su yürürken, damarlarımızda akan kan da heyecana tutulur. Bir rengimiz olur, göz alır biçimimiz. Yeşillenir, çiçekleniriz farkına bile varmadan.

Bahardır ya bu, göz açıp kapayana geçer. Zaman dar, sanrısı uçucudur. Genç olmanın ağırlığı dayanılmazdır ama sonuçta. Çok olur sıkıntısı; olanla olabilecek olan arasında didişir durursun bir kendinle, bir hayatla.

Hayatla buluşulur, uyuşulur bir vakitten sonra. Uyuşturmuştur aslında hayat bizi. Kabullenirsin; su boğar, ateş yakar! Güneşten ve yağmurdan kaçacak bir saçak altı olur tek derdin. Arayıp bulur, sığınırsın.

Bir kere sabitleyince kendini, hayatını; sonrası daha da hızlı gelir. Bir avuç su olur hayat, akar gider parmaklarının arasından. Köklerin güvenle yayılırken toprağın altına, gölgen genişler. Ter-ü taze dalların kabuk bağlar. Meyvelerin olgunlaşmış; pıt pıt dökülmektedir gövdeden. Yerin altındaki dostların sayısı üstündekilerden fazla olur zamanla. Ömrün azalır.

Sonra vakti gelir işte, en başından beri beklenenin. Bir çağrıya bakar hepsi. Gün döner, ömür biter. Bir hayal olur yaşadığın, gövde düşer toprağa...

Siz hangi mevsimdesiniz? Ne farkeder, hayattasınız işte. Henüz vaktiniz var demektir; bir gülü koklamaya, ayaklarınızı suya sokmaya, en yakınınızdakinin gözlerinin içini ısıtacak denli sıcacık gülümsemeye. Hayatı büyütmeye.

Esirgemeyin öyleyse kendinizi bunlardan.

Çıkarın ayakkabılarınızı, gidin serin çimlere basın çıplak ayakla. Toprağa uzanıverin boylu boyunca, sırtınız şöyle iyice bir kütürdesin.

Çemreyin paçalarınızı, sokun ayaklarınızı denize; serin sulara. Güneşin batışını, ayın doğuşunu seyredin mesela sabırla susarak, başka iş edinmeyin sakın. Gök giyinince lacivertlerini, boynunuz tutuluncaya dek bakın yukarı, kısın gözlerinizi, tek tek dokunun yıldızlara. Sabah ezanlarını asla kaçırmayın, gecenin gündüze dönüş sancısı bile, tek başına duyumsatmaya yetecektir size yaşamakta olduğunuzu.

Ötelerden kokular taşıyan bir bebeğin yanağına dokunun mutlaka, çocukların başını okşayın. Hiç tanımadığınız bir kıza, durduk yerde bir gül uzatın. Kırgın olduklarınızı affedin, helalleşin. Sevdiklerinize sevginizi çekinmeden söyleyin. Hafifleyin. Ne yapın yapın, bir büyüğünüzden hayır dua almadan günü asla tamamlamayın.

Ama hepsinden önce, mutlaka ama mutlaka, gidin ve bir ağacın gövdesine sımsıkı sarılın....


2 Ağustos 2003
Cumartesi
 
FADİME ÖZKAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED