|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'ı gizli pazarlıklar ve yoğun ateş gücü ile kolay işgal eden Amerika, şimdi şaşkına dönmüş durumda. Direniş süreci genel seyrini izler ve tahmin edildiği gibi güçlenirse şaşkınlık paniğe dönüşecek. Şimdilik sadece Sünni Araplar'ın direnişiyle yüzleşmekte zorlanan Amerika, Şiiler'in siyasi güç elde etmemesi için yoğun çaba sarfediyor. Irak nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bu kesim üzerinde de denetim kuramazsa asıl o zaman kıyamet kopacak. Bunun için ABD-İran ilişkilerinin seyrini çok yakından izlemek gerekir. Şiiler'in işgal yönetimine yönelik tavrını büyük oranda belirleyecek olan İran-ABD ilişkilerinin seyri ise sadece Güney Irak'a değil, Lübnan'dan Afganistan'a kadar uzanan bölgede etkisini gösteriyor. Kuzey Irak'ta İran-PKK çatışması, İran ve Suriye'nin PKK'ya yönelik operasyonları, Afganistan'daki ABD-Taliban görüşmeleri, İran'ın arabuluculuğu ile başlayan Gülbettin Hikmetyar ile Kuzey İttifakı olarak bilinen ve ABD'nin Afganistan işgaline destek veren Burhaneddin Rabbani arasında oluşturulmaya çalışılan ittifak ABD-İran ilişkilerinin geleceğini dolayısıyla Irak'ın geleceğini çok yakından ilgilendiriyor. Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev'in ölümü ise, Kafkaslar'da ABD, Rusya, Türkiye ve İran'ın aktif rol alacağı yeni bir belirsizliğe kapı açabilir. Bunun Kafkaslar ve Orta Asya kadar, Irak ve Afganistan üzerindeki satranç oyununa da derin etkileri olacak. Ortadoğu-Orta Asya coğrafya parçasında hiçbir gelişme birbirinden bağımsız değil. "ABD-İngiltere-İsrail üçlüsü"nün yeni küresel savaşının ağırlık merkezi olan bu bölgede her gelişme birbiriyle bağlantılı ve dikkatle izlenmeli.
Meydan okuyan Amerika "yalvaran Amerika" oldu
ABD Irak'ta asıl zorluğu işgal sonrası yaşayacağını yeni yeni farkediyor. Ancak, hazırlıksız olduğundan, bu günü öngörenlerin beklentisinden bile çok daha önce başlayan direnişe karşı nasıl politika geliştireceğini belirlemekte zorlanıyor. Şu ana kadar geliştirebildiği en belirgin politika, direnişçilere karşı Amerikan askerlerine kalkan olacak en az 30 bin kişilik bir yabancı gücü Irak'a taşıyabilmek. Bu amaçla asker istediği ülkelere adeta yalvarıyor. İşgal öncesi Birleşmiş Milletler'e, BM şartını öne süren ülkelere, işgale karşı çıkanlara hatta destek vermeyen ülkelere askeri ve siyasi gücünü baskı aracı olarak kullanan, tehdit eden, şantaj yapan Amerika yok artık. Şimdi "yalvaran", "asker satın almak" için her türlü tavizi vermeye ve asker istediği ülkelerin ayaklarının altına kırmızı halı sermeye hazır, askeri destek ve silah teknolojisi transferleri taahhüt eden, Vietnam'dan sonra ikinci kez bir halka karşı savaşmakla yüz yüze gelen ve bu savaşı kazanma umudu olmayan, bunun için de Irak halkını paralı askerlerle kapıştırmayı tek formül olarak gören Amerika var. Yoğun olarak eski Doğu Bloku ülkeleri ve Latin Amerika'dan askeri destek arayan ABD, asker için üç ülke üzerinde ısrarla duruyor: Türkiye, Hindistan ve Pakistan. Bu üç ülkenin asker göndermesi, dün Irak'taki direnişle ilk kez yüzleşen Polonya'nın asker göndermesinden çok daha önemli. Türkiye ve Pakistan'ın İslam coğrafyasına bir parçasını yabancı bir işgal gücünün yerleşmesini sağlama, en önemlisi de, bu gücü orada meşrulaştırma gibi sembolik anlamları var. Türkiye'nin Irak'a asker göndermesinin İslam dünyasında hatta dünya genelinde en temel anlamı bu. ABD bu psikolojik desteği hiçbir ülkeden alamayacağını biliyor. Türkiye-İsrail-Hindistan formülü ve Amerika-Hindistan pazarlığı
Amerika'nın Hindistan'la yürüttüğü pazarlıklar Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. BM kararı olmaması ve kamuoyunun baskıları nedeniyle ABD'nin 17 bin kişilik asker teklifini geri çeviren Hindistan, yeni bir manevrayla karşı karşıya. Bush yönetimi şimdi Yeni Delhi'ye asker silah barter'ı öneriyor. ABD'nin teklifi şu: ABD-İsrail ortak yapımı Arrow-2 füze sistemlerinin İsrail tarafından ABD'nin onayıyla Hindistan'a verilmesi. Ayrıca hem sivil hem de askeri amaçlı kullanılabilen "teknoloji transferi"nin önünün açılması. Amerika'nın yönlendirmesiyle İsrail ile Hindistan arasında varolan nükleer, biyolojik ve kimyasal silah teknolojisi alanındaki ortak çalışmalar bu teklifle yeni bir evreye girebilir. ABD-Türkiye-İsrail arasında oluşturulan ve "Türk-İsrail ekseni" olarak bilinen stratejik işbirliği ile aynı dönemde bir de "İsrail-Türkiye-Hindistan" formülü devreye sokulmuştu. Türkiye, böylece İsrail ve Hindistan'la birlikte "İslam tehdidi"ne karşı ön cephede yer almış, Keşmirlileri terörist ilan etmişti. Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit'in Hindistan'a gidip Pakistan'a gitmemesiyle kendini gösteren bu yakınlaşma, Türk-Pakistan ilişkilerini bozmuştu. Hindistan Dışişleri Bakanı Yashwant Sinha, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak pazartesi günü Ankara'ya gelecek. Bu ziyaretin Irak'a asker gönderme ve Türkiye-İsrail-Hindistan arasında ABD ve İsrail'in çıkarlarına göre şekillenen işbirliği sürecinin yeniden harekete geçmesiyle ilgisinin olup olmadığı yakında anlaşılır. ABD-Hindistan pazarlığı Türkiye'yi sanılandan çok daha yakından ilgilendiriyor. Sanki birileri Türk-İsrail ekseni ve Türkiye-İsrail-Hindistan yakınlaşmasını yeniden diriltmeye çalışıyor. Hem de "ABD-İngiltere-İsrail üçlüsü"nün Türkiye'yi tarihinin en büyük güvenlik sorunuyla karşı karşıya bıraktığı bir dönemde. Asker gönderme tartışması biraz genişletilince bakın nerelere kadar gidiyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |