AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
MGK Kanunu'da kalanlar...

28 Şubat'ın sıcak günlerinde eski Genelkurmay başkanlarından Doğan Güreş Milliyet gazetesine verdiği bir beyanatta şöyle demişti:

"Anayasamızda tanımlandığı gibi MGK, Millî Güvenlik Siyaseti'ni tayin eder ki, bu bütün politikaların tanrısıdır, anayasasıdır. Buna aykırı davranılması düşünülemez..."

Bu cümle Türk siyasal sisteminin özünü bir çırpıda resmeder.

Sorun sadece asker sorunu değildir.

Sorun, toplum talep-siyasal karar ilişkisini manasız kılan, siyasi partilerin varlıklarını boğan, siyasi alanı daraltan bir anti-siyaset, dolayısıyla anti-toplum düzenidir. Bu düzenin itici gücü siyasi iktidar karşısında devlet iktidarını temsil eden askerin varlığıyla elbette askeri vesayet sistemidir.

İlke açısından demokratik modelin tersini ifade eden bu düzen, fiili olarak da Kürt sorunundan başlamak üzere son yıllarda yaşanan bunalımların ana kaynaklarından birisi olmuştur.

Toplum-devlet çatışması, siyasetin toplum nezdinde örselenmesi, büyüyen ve karşılıksız kalan toplumsal taleplerin şiddet ve kaos merkezli durumlar üretmesi bu düzenin sonucudur.

7. Uyum Paketi'nin önemi bu soruna el atmış olmasından kaynaklanıyor.

Paketle gelen değişikler anti-siyaset düzeninin taşıyıcı mekanizmasını, askeri vesayet rejimini sarstı.

Bununla birlikte mevcut düzenin "ana fikri"nde, bu "fikri üreten yasal cihazlar"ında bir değişiklik olmadığını da not etmek gerekiyor.

Bu cihazlar, Güreş'in beyanatında yer alan Milli Güvenlik Siyaseti, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve milli güvenlik kavramlarından oluşuyor.

Bu cihazların değiştirilmesinin belki siyaseten zamanı değildi.

Ancak bilmek gerekir ki, gerçek bir sivilleşme ve temsili açıdan tam bir demokrasinin tesisi "devlet iktidarı-siyasi iktidar farklılaşması"nın ortadan kaldırılmasıyla ve buna ilişkin tüm cihazların elden geçirilmesiyle mümkündür.

Nitekim 2945 sayılı MGK Kanunu'nun 2. Maddesi, milli güvenlik kavramını "devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması" olarak tanımlanmaktadır.

Geniş ve muğlak bir nitelik taşıyan bu tanım milli güvenliği sosyal, kültürel alanlara taşımakta, iç politikaya uzanmakta, fiilen ve geleneksel olarak iç tehdit adı altında ele alınan toplumsal hareketler ve taleplere, eğitim ve sanayi politikalarına uzanmakta, ayrıca yürütmenin yetki alanıyla üst üste oturmaktadır.

Kısacası bu tanım devlet iktidarı-siyasi iktidar farklılaşmasının can alıcı noktalarından birisini oluşturmaktadır.

Aynı maddede "devletin milli güvenlik siyaseti" ise şöyle tanımlanmaktadır: "Milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacı ile Milli Güvenlik Kurulunun belirlediği görüşler dahilinde, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasları kapsayan siyaset..."

Bu tanımla, milli güvenlik, eğitimden sivil toplum örgütlerine, Kıbrıs meselesinden teknolojik yatırımlara kadar iç ve dış politik çerçevede temel politikaları milli hedefler adı altında belirleyen, bunları MGK'nın görüşleri çerçevesinde şekillendiren siyaset üstü bir ana politika haritası haline dönüşmektedir.

Bu politikayı bir kod haline getiren Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, varlığını hala korumaktadır.

Demokratik düzenlerde böyle bir şey olamaz...

Önce Genelkurmay, sonra MGK karargahında asker tarafından hazırlanan, her beş yılda bir gözden geçirilerek siyasi iktidarın zorunlu onayına sunulan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi diye bir metin, her konuda, her siyasetçinin, her bürokratın önüne ana harita olarak konamaz...

Demokrasilerde atılan her adım, alınan her karar, onu alma yetkisine sahip makamın bu girişiminden dolayı hukuki sorumluluk taşımasını gerektirir. Demokrasilerde toplumsal taleplerin, toplumsal, siyasi ve ekonomik gereklerin tayini, seçimleri kuşatan temsil mekanizmasının ve denetleyici hukuk mekanizmasının dışında, üstelik beş yıllık katı planlarla şekillenemez.

Sivilleşmenin tamamlanması, devlet-siyaset arasındaki garip hiyerarşinin sona erdirilmesi için bu konulara el atmak, şu ya da bu zamanda kaçınılmaz olacaktır.

Elbette bu çerçevede altı çizilmesi gereken daha pek çok konu var...

Örneğin, aynı yasada MGK'nın bundan önceki yetkilerini kullanması için öngörülen bilgi ve belge meselesi var. Buna göre (19. Madde) "Bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine gerekli olan açık ve her derecede gizli bilgi ve belgeleri sürekli veya istenildiğinde vermek zorundalar..."

Demokrasilerde böyle zorunluluk olamaz; bakanlıklar ve kamu kuruluşları MGK'nın alt birimi haline çevrilemez...

MGK Kanunu'ndaki diğer aksaklıklara ve sivilleşme için atılması gereken diğer adımlara bu konudaki son bir yazıyla salı günü değineceğiz...


9 Ağustos 2003
Cumartesi
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED