AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

K Ü L T Ü R
Kurtuluş kemençede

  • MEHTAP GÜR / mehtapgur@yahoo.com
    Kimilerine göre kurtuluş kemençedeydi. Milliyet gazetesinin 03 Aralık-2002 günkü haberinde ince zekaları ve esprileriyle ünlü Karadenizliler gündeme oturmayı "kemençe kurtuluştur" sözüyle başarmışlardı. Trabzonlu taraftarlar kulübe gönderdikleri yüzlerce mesajda takımın maçlara iyi motive olması için kemençe dinlemesini öneriyorlardı.

    Diğer taraftan başka bir gazetede sitem dolu bir haber kamuoyuna şöyle yansıyordu: "Kemençe Unutuluyor"!.. (2.Ocak 2003-Akşam) Gazetenin "Kemençe tarihe karışıyor" haberleriyle haykırdığı bu iddia, (29.07.2003-Damla) gazetesinin haberiyle adeta yalanlanıyordu. Habere göre kemençe halkı ayağa kaldırıyor: "Sinekli yaylası kemençe şenliğinde tam 250 kişi aynı anda ve sağanak yağmur altında günlerce horon tepiyor"du. Kemençe unutulmayı bırakın, dolu dizgin halka doğru koşuyor batıdan doğuya, hatta Güneydoğuya kadar tüm bölgeler o sesle oynayıp, o sesle coşuyordu.

    Kemençe, bazen daha da ileri gidilerek kadın erkek çekişmelerine dayandırılıyor "Kadınlar, kemençeyi erkeklerinin elinden almak için kolları sıvıyor"du. Kemençe bir müzik aletiydi ve "kadınlar, her alanda erkeklerin hakimiyetini kırmakta kararlı görünüyor"lardı. (5 Şubat 2000-Milliyet)

    Nesin? Hasret mi, kırık kalp mi, yıkık aşk mı, nesin?

    Kemençe gerçekte bu tartışmaların uzağında Karadenizin hırçın dalgaları arasından yükselen ıslak ve içli bir ses...

    Çok sevdiği aşkını bu hırçın dalgalara teslim eden güzeller güzeli Roza kemençenin içli çığlığı eşliğinde türkü yakarmış yitirdiği sevdiğinin adına. Rize ili adını bu aşka yanan Roza'dan almış derler. Roza, her gün denize karşı penceresinden umutla bakıp kayalıklara vuran hırçın dalgaların aşkını ona geri vermesini beklermiş. Kemençenin slow sesinin aşk ağrısını ağıta döndüren, sızı edip yüreğe çöktüren çığlığı, Roza'nın aşk acısının anıtı gibi durur kemençenin sesinde, soluğunda.

    Bu, Merhum şair Besim Berkmen'in dizelerinde harikulade ifade edilir:

    "Ta yürekten kopuyormuş gibi hummalı sesin, / Neye ağlar gibi, sızlar gibi titrek nefesin? / Nesin? Hasret mi, kırık kalp mi, yıkık aşk mı, nesin? / Ne kadar içli eninsin, ne hazin sende niyaz!.." .

    Yeşilin, mavi dalgaların hırçın köpüklerine teslim olduğu bu kıyılarda yaşayanlar kemençe adında kopan fırtınalardan habersiz Roza'nın göz yaşlarıyla seslendirdiği içli aşk türkülerini kemençe sesinde aramaya devam etmişlerdi. Sonu gelmez yağmur tanelerinde ise Roza'nın renkli göz yaşlarını... Bu öyle bitimsiz bir aşktır ki Doğu Karadeniz'in yeşiline sindiği gibi gökyüzünü de ağlatır ve yağmurların ardı arkası gelmez Karadeniz'de. Yılın yarısı yağmurlu, yarısı sisli geçer. Çünkü güzeller güzeli Roza, denizi seyrederken ya ağlar yada yoğun acısıyla hep hüzünlü dururmuş.

    Kemençe sesinin dokunduğu hırçın denizin kıyılarında yeşilin her tonunda ayrı bir aşk efsanesini saklı bulursunuz. Her biri sizi hayatın avuntusuz dağdağasından koparıp alır götürür sizi Karadenizin hırçın sularına.

    Hırçın denizin çocukları bu sazla seyrederler dalgaların kıyıya vuruşunu. Bu saz martıların çığlık çığlığa eşlik ettiği şarkıların coşkusu, hareketi ve bazen de ritmi olur.

    "Kemençe'de duyarsın martıların sesini, / Kemençe'de duyarsın, denizin bestesini..."

    Yiğitliği aşka dönüştürmüş hırçın denizin çocukları bakarsınız ki yiğitlik efsaneleri ve istiklal mücadelelerini de kemençeyle dilendirmiş:

    "Bir kırbaç olur yayın, nâmert yüzlerde şaklar, / Bir deniz olur coşar, kemençeyle "uşaklar"

    "Bu tellerde yiğitlik haykırış, hicran saklı, / Bu tellerde en güzel, en ulvî bir an saklı, / Taşarken gönlümüzden en ilâhî duygular, / Şaha kalkar bir belde, şaha kalkar arzular. / Yeşilden ilham alan ilâhî bir sestir bu, / Yeşile doğru koşan ezeli hevestir bu..."

    Tarihi, öncesi ve sonrasıyla kemençe o tiz çığlığıyla yüreklerde çınlamaya devam edecek gibi. Kemençe, insanlar ne derse desin kendi yerini kendi başına korumakta son derece kararlı görünüyor. Galiba kemençenin ait olduğu yer insanlığın yüreği!

    Hasret tüter kemençe çığlığında, kırık bir kalbin inleyen namesidir. Yıkık aşkların enkazları üzerinde tüllenen içli, yakıp geçen bir çığlık!

    Kemençe Kürtlerin mi, Lazların mı?

    Farsça kökenli bir ad olan Kemençe, tarih içerisinde popülaritesini hiç yitirmemiş olmalı ki benzer çalgılar kemençe diye şaşırtıcı bir biçimde adlandırılıyor, Macarlar Hedilgü, Bulgarlar gadulga, Yunanlar Lira diyerek sahiplenirken; Kürtler bu çalgının aslında kendi atalarının kültürleri olduğunu savunuyorlardı (06.16.2002-Özgür Politika) Gazetede yayımlanan röportaja göre "Kemençe Mezopotamya'dan çıkmış. Kürtlerin var oluşuyla beraber ilk müzik aleti kemençe olmuş. Yani kemençeyi Kürtler icat etmiş. Lazlar ve

    Araplar da kullanıyor."du. Ayrıca Kemençe sanılan her çalgı da Kemençe değildi bu arada... Merhum Çinucen Tanrıkorur, Aksiyon dergisinde 2 bölüm olarak yayımlanan yazısında: "Müzik eğitimimizdeki 75 yıllık fiyaskonun sonucu olarak, Kemençe dendiğinde halkımızın aklına hemen Doğu Karadenizde kullanılan laz kemençesi gelir... Bu sazla klasik müziğimizde kullanılan saz arasında yayla çalınması dışında hiçbir benzerlik yoktur." diyordu.


  •  
    Diyarbakır 'Diyar-ı Sanat' oldu
    DİYARBAKIR Sanat Merkezi'nde geçen yıl Eylül ayında hizmete girmesinden sonra düzenlenen etkinlikleri 17 bin kişinin izlediği bildirildi. Anadolu Kültür A.Ş'nin, sanatın büyük kentler dışında üretilip izlenmesini sağlamak, projeler geliştirip uygulamak amacıyla kurduğu Diyarbakır Sanat Merkezi, kentteki kültür-sanat yaşamına yeni bir pencere açtı. Düzenlenen sergi, söyleşi, film gösterimleri ve dinletilere Diyarbakırlı sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Merkez'de Adalet Ağaoğlu, Cevat Çapan, Aslı Erdoğan, Yıldırım Türker, Coşkun Aral, Uğur Yücel, Ece Temelkuran, Semih Poroy, Ali Akay, James Longley, Jale Parla, Murat Belge gibi pek çok sanatçı, yazar, çizer ve akademisyenin Diyarbakırlı sanatseverlerle buluştu.
    Altın Portakal jürisi belirlendi
    1-5 EKİM 2003 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 40. Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesinde düzenlenecek Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın jüri üyeleri belirlendi. Yapılan açıklamaya göre jüri şu isimlerden oluşuyor. Fatma Pehlivan (AKSAV), Nida Karabol Akdeniz (SESAM), Şevki Tosunoğlu (Fİ-YAP), Erden Kıral (FİLMYÖN), Safa Önal (SENDER), Sevda Sevil Aktolga (SİNE-SEN), Süleyman Turan (SODER), Engin İnal (ÇASOD), Mehmet Açar (SİYAD), Murat Hasarı (MESAM) ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Özden Cankaya.
    TROİA EVLATLARINI ÇAĞIRIYOR
    Çanakkale Belediyesi'nce düzenlenen 40. Uluslararası Troia Festivali bugün başlıyor. 15 Ağustos'a kadar sürecek festival saat 16.30'da kortej yürüyüşüyle başlayacak ardından Mezzo Soprano Maria Mikidou, Yunanistan Kültür Bakanlığı Başdanışmanı Stathis Oulkeroğlu eşliğinde bir konser verecek. Festivalin açılışında, bu yıl ikinci kez kez verilecek 'Homeros Şiir ödülü' Yaşar Kemal'e sunulacak. 'Troia evlatlarını çağırıyor' sloganıyla hazırlanan festival etkinliklerine, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Almanya ve Amerika'dan guruplar katılıyor. 12 Ağustos'ta Tuluyhan Uğurlu bir konser verirken 14 Ağustos'ta ise Genco Erkal, 'Yaşasın Savaş' adlı oyunu Amfi Tiyatro'da sahneleyecek. Etkinlikler ücretsiz izlenebilecek.
    9 Ağustos 2003
    Cumartesi
     
    Künye
    Temsilcilikler
    AboneFormu
    MesajFormu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Karikatür | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED