|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir şey oldu, ne olduğunu bilmediğim bir şey. Belki aylar önce izlediğim ve adı sık sık içime, kimi zaman rüyalarıma düşüveren bir film -Yaşamak Beni Öldürüyor- usulcacık uyanıp ele geçirdi beni, belki değil. Bunun bir önemi de yok zaten. İşte o bir "şey"den sonraydı, farkettim ki; insanlar yaşamaktadır: YAŞAMAKTA! Alışkanlıktan ama. Elden başka bir şey gelmediğinden. Kaç kişi gerçekten yaşadığının, kaçınılmaz olan durup dururken orta yerde -işte orda; kimbilir kaç adım ötede- ona doğru yürümekte olduğunun farkındadır? "Bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat", zamansız ve "saygısız" çıkagelir ölüm, gelir ve dürtükler hayatı. Uzaktır ya kendi ölümümüz, hep başkalarının ölümünden öğreniriz yaşamayı. Biri öldüğünde -Duyup, öyle omuz silker gibi hemen unutuverdiğimiz ölümlerden bahsetmiyorum ama. Hem o ölümler ne kadar değer ki bize?- bir yakını, bir sevdiği öldüğünde sağlam bir tokat yemiş gibi olur insan, acayip sarsılır. Acziyeti vurulmuştur ya yüzüne; aşağılandığını bile duyumsayabilir. Sandığı şey olmadığına -herkes kendini biraz ölümsüz hisseder zira- uyanır ürpererek. Anlar ki; şu işlemekte olan gövdesi -ne fena - onun değildir. Hiç olmamıştır. Yanılgı kişiye aittir. Hem ölünce -görünce bilir bunu insan- bir tuhaf olur insan bedeni. Ruhla birlikte başka bir şeyler de uçup gitmiştir. Öyle anlamsız, öyle ağır, öyle BUZ GİBİ bir şey olmuştur ki, DEHŞETTİR size düşen. Bu muydu dersiniz, bu muydu hareket eden, söyleyen, gülen, yürüyen... -İnsan iyi ki kendi ölümünü görmüyor. İYİ Kİ!- Ne kadar yakını olursa olsun ve acısı ne kadar çöreklenirse çöreklensin içine, insan faydalanır başkalarının ölümünden. Ölümü gören -ama sadece o birdenbire yokoluşu değil, ölünce insana ne olduğunu da gören- aniden ÇOK büyür. Kendi sonuna doğru ilerleyen hayatı ve üstelik bu soğuyup taş kesilmeye, çürümeye programlanmış bedeniyle ne yapacağını bilemez bir halde kalakalır. Ölen ölmüştür, ama siz bilinmez bir vakte kadar yaşatılmaktasınızdır. Hayatın insana en büyük dersidir bu. Yaşamak üstünüze üstünüze gelir önce. Bir kere tecrübe etmişsinizdir ya; her şey anlamsız, çabalar beyhudedir; sonuçta yaşamak ölüme doğrudur. Hayata karşı cesaretiniz adam akıllı kırılır. Birdenbire yaşama acemisi olunur. Ama sonra -yine birdenbire ve yine bilinmez bir dokunuşla- ölümün peşinizde bir gölge gibi sizi takip etmekte olduğunu bilerek -hatta bilakis bunun itmesiyle- yaşadığınızın, bunun şükrü gerektiren ÇOK KIYMETLİ bir şey olduğunun ayırdına varıverirsiniz. Yaşama alışkanlıklarını gözden geçirmek gerekir o zaman; her şeyin sıkı bir sağlamasını yapmak. Başkasının ölümü taptaze bir başlangıç sunmuştur işte size. Ölüme kim ne kadar hazırdır ve ne kadar emindir bundan bilinmez ama yaşamaya hazır olduğunu söylemek çok daha büyük bir iddia taşır. Söyleyin buna kim cesaret edebilir?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |