|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce Müslümanlar ötekileştirildi, şimdi de İslam ötekileştiriliyor. Bu işlemin bazı ahmak Müslümanlar kullanılarak yapılıyor olması gerçeği değiştirmiyor. Aksine bu durum, İslam'a karşı yürütülen savaşta kullanılan yöntemlerin ne denli sofistike olduğunu gösteriyor. Küresel egemen kültürün bir değerler krizine tutulduğu, aynı kültürün içinden gelenlerce geçen yüzyılın başından beri açıkça telaffuz ediliyordu. Bazıları bunun bir "değerler krizi" olduğunu itiraf ediyor, bazıları ise krizin yöntemden ve uygulamadan kaynaklandığını söylüyordu. Krizin değerler sisteminden kaynaklandığını söyleyenler kendi içlerinde iki mezhebe ayrıldılar. Birinciler krize giren egemen kültürün dayandığı değerler sisteminin revize edilmesini savundular. İkincilerse bu değerler sisteminin ancak buraya kadar getirdiğini, yeni bir değerler sistemiyle ancak bu krizden çıkılabileceğini savundular. Bunlar arasında Arnold Toynbee gibi cesaretli olanları açıkça İslam'ı tek alternatif olarak telaffuz ettiler. Krizin yöntem ve uygulamadan kaynaklandığını savunanlarsa kendi içlerinde birkaç kola ayrıldılar. Bir kol, modern egemen kültürün aynı değerler sistemine dayanılarak yeniden üretilmesini savundu. Bir diğer kol bunun doğal bir son olduğunu söyleyip sözcüleri eliyle tarihin sonunun geldiğine herkesi inandırmaya çalıştı. Bir başka kolsa, egemen kültürü girdiği krizden "kendini isbat" yönteminin değil "ötekini ifna" yönteminin çıkaracağını düşündü ve çatışmacı bir söylemi öne çıkardı. Savaş açılmalıydı? Kime? Kendi yerine alternatif olma potansiyelini en çok kim taşıyorsa ona. Bu kimilerinin açıkça telaffuz ettiği İslam'dan başkası değil elbet. Şu soru önemli: Egemen kültürün hamisi, adını "teröre karşı savaş" koyacağı bir proje başlatabilmek için Müslümanlar dışında başka birilerini bulabilir miydi? Bu sorunun cevabı, uğruna yaşanabilecek ve ölünebilecek değerleri olmakla, egemen kültürün zokasını yutmamış olmakla, bu küresel tecavüz karşısında akıl ve ruh bekaretini hâlâ muhafaza edebilmekle çok yakından ilgilidir. İslam kendi mensupları üzerindeki denetimini, küresel kültürün meydan okuyan kabadayı tavrına rağmen hâlâ sürdürmekte. "Sen daha ölmedin mi?" yollu her saldırının, ölçüsüz, hastalıklı, hatta mecnunca tepkiler üreteceğinin saldırı sahiplerince hesap edilmediğini mi düşünüyorsunuz? Böyle düşünenleri tarih, küresel hegemonik gücün beklentisini boşa çıkarmayan tepkicilerle birlikte "hamakatte dehrin feridiydi" zümresine kaydedecektir. Bir bedene mikrop girerse elbette beden ona tepki verecektir. Bu ateş, öksürük, ter, titreme vs. biçiminde olabilir. Bedenin enfeksiyona yüksek ateşle verdiği tepkiye bakarak bedeni suçlayıp mikroba toz kondurmayanlara ne demeli? Bu ateş bünyeye de zarar verebilir. Ki yaşadığımız da bu. Fakat mikropları sütten çıkmış ak kaşık ilan eden bir aklın sağlığından söz edilebilir mi? Müslümanlar'ın bünyesine arız olan mikrop yüksek ateşe neden olmuştur. Elbette o bünyenin havale geçirmesine engel olmak şarttır. Mikrobun amacı saldırdığı bünyeye havale geçirterek akıl sağlığını bozmak da dahil her tür kalıcı sağlık sorunları çıkarmak olabilir. Böylesi dönemlerde ateş düşürücüler elbette gereklidir. Ancak dozu iyi ayarlanmak ve vücut direncini öldürmemek şartıyla. İslam. O meydan okumadan kendi köşesinde vakarla dursa da, egemen kültür onu öcüleştirme ve ötekileştirmeden vazgeçmeyecek. Bu, onun bir "tehdit" oluşundan değil, "alternatif" oluşundan kaynaklanmakta. Bunu itiraf etmek zor. "O potansiyel alternatifim, ben işte bunun için ona vuruyorum" denilirse foya ortaya çıkar. Peki ne yapılmalı? Elbette tehditleştirilmeli. Bu takdirde onu vurmak kolaylaşır. Çünkü "tehditle" savaşmak mazeret teşkil eder. Peki İslam nasıl tehditleştirilebilir? Kolayı var; ülkelerini önce sömürür ve yağmalarsınız. Sonra başlarına size muti halkına hain emir kulları dikersiniz. Onlar aracılığıyla maddi manevi değerlerini yağmalarsınız. Sonra onların eskiyenlerini değiştirmek için soyarsınız. Bu arada suni ilkah yöntemiyle kendi değerleriyle kavgalı sizin hayat tarzınıza tapan zümreler yetiştirirsiniz. Açlık, cehalet, sefalet, atalet ve zulüm yetmiyormuş gibi bir de getirir coğrafyalarının ortasına İsrail türü hançerler saplarsınız. Yani önce kudurtur, sonra vurursunuz. "Niye vurdun?" diyene de "Kuduzdu" dersiniz. Çağın yüreğini fethetmeye aday olan İslam'ın berrak çeşmesinden, anlam arayışına çıkacak olan kitlelerinizin içmesini engellemiş olursunuz. Düşen öteki kuşlar da promosyon olmuş olur. Bunun adı "İslami terör" değil, "İslam'a karşı terör"dür.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |