|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Prof. Dr. Haluk Koç... CHP'nin Grup Başkanvekili. Temiz yüzlü, güleç, efendiden bir adam. Daha önce teşerrüf etmedik. Siyaset geçmişi nedir bilmiyorum. Müktesabatı hakkında da fikrim yok. Sadece demeçlerinden (söylediklerinden) yola çıkarak hakkında değerlendirme yapabilirim. Ama şunu iyi biliyorum: Haluk Bey, "CHP'nin okumuş Grup Başkanvekili" nitelememe çok bozuluyor. Kastım elbette onu üzmek değil. Aşağılamak, hiç değil. Bu sıfatı, hususen, benzerlerinden farkını vurgulamak için kullanıyorum. Çünkü Haluk Koç gerçekten "okumuş" adam. Titr sahibi. Profesör. Yani benzerlerinden farklı. Ama Haluk Bey, son zamanlarda, özellikle son beyanatlarında, hiç de benzerlerinden farklı bir siyasetçi portresi çizmiyor. Dolayısıyla, birilerinin, mütemadiyen bu sıfatı ("okumuş" sıfatını) hatırlatması gerekiyor. Ben de bu yükümlülüğü yerine getiriyorum. İlginç bir adam Haluk Koç. Demeçleri de çok ilginç. Örneğin, son basın toplantısında, hükümeti akrebe benzetmiş. Suyun karşısına geçmek isteyen akrep, kurbağadan kendisini taşımasını istiyor; kurbağa "beni sokmazsan seni karşıya geçiririm" diyor, söz alıyor. Ama tam karşıya geçtikleri sırada akrep kurbağayı sokuyor. Kurbağa "hani söz vermiştin" diye sitem ediyor. Akrep de şöyle diyor: "Ne yapabilirim ki, ben buyum..." Güzel hikâye. Haluk Koç, bir gazetecinin Kur'an Kursu Yönetmeliği'yle ilgili sorusu üzerine bu hikayeyi hatırlatmış ve "değiştik" diyen AKP'nin aslında hiç değişmediğini, bu iddialarıyla tezat teşkil edecek uygulamalar içinde bulunduğunu anlatmış. Geçen gün de yazmıştım: Kendilerinde, kimin ne ölçüde değiştiğini sorma hakkı vehmedenler ne kadar değişti? Örneğin CHP ne kadar değişti? Deniz Baykal ne kadar değişti? Haluk Koç ne kadar değişti? Basbayağı bir "soğuk savaş" mamulü olan ve sosyal demokratlıkla "statüko bekçiliği"ni birbirine karıştıran tahsisli solcularımız ne kadar değişti? Ben de Haluk Koç'a, başka bir La Fontaine hikayesiyle mukabelede bulunmak isterdim ama, hem gerek yok, hem de "acıtıcı" gerçekleri hatırlatmaktan hikâye anlatmaya zaman kalmıyor. Bakın İsmail Cem ne diyor? "Sol partiler toplumdan uzaklaşıp devletle bütünleştiği için sosyolojik tabanını kaybetti; dini hassasiyetleri yüksek olan sağ partiler bu boşluğu doldurdu. İnsan hakları ve demokrasi duyarlılığı gibi konular üzerindeki solun tekeli 90'lardan itibaren kırılmaya başladı. Sol, kendi özü olan 'emek'ten uzaklaşarak 'devlet solculuğu', 'seçkincilik' ve 'bürokratik solculuk' gibi sapmalar yaşamaya başladı. Değişimin değil statükonun temsilcisi haline geldi, devletle gereğinden fazla uyumlu göründü. Laikliğin özgürlükçü, çağdaş, demokrat yorumu yerine dışlayıcı, baskıcı ve yasakçı yorumunu sahiplendi. Özgürlükler arasında 'bize ait', 'başkalarına ait' ayrımı yaptı. Özgürlükler bir bütündür ve hepsine aynı şekilde sahip çıkılır. Batı Avrupa sosyal demokrasisi bu meseleyi çoktan çözdü. Orada 'Bireyin özgürlüğü ile liberal partiler uğraşsın, inanç özgürlüğü ile Hıristiyan demokratlar uğraşsın, ben de işçi haklarıyla uğraşayım' denmez. Türkiye'de maalesef o noktaya biraz zor geliniyor." Haluk Koç, bence, bu sözleri iyi analiz etsin. Ya da bıraksın bütün bunları, öncelikle şu soruların cevabını versin: CHP, muhalafet avantajına rağmen, niçin mütemadiyen oy kaybediyor? Niçin bugüne kadar hiçbir bağımsız seçimi kazanamadı? Niçin bundan sonra hiçbir seçimi kazanamayacak?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |