AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İslam'la diyalog, gerçekle yüzleşme
BERLİN

Hafta başından beri bir grup yazar, akademisyen ve gazeteciyle birlikte Goethe Enstitüsü'nün davetlisi olarak Almanya'da bulunuyoruz. İslam'la Diyalog başlıklı bir program çerçevesinde Almanya Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları yetkilileri, Yabancılar Dairesi uzmanları ile bu çerçeveye girecek birçok Türk ve Alman kuruluşlarıyla toplantılar yapıyoruz. Konular derinleştikçe, "diyalog", "Almanya'daki Türkler'in entegrasyonu" ve "bir arada yaşama" gibi temel kavramların birbirleriyle ne kadar ilişkili olduğunu bir kez daha görüyoruz. Bütün kavramlar sonuçta; Türkiye'nin ve Türkiye'nin temsil ettiği İslam'ın Avrupa içindeki geleceğine yani; AB üyeliğine doğrudan referans yapıyor. Artık öyle bir noktaya gelinmiş bulunuyor ki, üyelik sürecine girilmeden herhangi bu alanların herhangi birinde kalıcı ve ikna edici bir çözüm sağlayabilmenin imkanı bulunmuyor. Tersinden okuyacak olursak; üyelik seçeneği dışlandığı takdirde bu, İslam-Avrupa diyaloğuna da Almanya'daki azınlık Türkler'in entegrasyon (ya da uyum) sorununu doğrudan hedefleyen telafisi imkansız bir darbe anlamına gelecektir.

İşte bu açıdan, "İslam'la Diyalog Programı" büyük anlam taşıyor. Aynı masa etrafında toplandığımız muhataplarımız da açık yüreklilikle sorunların etrafındaki halkaları ayırıyor ve kalıcı bir çözüm için gereken koşulları sağlama iradesini ortaya koyuyor. Kimse, Türkiye'nin AB üyeliğinin garanti olduğunu söylemese de en azından Ankara'nın bunu hak etmediğini de iddia etmiyor.

Aslında tersi olması gerekirken; hükümet yetkilileri şaşırtıcı bir şekilde neredeyse Alman entellektüellerinin ötesinde bir titizlikle Almanya'nın İslam'ı ve İslam olanı anlama çabasının şartlarını oluşturmaya çalışıyorlar. Bununla birlikte, sürenin azalmakta olduğunun da farkındalar.

11 Eylül'ün ortaya çıkardığı "şiddet üreten İslam" tanımına direnen ve terörü dinden ayrıştıran bir çabanın varlığı görmezden gelinemeyecek kadar belirgin görünüyor. Almanlar, İslam'ı şiddete indirgeyen yaklaşımın sahici olmadığını; dahası, bu yaklaşımın veri kabul edilmesinin 3,5 milyona ulaşan İslam nüfusu ile Alman toplumu arasındaki sosyo-politik çatışma alanı yaratmaktan başka bir sonuç doğurmayacağını görüyorlar.

Bütün gözlem ve görüşmelerden çıkan sonuç, sorunun yöntemde düğümlendiğidir.

Yeni bir yöntem geliştirilebilmesi için de iki tarafın tecrübelerini paylaşması gerekiyor.

Bu açıdan bakıldığında toplantılarda önemli koordinatlar belirleniyor.

Selçuk Üniversitesi öğretim üyesi, görevli genç sosyologlarımızdan Doç. Dr. Yasin Aktay'ın önerisi gibi.. Aktay, "Türkiye laiklik uygulamasını müslümanı gündelik hayat içerisinde rahatsız etmeyecek şekilde geliştirmek için hiçbir çaba sarfetmiyor. Oysa Avrupa'da laiklik, Hıristiyanların ve de Avrupa'nın tanıdığı dinleri gündelik hayatta rahatsız etmeyecek ve onları bir çelişkiye sevketmeyecek şekilde gelişti" tesbitini yapıyor. Bu yaklaşım hem Türkiye'deki laiklik uygulamaları için yeni bir bakış açısı, hem de başörtüsünü sorun haline getirmeye başlayan Avrupa için de nazik bir hatırlatmadır.

İslam'la ilgili güncel problemler arttıkça, Avrupa'nın laiklik standardını yeniden gözden geçirmesinin gerekeceği anlaşılıyor.

Ali Bulaç da Almanya'nın Türklere yönelik politikalarının slogan kavramı haline gelen entegrasyonu yorumluyor. Bulaç, "İslam dünyası geçmişte insanları hiçbir şekilde asimile etme gayretine girmeksizin olduğu gibi kabul etmiştir. Entegrasyon, insanları ne olursa olsun oldukları gibi kabul etmeme eğilimi içerir" yorumuyla bu politikanın negatif yanına işaret ediyor.

Bir tecrübe aktarımı da Başkent Kadın Platformu Başkanı Nuriye Özsoy'dan geliyor. Özsoy, Almanya'da bugünlerde sık gündeme gelen başörtülü öğretmenlerin bu şekilde çalışıp çalışamayacakları konusunda, Türkiye tecrübesinin de en önemli anahtar sorusunu hatırlatıyor:

"Devlet kişilerin inançları hakkında tercih ve karar mercii olabilir mi?"

Sorular oldukça fazla... Ve her soru da aslında, sihirli "diyalog" kelimesinin tek başına herşeyi çözmeye yeterli olmadığını; Avrupa'nın geleceği için bütün sorunlarla yüzleşilmesi gerektiğini anlatıyor.


10 Aralık 2003
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED