|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
80'li yıllar Türkiye'ye yeni zenginler kazandırdı. Bu yıllardan önce devlet eliyle oluşturulan sermaye, daha çok iç piyasalarda sağlanan rantlarla ayakta tutulmaya çalışılırken, 80 sonrası ekonomi politikalarındaki radikal sapma, küçük büyük herkesi dışarıya yöneltti. Bavuluna tekstil numulerini dolduran pek çok esnaf, Anadolu'ya iş seyahatine çıkar gibi Avrupa'ya gitti. Artan ihracat kısa sürede iç piyasaya da yansıdı. İhracat, sadece ihracatçıyı değil, ihracatçıya mal satanı da zengin etmiş, ülkede refah seviyesi kısmen artmış ve müspet bir hava herkesi etkisi altına almıştı. Bu hava, 90'larda büyük ölçüde sönmeye yüz tutmuştu. 80'lerde zaman zaman % 20'lere varan ihracatın büyüme hızı, 1993'te % 4,3'e kadar gerilemişti. Aynı sene gayri safi yurtiçi hasıla % 7'nin üzerinde bir artış kaydettiği için, senelerdir ilk kez ihracatın milli gelir içindeki payı düşme göstermişti. Oysa 70'li yıllarda % 4,5'larda seyreden ihracatın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, 80'li yıllarda % 13,5'lara kadar çıkmıştı. Bu rakam 1990-1993 arası çok az artmış ve nihayet 93'te azalmıştı. O zamanlar iktisatçılar, ihracat kapasitemizin sınırlarına gelip gelmediğimizi tartışıyordu. Oysa konvertibiliteye geçişi müteakip, 1990'dan sonra yüksek faizlerin etkisiyle yurtdışından ülkeye kısa vadeli sermayenin girdiğini ve bu sebeple Türk Lirasının suni bir değer artışı kaydettiğini hatırlayacaksınız. 1993'e gelindiğinde hükümet ile ihracatçılar arasında bu yüzden büyük bir gerginliğin yaşandığı ve bunun büyük çaplı bir devalüasyon beklentisini oldukça güçlendirdiği hala hafızalarımızda. Nitekim 94 başında piyasalarda yaşanan panik ve bunu izleyen 4 Nisan kararları ile ortaya çıkan fiili devalüasyon, o sene büyük bir ihracat patlamasına sebep olmuştu. 1994 yılında kaydedilen ihracatın büyüme hızı % 18 olurken, ihracatın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı da % 21'lere çıkmıştı. Bu ivme, 1995'e de yansımış olmasına rağmen (ihracatın büyüme hızı o sene % 19,5 olarak gerçekleşti), 1996'da yeniden düşüş göstermişti. Bu kısa dönemde gerçekleşen aşırı hareketlilik, o dönemlerde ihracatımıza olan talebin fiyata karşı oldukça duyarlı olduğunu gösteriyordu. Kısaca söylemek gerekirse, yurt dışında görücüye sunduğumuz mal veya hizmetimiz, müşterilerimiz nezdinde vazgeçilmez değildi. En küçük fiyat artışlarında müşteri bir başka tezgaha kaçabilmekteydi. 1997 ile 2001 arasındaki dönemde, reel kurun değerli tutulduğu, ancak seviyesinin (1999 deprem yılındaki küçük çaplı düşüş dışında) yukarı veya aşağı fazla hareket etmediğini görüyoruz. Aynı dönemde ihracatımız dönemsel iniş çıkışlara rağmen az da olsa yukarı seyreden bir görünüm arz ediyor. Nihayet 2001'deki büyük çaplı devalüasyondan sonra ciddi bir sıçrama yapmış, yakalanan ivme reel kurun hızla yükseldiği ve aynı hızla düştüğü 2002 yılında da devam etmiştir. İşin ilginç yanı, ihracat maceramız reel kur tartışmalarının oldukça hararetli olduğu bu yılda da, tabir caizse, sürpriz yapmış ve 2002'de kırdığı rekoru egale etmiştir. Bu gidişatı zamanında okuyanlar, dövizin düşüşünün ihracatı artık eskisi gibi etkilemeyeceğini daha bahar aylarında söylüyordu. Peki ne oluyordu? Neler değişmişti? Gerçekten de dış ticaretin muhtelif kalemleri ile reel kurun seviyeleri ve değişimleri kullanılarak yapılan istatistiki testler, özellikle ihracat ile kur arasındaki ilişkinin yeterince anlamlı olmadığını göstermekte. Reel kurdaki dalgalanmalar ithalat miktarlarını kısmen etkilemekte, ithal ve ihraç mallarının fiyatlarındaki oynamaların da ancak bir kısmını açıklayabilmektedir. Bu durum, dış ticaret fiyatlarının oluşumunda reel kur seviyesinin belli ölçüde etkili olduğu, bununla birlikte fiyat oluşumundaki amillerden yalnızca biri olduğunu göstermektedir. Öte yandan, ihracat miktar endeksi ile ne reel kurun seviyesi, ne de reel kurdaki dalgalanmalar fazla anlamlı bir ilişki içindedir. İstatistiki veriler, ithalata dayalı ihracat yapımız hakkında da ilginç sonuçlar ortaya koymaktadır. Buna göre, ihracat miktar endeksi, özellikle ara mal ithalat miktarları ve fiyatlarına oldukça hassas bir tepki vermektedir. Bu durum, dönemsel olarak ithalatımızın artışıyla ihracatta da bir artışın yaşanmasına sebep olmaktadır. Ağırlıklı olarak ara mal ithal eden, bunu işleyerek nihai tüketim malı olarak ihraç eden veya içeride satan bir yapı içerisinde reel kurdaki değişimler, ihracatımızı artık ancak dolaylı bir şekilde ithalat üzerinden etkilemektedir. Türk imalatçılar, öyle anlaşılıyor ki, yabancı müşterilerinin güvenlerini artık kazanmış, dış pazarlarda yer edinmiştir. Türk işadamları, ihracatın uzun soluklu bir yarış olduğunu kavramış, dahası geçmişte yaşanan acı tecrübelerden sonra kendilerini risklere karşı sigorta edebilecek mekanizmaları devreye sokabilmişlerdir. Bugünkü ortamda ihracatçımız daha az bir kârlılıkla da olsa müşterisini kaybetmemek için malının kalitesinden ve arz imkanlarından taviz vermemeyi öğrenmiş gözükmektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |