|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ülkelerin tarihi coğrafyasından bağımsız olarak ele alınmaz. İbn Haldun'a göre, coğrafik yapı ve iklim toplumlara değişmez özellikler kazandırır. Dağlık ülkelerde yaşayanlar, uzlaşmadan daha çok çatışmaya yatkın bir yapıya sahiptir. Onlar barış içinde bir arada yaşamaya değil, farklı kesimler arasında savaşmaya eğilimlidir. Bunun için, dünyadaki çatışma alanları, Balkanlar, Kafkaslar ve Kuzey Irak ya da Güney Doğu Anadolu gibi dağlık bölgelerdir. Dünyadaki savaş bölgelerinin başında Balkanlar gelir. Balkanların tarihi dağlık ve güç iklim şartlarının doğal bir sonucudur. "Ülkelerin tarihini coğrafyası belirler" yargısı sanki Balkanlar için söylenmiştir. "Balkan" sık ormanlarla kaplı sıradağ, "Balkanlaşma" da küçük parçalara ayrılarak, dağılma anlamına gelir. Her biri, savaşla diğerlerini yok etme peşinde koşan Balkan ülkelerinin tarihi dağlık coğrafyasıyla çok yakından ilgilidir. Balkan ülkeleri savaşta gösterdikleri ustalığı, kültür ve ekonomide gösterememişlerdir. Malazgirt'de Doğu Roma'ya karşı Alpaslan'ın saflarına geçen Peçenekler ve Kumanlar gibi, Oğuzlar ve Vardar Türkleri Osmanlılardan önce Kuzey'den Balkanlar'a yerleşmişlerdi. Osmanlar 1354'de Gelibolu'dan Balkanlar'ın içlerine doğru ilerlemeye başlayınca Kuzey'den gelen Türk boylarıyla karşılaşmışlardır. Yahya Kemal'in "Aziz İstanbul"da vurguladığı gibi: "Bizim Rumeli'de duruşumuz, burada kendi milletimizin bulunmasındandır." Osmanlıların Balkanlar'daki varlığı İkinci Murat ve Fatih'le süreklilik kazandı. Fatih'in gözü İstanbul'dan sonra Roma'daydı. "Osmanlı Barışı" alanını Balkanlar'dan İtalya'yla birlikte Akdeniz ve Kuzey Afrika'ya doğru genişletmek istiyordu. Bunun için de, 1478'de Arnavutluk seferini düzenledi. Adriatik kıyısındaki Venediklilerin kalelerini ele geçirerek, İskodra'yı kuşattı. Ancak Fatih kenti düşüremeden İstanbul'a döndü. İskodra 1479'da Osmanlılar'a geçti. Fatih'in 1480'de Arnavutluk'tan gönderdiği donanmayla Osmanlı İtalya topraklarına ayak bastı. Ancak onun ömrü Roma'yı fethetmeye yetmedi. Geçen hafta sonu, Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Vakfı yöneticileri Melek Aras, Macit Şahinler ve Rasim Şahinler'le birlikte Fatih'in Anadolu'ya kazandırdığı Arnavutluk'taydık. "Kartallar Ülkesi" anlamına gelen Arnavutluk, Balkanlar'ın Anadolu'yla, Anadolu'nun da Balkanlar'la kucaklaşmasında ana merkezlerden biri olmuştur. Çünkü Rumeli kaynaklarında, Arnavut kökenli 52 paşa ve 33 sadrazamın Osmanlı Devleti'nin yönetiminde görev aldığı belirtilmektedir. Balkanlar Anadolu için "Bizim Rumeli", Türkiye de Balkanlar için "Bizim Anadolu"dur. Osmanlı yönetici eliti içinde yeniliklere açık, Avrupa ülkeleriyle içiçe yaşayan, vizyon sahibi Balkan kökenlilerin bürokrasiyle birlikte ekonomi ve kültürde de önemli bir yeri vardır. Osmanlıların Rumeli barışı, ordularının gücünden daha çok yöneticilerinin din, ırk ve dil ayrımı gözetmeyen adalet anlayışlarından kaynaklanır. Onlar gittikleri her coğrafyaya bir koloni gözüyle değil, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda hizmet bekleyen bir vatan parçası olarak bakmışlardır. RUTEV yöneticileriyle sırtını Dayti dağlarına dayamış, son on yılda büyük bir gelişme gösteren başkent Tiran'ı baştan sona çevredeki insanlarla konuşa konuşa dolaştık. Tiran'ın ana meydanın simgesi, eski devlet binalarının arasında bir biblo gibi duran Etem Bey camiiyle birlikte meydanı Osmanlı asırlarına ayarlayan saat kulesidir. Adriatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan "Osmanlı Diasporası"nın merkezi Balkanlar'dır. Anadolu'yu Avrupa Birliği'ne Balkan Cumhuriyetleri taşıyacaktır. Balkanlar Anadolu insanın 500 yıl süren serüveninin özü ve özetidir. Balkanlar'ı anlayamayan, Osmanlı'nın gücünün kaynağının sırrını keşfedemez.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |