AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Cumhurbaşkanı seçimlerde taraf olabilir mi?

14 aralık Pazar günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde seçim var. Öyle ki KKTC Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından resmen kabul edilmemesine rağmen dünyanın gözü bu seçimin üstünde.

İktidarla muhalefet arasında çok çetin bir mücadele var. Çetinin de ötesinde acımasız bir siyasi mücadele var.

İki taraf biri birlerini öyle acımasızca itham ediyorlar ki insan duydukça-dinledikçe üzülüyor.

Adada bir de garip durum var. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, cumhurbaşkanı olarak bu siyasi mücadelenin içinde muhalefete karşı açık tavır almış taraf olmuş vaziyette.

İktidarı destekliyor muhalefete ateş püskürüyor. Muhalefeti yemlenmekle suçluyor. Batının muhalefeti paraya boğduğunu söylüyor. Muhalefeti satılmışlıkla suçluyor. Çocuk azarlar gibi azarlıyor ve her defasında anavatanı sopa olarak kullanıyor.

Annan Planı'na şiddetle karşı. Avrupa Birliğine çok sert çıkıyor. Muhalefeti Annan yanlısı, AB taraftarı ve Enosis'e hizmet eden siyasetçiler olarak itham ediyor, kamuoyu önünde azarlıyor haşlıyor. Kendisi gibi düşünmeyen gazetecileri de itham ediyor!

Doğrusu Denktaş'ın bu tavrı bana çok sevimli gelmedi. Haklı bile olsa bir cumhurbaşkanı olarak daha sakinleştirici bir üslup kullanabilir. Daha olgun bir üslup ile halkını ikaz edebilir. Hatırlıyorum da darbe yapmış Kenan Evren bile 1983 seçimlerinde ANAP'a karşı konuşurken bu kadar sert üslub kullanmamıştı..

Sayın Denktaş'ı da iktidar partisini de ben çok hırçın gördüm. Muhalefet ise tam tersi hem sakin, hem de ithamlar karşısında daha soğukkanlı bir görüntü veriyorlar.

Sayın Denktaş hem her vesile ile anavatan Türkiye'ye dayandığını güvendiğini söylüyor hem de Türkiye'nin adaylık için tüm gücüyle çaba sarf ettiği AB'ye karşı açık ve net bir şekilde tavır koyuyor. Türkiye AB istikametinde ne kadar olumlu ise Denktaş onun aksine o kadar olumsuz.

Görebildiğim kadarıyla Denktaş'ın bu tavrı Türkiye'yi de Türk hükümetini de zor durumda bırakacak bir tavır. Çünkü Türk hükümeti Annan planını müzakere etmekten yana olduğunu bizzat başbakanın ağzıyla ilan etmişti. Bütünüyle kabul ya da red yerine müzakere edelim demişti. Hükümetin bu tavrı çok tartışıldı ama hükümet doğru olan tavrı koymuştu.

Zira adada süregelen çözümsüzlük Türkiye'yi yakından ilgilendiriyordu. Hükümet çözüm için müzakere imkanını değerlendirmekten yanaydı. Oysa sayın Denktaş müzakereye bile yanaşmıyor bu işin felsefesinde Enosis yattığı gerekçesiyle plana karşı çıkıyordu. Şu anda da aynı tavrını sürdürüyor.

Bu tavır çözümsüzlük tavrından başka bir mana ifade etmiyor. Denktaş özetle Annan Planına hayır, AB'ye hayır diyor..

Bu itibarla da Türkiye'yi zora sokuyor.

KKTC uluslar arası camiada kabul edilmediği için oradaki her şeyden Türkiye sorumlu tutuluyor.

Loizudu davasında bir milyon 100 bin doları Türkiye ödedi. Daha sırada 400 adet benzer dava var. Binlercesi sırada bekliyor.. Uzmanlar Kıbrıs meselesi çözüme kavuşmazsa sadece bu davalardan Türkiye'nin 15 milyar dolar tazminata mahkum edileceğini tahmin ediyorlar.

Öte yandan KKTC vatandaşına verdiği tapuyu kendi bankasında teminat olarak kabul etmeyecek, 50 bin civarında vatandaşının Rum pasaportu almaya teşebbüs edecek kadar tezatlar yaşamaktadır.

Özetle Kıbrıs meselesinin çözülmemesi Türkiye'ye ağır ekonomik ve siyasi bedel ödetecek boyutta büyük ve önemli.

Ayrıca iddia edildiği gibi Annan planına evet demek hemen Rumların kuzeye yerleşmesini, Türklerin mağduriyetini getirmiyor. Hemen askerimizin adadan çıkmasını öngörmüyor. Yıllara yayılmış takvim var.

Bir defa Türkiye garantör devlet olarak KKTC'nin her daim arkasındadır. Yapılacak müzakerelerden sonra varılacak mutabakata karşı taraf uymazsa Türkiye de uymaz, onlar oyunbozanlık ederlerse Türkiye de mukabelede bulunur.

AB'ye ne pahasına olursa olsun girmekten yana bir hükümet yok Türkiye'de..

Bu hükümet AB üyeliği için hiçbir hükümetin göstermediği gayreti göstermiş, yapmadığı çalışmayı yapmış atmadığı adımları atmıştır. Atmaya azimlidir ve üyelik için gereken faaliyeti göstermiştir, göstermektedir, gösterecektir.

Bu arada AB canibinden gelen çatlak seslere karşı da duyarsız kalmamışlardır.

Bu hükümetin Dışişleri Bakanı sayın Gül, "Tarih yoksa AB macerası biter.", Başbakanı sayın Erdoğan, "AB'ye alınmamak dünyanın sonu değildir." diyerek gereken cevap ve mesajı ilgili mercilere vermişlerdir.

Tam da bu ortamda KKTC Cumhurbaşkanı'nın ve iktidarın takip ettiği siyaset maalesef Türkiye'nin ve Türk hükümetinin işini zorlaştırmaktadır. Hem anavatandan yana olduğunu söyleyip hem de anavatanı bu kadar sıkıntıya sokmayı yılların siyasetçisi Denktaş'a ben hiç yakıştıramıyorum.

Pazar günü önemli bir gün olacak!


10 Aralık 2003
Çarşamba
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED