AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Perestroyka'nın Türkçesi

"Perestroyka" Gorbaçov'un Rusya'da başlattığı "yeniden yapılanma" girişimi idi. Bu tür girişimler genelde "Kral çıplak" demekle başlar. "Kral Çıplak" diyebilirseniz, sorunu ortaya koyabilir ve ardından "yeniden yapılanma" sürecini başlatabilirsiniz. Kralın çıplak olduğunu kabul ettirmek de, öncelikle bir zihniyeti değiştirmek demektir. Çünkü Kralın üzerinde gerçekte varolmayan giysileri var zannetmek de bir zihin şartlanmasıdır. Gorbaçov, "Tarihin tekerleği Marksın- Lenin'in dediği gibi dönmüyor" diyerek balonu patlattı ve süreç zemberekten boşanırcasına hızlandı.

Bir grup gazeteci ile birlikte Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer'i dinledik. Bize bir hafta içinde Meclis'e sunmayı planladıkları "Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma" projesini anlattı.

Özet şu: Tanzimat'lardan, Islahat Fermanlarından bu yana hep bir yeniden yapılanma -yapılandırma süreci içinde akan Türkiye'nin önüne, bu defa AKP hükümeti, Ömer Dinçer'in proje mimarlığında bir kere daha "Kral Çıplak" diye çıkıyor ve "Umut Projesi" koymuş oluyor.

10 – 12 yıllık uygulamayı hedefleyen bir proje bu. Belki bu sürenin sonunda da iç açılımlarla yeniden yeniden türeyecek bir yapılanmalar süreci öngürülüyor. "Başlanmış ve bitmeyecek bir çalışma..."

"Kral çıplak"ın içinde tüm bir Türkiye'deki kamu yönetimi gerçeği var. Başbakanlık Müsteşarı, adeta bir envanter çıkarmış "kötü yönetim"in sırrını çözmek adına. 2 milyon 270 bin kamu çalışanından 200 - 250 bininin, "kamuya değil, kamu yöneticisine hizmet ederek maaş aldığını" ortaya koyan bir envanter bu. Sistemin beyni durumundaki Başbakanlık'ta uzman nitelikte çalışan sayısı parmakla sayılacak kadar az.

Diyor ki Ömer Dinçer:

-Başbakanlık'ta 3 bin 100'den fazla insan çalışıyor. Bunun yüzde 60'tan fazlası niteliksiz insan.

-İdareyi Geliştirme Biriminde 33 kişi çalışıyor, bunların sadece 4'ü uzman.

-Ankara'da 150 kadar üst düzey kamu kurumu var, hiçbir hizmet üretmiyor. Bunların 100'ünü kapattığınızda da hizmet aksamıyor.

-Değişik kurumların bir anlamda depolarında -markez valisi, müşavir vs- 5 bin kadar yetişmiş insan, sadece ayda bir gelip yüksek maaş alıyor. Üstelik moral aşınması yaşıyor. Bu onların suçu da değil. Tam bir atıl kapasite.

-Türkiye'de 23 bin 104 adet müfettiş var. Ve Türkiye yolsuzluklar ülkesi.

-Bir soförün devlete yıllık maliyeti 18 bin dolar. Bu, 13 öğrencinin üniversite eğitim masrafına bedel.

-Müsteşarlığa geldiğimde kadromda 40 kişi çalışıyordu. Özel kalemim lise eğitimli bir personele emanetti. 6 sekreter, 3 santral memuru, 7 şoför, 7 odacı vardı.

Bunlar somut enstantaneler, aslında hepimizin yaşadığı vakıa.

Dinçer'in sözcülüğünü yaptığı proje "yukardan aşağı" bir tanzimi öngörmüyor, onun için de "yapılandırma" değil "yapılanma" diyor. "Değişimden etkilenecek herkesin katkısı, alınteri bulunsun." Yaklaşım bu. Bunun için Cumhurbaşkanı'na, Genelkurmay'a, CHP'ye, Danıştay'a anlatılmış. Bütün bilgiler, öneriler derlenmiş ve gerekiyorsa projeye intikal ettirilmiş.

Ömer Dinçer, çok geniş bir toplumsal katılım istiyor. Tepkileri bilgisizliğe ve bazen de siyasi önyargılara bağlıyor. Tartışılan kimi konulara ilişkin cevapları var:

-Tasarı hiçbir yönüyle Anayasa'ya aykırı değil.

-Tasarının üniter yapıyı sarsacağı iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Yasama yapamadığı, vergi koyamadığı, yargı erkini kullanamadığı, denetlemenin merkezden yapıldığı bir statü içinde yerel yönetimler üniter yapıyı nasıl zorlayacak?

-Kamu çalışanı tasfiyesi gibi bir konu hiçbir biçimde gündemimizde olmadı. Bu yöndeki iddialar tamamen maksatlı.

-"Yeniden yapılanma sonucu hizmet yükü ağırlaşacak olan mahalli idarelerde yeterli yönetim bilgisi birikimi var mı?" sorusu bizim de önemsediğimiz bir soru. Bu endişeyi taşıyoruz. Ancak mahalli karar organlarının gelişmesi için program hazırlıyoruz. Bugüne kadar mahalli idareler otoriter bir babanın üvey evladı gibi görüldü. Bu yüzden de gelişmedi. Yerele daha etkin bir yapı kazandırılırsa, güç dağılımında merkezle yerel arasında denge sağlanırsa yerel güçlenecektir.

-Yolsuzluk toplumsal bir hadise. Her birimiz devletten bir şey koparabilirsek mutlu oluyoruz. Bu bir toplumsal sorun. Halk denetimi, saydamlık ve devletin rant dağıtır olmaktan çıkarılması ile sorunun zeminini yok etmeye çalışıyoruz.

Prof. Dinçer yeniden yapılanma için bir "toplumsal misak"tan söz etti. Hiç kuşkusuz büyük bir iş. Dinçer'i tanıyorum. İlmi hayatını ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki kurucu – yeniden yapılandırıcı hüviyetini biliyorum. İlk yıllarda Tayyip Erdoğan'la elele büyük hamleler yapıldı. Bugün de 368 kişilik Meclis kadrosuna sahip bir iktidarın Başbakan'ı konumunda olan Tayyip Erdoğan'la elele, Türkiye'nin neredeyse 150 -200 yıllık bir "yeniden yapılanma – kendini bulma – toparlanma – misyonuna layık ülke haline gelme" hedefinde rol üstlenme kaderiyle buluştu. Türkiye zor ülke. Öküze buzağı doğurtturulan bir ülke. Her adımın sorgulandığı bir ülke. Zihinlerin savrulduğu, darmadağın olduğu bir ülke. Güven duygusunun berhava edildiği bir ülke. Hele bir de işin içine kişisel hesaplar girecekse, -ki bu kaçınılmaz- böyle bir büyük projenin hangi engellerle karşılaşacağını tahmin etmek zor değil.

Ben derim ki Ömer Dinçer, projeyi anlatabilmek için daha çok insanla, daha çok ortamda bir araya gelmeli, anlatmalı, anlatmalı, anlatmalı... Sanki bir dağı sırtlandığı bilinci içinde...


12 Aralık 2003
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED