|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şiir olup olmadığı tartışılsa da, şiir kasetleri her geçen gün yeni bir ilave ile yoluna devam ediyor. Bazıları burun kıvırıp geçiyor. Ama "yurdum" insanlarının nasıl fotoğraf verdiğini dert edinenler için öncelikle iki sorunun cevaplanması gerekiyor. Birincisi, şiir kasetleri nev zuhur bir durum mudur, yoksa geçmişteki bir damarın postmodern izlek içinde yeniden sürüme girmesi midir? İkinci soru ise insanlar şiir kasetlerini –ki ben onlara seslendirilmiş öyküler olarak bakıyorum– neden tekrar tekrar dinliyorlar? Şiir kasetlerini, esasında şiirden ziyade hikaye kasetleri olarak değerlendirmek mümkün. Postmodern dünyada geleneklerin yeni bir biçim içinde kendilerine yer bulmakta gecikmediği malum. Postmodern dünyanın anahtar kelimesi yeniden inşa. Hatta yeniden inşa sürecini en iyi ifade eden kelime olarak Bauman "plastik/naylon" tabirlerini kullanır. Modernin ana maddesi çelik ise, postmodernin ana maddesi naylon. Eritilip eritilip yeniden döküme girdiği yeni bir şekil verilebildiği için. Bu bakımdan şiir kasetlerini halk hikayelerinin yeni bir versiyonu olarak değerlendirmek mümkün. Halk hikayelerinde bir anlatıcı vardır. Şiir kasedinde de bir anlatıcı var. Aynı halk hikayesi anlatıcısı gibi, sesini teatral bir şekilde kullanan bir anlatıcı, şiir kasetinin anlatıcısı. Halk hikayesinde dinleyenlerin bakışlarıyla, nefes alışlarıyla ortamın frekansı yükselirken, kasette bu görevi sözün manasını pekiştirmek üzere ayarlanmış olan müzik ifa ediyor. 1970'li yıllara kadar semt pazarlarında ağıt okuyanlara rastlanırdı. Ne dediği çoğu defa anlaşılmayan, insanı sadece ağlama frekansına çeken ağıtçının elinde, teksir usulü çoğaltılmış, kağıdı kötü, mürekkebi kötü kağıtlar. Yirmi beş kuruş karşılığı ses olarak kulağınıza dolan, ama mahiyetini kavrayamadığınız hikaye sizin olurdu. Sesi olmayan ağıt satıcıcıları, kötü bir teybi boyunlarına geçirmiş olarak, halkın arasında dolaşır, elindeki kağıdı uzatırdı. Şiir kasetleri, hikaye dinleme geleneğinden kopmak istemeyenler için duygu barınağı anlamına geliyor. Şairin yakalayışları, söz oyunları, estetik kumaşı dinleyenler için önemli değil. Önemli olan kendi duygularına karşılık gelebilecek bir hikayeyi anlatmış olması. İnsanlar kendilerini ifade edecek damarları kaybettikçe, bir hikayenin içine dahil olarak kendilerini ifade etme yoluna gidiyorlar. Sadece şiir kasetleri değil, Anadolu'da çok satan türkü/şarkı kasetlerine bakıldığı zaman güftelerin onu dinleyenin en çok kullandığı kelimeler bir araya getirilerek kotarıldığı görülür. "Yallah", diyen "kontürümü yedin" diye sevgilisine öfkelenen şarkılar, melodisinden ziyade kendisinin gösteremediği öfkeyi ifadelendirdiği için dinlenmektedir. Bir şairin kaseti olarak piyasaya sürülmüş olan kasetler, ister şairin kendi sesiyle, isterse usta bir tiyatro sanatçısının sesiyle kaydedilmiş olsunlar, çok fazla alıcı bulamıyor. Çünkü dinlenen şiirde yoğun olarak anlatılan bir hikaye olması gerekiyor. Oysa şairin gayesi hikaye anlatmak değildir. "Şiir kasetleri" neden tekrar tekrar dinlenir? Dinleyen, kasetteki sesi kendisi/kendi sesi olarak görmekte, kendi kulağını ise o hiç ulaşamadığı kulağın yerine koymaktadır. Böylece kendinden kaçarken, ulaşamadığına ulaşmış olmanın vehmini yaşamaktadır.
Not: Şimdi sizin bir sürü itirazınız olur. Peşin peşin söylüyorum, ben e postalara cevap yazmıyorum. Ama gelen postalarda diğer okuyucuları da ilgilendirecek bir durum olduğunda burada yayınlıyorum. Onun için lütfen aynı iletiyi tekrar tekrar göndermekten vazgeçin.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |