|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Pazartesi günü yayınlanan "İslamcılığın Dönüşümü" başlıklı yazım, farklı yazarlardan farklı tepkiler aldı. Yavuz Onursal Takvim'de bu dönüşümün dikkate alınması gerektiğine değinirken, Emin Çölaşan Hürriyet'te tam ters bir mantıkla "gördünüz mü bakın bunlar değişmemiş" anlamına gelen eleştirilerde bulundu. Her iki yazar da aynı paragrafı alıntıladıkları halde nasıl oluyor da birisi bunu çok olumlu bir tespit, diğeri çok olumsuz bir itiraf olarak algılıyordu? Bu elbette yazarların niyetleri ve algılama dereceleri nazara alınarak izah edilebilir. Ben bu tür polemiklere girmeden Pazartesi günü tafsilen söylediklerimi biraz daha vurgulayarak tekrar etmek istiyorum. Son yazımın özeti şudur: İslam dünyasında ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşüm aslında İslamcılık denilen olgunun da yaşadığı bir dönüşüm. Malumunuz İslam asırlardır varolan bir din, ancak İslamcılık 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve 20. yüzyılda bir takım hareketlere dönüşerek eylem alanına geçen bir anlayış. Bu kavramın özü - İslam'ı hurafelerden temizleyerek, dinin özüne dönmek, - Emperyalist akımlara karşı topyekün bir savunma geliştirmek, - Dinin toplumsal ve siyasal alana bakan boyutlarını önplana çıkararak kurumsal bir formül üretmek, - Dini bir ideoloji olarak konumlandırarak modern ulus-devletle başedebilecek bir yapılanmaya gitmek, gibi bir dizi anlayışa dayanıyor. Bu anlayış 20. yüzyılda farklı alanlarda faaliyetler gösteren "İslami hareketler"e dönüştü. Bizim söylediğimiz şey şudur: İslamcılık gerek kendi iç yanlışlıkları yüzünden gerekse dünya sisteminin zorlamasıyla farklı bir aşamaya evriliyor. İslami hareketlerin tüm İslam dünyasında genel kabul gördüğü ve toplumsallaşarak yaygın bir zeminde etkili olduğu iddia edilemez. İslami hareketlerin gerek seçtikleri yöntemler, gerekse rekabet ettiği ulus-devletlere endeksli ortaya koyduğu modeller başarılı olamadı. Bu yüzden İslamcılığın devlet endeksli ideolojik yaklaşımı, yerini toplum endeksli manevi yaklaşımlara bırakıyor. Dinin bir ideolojiye indirgenmesinin doğurduğu sakıncalar öncelikle dinin kendisine zarar vermeye başladı. Bu yüzden bizim burada söylediğimiz sadece bir tespittir ve İslam dünyasında gözlemlenen oluşumlara yönelik fotoğraf çekmektir. Bir siyaset bilimci olarak bu olguyu yorumlamamdan daha doğal ne olabilir? İslamcılığın manevi olana, toplumsal olana, şekil yerine öze dönmeye çalışması eleştirilecek değil, olumlu görülecek bir durumdur. Çölaşan'ın yazıdan alıntılayarak aktardığı bölüm şunu ifade etmekteydi: İslam dünyasında ciddi bir tartışma var: Devlet mi toplumu Müslümanlaştırmalı, toplum mu devleti İslamlaştırmalı, yoksa ikisi de mi birbirini ideolojik bir dönüşüme tabi tutmamalı? Bunu anlamak çok mu zordur bilmiyorum. Ama sadece ilk iki şıkkı yazarak "laikliği" ifade eden üçüncüsünü atlamak en azından iyi niyetle bağdaşmaz. Sonra bu yazılanlar hiç mi hiç Türkiye ile veya AK Parti'yle ilgili değil. İslam dünyasına yönelik çekilen bir fotoğrafı Türkiye siyasetine taşıyıp, şaşı bir mantıkla yorumlamak doğrusu hayret verici. AK Parti'nin Muhafazakar Demokrasi ile neleri ifade ettiği, laikliğe bakışı, nasıl bir siyaset tarzı güttüğü net bir şekilde deklare edilmiş durumda. Eğer bir kaşık suda fırtına çıkarmaya çalışanlar biraz sabredip yazılarımı takip edecek olurlarsa Türkiye'de yaşanan toplumsal ve siyasal dönüşümü de okuyabilirler. Türkiye'de demokrasi ve laikliğe uygun bir muhafazakar siyaset tarzının analizine yönelik çabaları baltalayacak bu tür çıkışların Türk siyasetine bir fayda getirmeyeceği çok açıktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |