AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Futbol ve devlet ve millet

11 Ekim 2003 Cumartesi akşamı İstanbul'da Şükrü Saracoğlu Stadında iki ülkenin futbol takımları karşılaştı. Ülkelerden birinin adı "Birleşik Krallık" idi, bu "birleşik" sıfatı "Büyük Britanya" ile "Kuzey İrlanda"nın birleşmişliğini ifade ediyordu. Öteki ülke, bizim ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti idi. maçtan önce iki ülkenin millî marşları çalındı, söylendi. Ülkemizde nedense hep "İngiltere" diye anılan, böylece belki de "krallık" vasfı, hiç gereği yokken gizlenmek istenen Birleşik Krallık futbol takımının on bir oyuncusu, millî marşlarını, ellerini kollarını birbirlerinin omuzlarına boyunlarına atmış, kenetlenmiş hâlde söylediler. Onların bu davranışlarını "millî marşa saygısızlık", "lâubâlîlik" saymayı aklımın ucundan bile geçirmedim ama ülkemizde böyle düşünen çok sayıda insanın bulunduğu da besbelli. Türkiye Cumhuriyeti A Millî Futbol Takımı'nın oyuncuları ise, İstiklâl Marşı'nı izleyicilerle birlikte ve coşkuyla söylerken "haz'rol" pozisyonunda idiler. Bu durumu izlerken, kendi kendime "krallık" sözcüğü ile "cumhuriyet" sözcüğünün anlamları ve çağrışımları düşünüldüğünde, bunun tam tersi beklenmez mi? diye sordum. Sözcüklerin anlamları ile, gerçek hayattaki karşılıkları arasındaki boşluk bazen ürkütücü oluyor.

İki takımın da gol atmayı başaramadığı, Krallık takımı kaptanının penaltı kaçırmayı başardığı maç berabere bitti. Çetin Altan'ın maçtan bir gün önce yayımlanan yazısının başlığı da böylece boşa gitti: " "Goool…" ama kime?"

Çetin Altan, yenersek şöyle manşetler atılır, yenilirsek böyle manşetler atılır diye varsayımlar yürüttüğü yazısında nedense beraberlik olasılığını hiç hesaba katmamış. Bu durumda golün Çetin Altan'a atıldığını söylesek ne olur?

Çetin Altan, o yazısında (Milliyet, 10.10.2003, s.4) Türk izleyicilerine bir de büyü önermiş: "Bir sabunun üstüne, İngiliz millilerini simgeleyecek küçük bir İngiliz bayrağı çizin ve bir "Kulhuvallahi…" ile üç "Elham…" okuya okuya, dört bir yanına 41 tane toplu iğne batırın…" buyurmuş.

Altan usta, "üç İhlâs, bir Fâtiha" demeyi de, "Kulhuvallahu" demeyi de beceremediği gibi sûrelerin sayılarını da ters yüz etmiş. Yaşlılığına mı verelim, zaten bilmezdi bunları mı diyelim?

Bu arada bendeniz, Avrupa'da Büyük Britanya Birleşik Krallığı dışında rejimi "cumhuriyet" olmayan ülkeleri merak ettim. Şöyle bir liste çıktı:

Andorra: Prenslik
Belçika: Krallık
Danimarka: Krallık
Hollanda: Krallık
İspanya: Krallık
İsveç: Krallık
İsviçre: Konfederasyon (BM üyesi olmayı reddetmiş ülke)
Lihtenştayn: Prenslik
Lüksemburg: Büyük Dükalık
Monako: Prenslik
Norveç: Krallık
Vatikan: Yasama, yürütme ve yargı erkinin Papa'da toplandığı Katolik devleti.

Bu ülkelerin hemen hepsinde "demokrasi"nin, rejimin adının "cumhuriyet" olduğu birçok ülkedekinden daha iyi işlediğini söylemeye gerek var mı?

Not: Hakkı Devrim Radikal gazetesinde 12 Ekim 2003 tarihli yazısında Türkiye Cumhuriyetinden söz ederken "Türk Milleti'ni oluşturmak üzere kurulan bu yeni devlet" diye yazdı. Altını çizdiğim dört sözcüğün ve imlâsının bilinçli olarak seçildiğini sanıyorum. Cumhuriyetin sekseninci yılında bunun ne anlama geldiğini düşünmek gerekiyor. Hakkı Devrim'e bakılırsa, Mustafa Kemal Paşa 1919 yılında Samsun'da, Havza'da, Amasya'da, Erzurum'da, Sivas'ta, 1920'de Ankara'da "olmayan" ya da "oluşmayan" bir "milletin azim ve kararı"ndan söz ediyormuş? Yoksa azim ve kararına güvenilen millet "millî mücadele"nin –muzaffer- milleti, "oluşturulan", daha doğru bir deyişle "oluşturulmak istenen millet" de "inkılâplar"ın –ikide bir tökezleyen, tökezletilen- milleti mi? Bu tuhaflıklar üzerinde, tarihe ve dünyaya iyi niyetli ve serinkanlı gözlerle bakarak düşünmek zorundayız.


14 Ekim 2003
Salı
 
İBRAHİM KARDEŞ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED