|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Son filmi Karşılaşma ile 40. Altın Portakal Film Festivali'nin en önemli ödüllerini toplayan Ömer Kavur, geride bıraktığı 40 yılda Yatık Emine, Gizli Yüz ve Anayurt Oteli gibi önemli filmlere imza attı. 59 yaşındaki usta yönetmen film yapmasını kendisini sinema aracılığıyla ifade etmeye çalışmak olarak görüyor ve arayışının yolu olarak tanımlıyor.
Sinemanız nereye oturuyor? Bu soru bana oldukça sık sorulur. Kendimi bir yere oturtmak gibi derdim yok ve hepsinden önemlisi yalnızca inandığım şeyi yapıyorum. 1980-1985 arasında Yeşilçam'a daha yakındım. Anayurt Oteli'nden beri daha bağımsız çalışmalar içindeyim. Ama bu da bir duruş değil yani. Nerede durduğumu sinema tarihçileri tespit etsin.. Yabancılaşma, arayış, iletişimsizlik, yalnızlık gibi öğeler filmlerinizin ana temasını oluşturuyor. Karşılaşma'da da böyle. Karakterler kendi tatminsizliklerini aşmanın peşindeler. Ve hep bir arayış.. 30 yıldır film çekiyorsunuz ama tarzınızı hep yenileyerek. Filmleriniz de sizin arayışınız sanırım.. Galiba sorunun cevabını kendiniz verdiniz. Öyle olmasını isterim en azından. Sinema benim için bir arayış, yolculuk. Ve bu arayış içimde bitmediği sürece sinema yolunda olmayı sürdüreceğim. Sinemanın böyle bir arayışa cevap vereceği kanaatindeyim. Antalya'da filmin aldığı 7 ödülden sizi en çok şaşırtan Halk Jürisi ödülü oldu. Halk mı popülerden uzaklaşıp sanatsal filmlere yöneliyor; yoksa filmin bizim yakalayamadığımız bir damarı var da o mu filmi halka indirdi? Keşke birinci şık doğru olsa. Özellikle televizyonun olumsuz etkisi göz önüne alındığında, halkın eğitim ve kültür seviyesine bakıldığında bunu söylemek zor. Bunu üzülerek de olsa ifade etmeliyim. O zaman ikinci seçenek geçerli. Gerçekten filmin içinde insanlara hitap eden, ama benim de şu anda ne olduğunu tanımlayamayacağım bir damar var sanırım. Filmin oyuncuları arasında harikulade bir uyum gözleniyor. Çalıştığım oyuncular, çekim öncesinde ilk düşündüğüm isimler oldu. Filmde, özellikle tiyatro kökenli arkadaşlara yöneldim. Çünkü Karşılaşma'nın başarısı için ciddi bir oyunculuk şarttı. Benim için asıl sürpriz İsmail Hacıoğlu oldu. İsmail'in hırsı ve yeteneği, diğer oyuncuların tecrübesini bütünledi. Filmlerinizde çevre oldukça önemli bir unsur. Pervaneler ve filmin geçtiği ada örneğin. Kahramanların yüzüne ciddi anlamlar yüklenmiş. Söze bile gerek bırakmayacak mimikler. Bence bu; oyuncuların kahramanlarla kurdukları duygusal ilişkiden kaynaklanıyor. Çekimler öncesinde herşeyi konuştuk ve oyunculara sette pek fazla müdahale etmedim. Mekanlara gelince, örneğin pervaneleri ilk gördüğümde filmin başlangıcı ve finali burada olmalı diye düşündüm. Nitekim böyle oldu. Bozcaada, bize ilham veren bir mekan oldu. Son dönemde polisiye romanlar revaçta. Sizin son üç filminiz; Akrebin Yolculuğu, Melekler Evi ve Karşılaşma da polisiye temalar içeriyor. Bu öğeler, sizin arayışınıza yardımcı mı oluyor? Bana göre çok doğru bir saptama bu. İçinde polisiye öğeler barındıran film, olay örgüsü iyi geliştiğinde seyircinin ilgisini hep canlı tutar. O bakımdan, polisiye öğeleri kullanmak, arayış konusunda bir avantaj. Peki efendim, 30 yıldır bitmeyen neyin arayışı bu. Çok felsefi bir soru oldu bu. İnsan kendi gerçeğinin peşindedir bence. Ben bir film yaptığım zaman bu; o hikâyeyi sevmemdendir öncelikle. Yani kendimi sinema alanında ifade etme endişesi. Şimdi bunu yaparken tabiki inançlarım var. Kendi dünya görüşüm var. Kendi saplantılarım, tutkularım.. Onlar da, bu bir şekilde terapiymiş gibi ortaya dökülen şeyler. Ve sanırım, kendisini ve yaşadığı dünyayı sorgulayan her birey biraz o arayışın içine girer. Yani bu konuda çok somut bir cevap veremem size.. ÖMER ÇAKKAL
|
|
|
|
|
|
|
|