|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ciddi bir gazetecilik kusuru… Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreterliği, "Birkaç duyum ve müştekinin isnatlarına bağlı şekilde 405 jandarma personelinin, bir kişiye tecavüz ettiği şeklinde abartılı haberler"den yakındı… Haklılık payı vardı bu eleştirin ama bu "haklılık duygusu" üzerine inşa edilmiş öbür eleştiriler için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz…
"Yaz boyunca okurlarını 'toplu tecavüz' haberlerinden mahrum etmeyen" merkez medya gazetelerinin, Dicle Haber Ajansı çıkışlı, Radikal'in manşete çekerek "gizlenemez" konuma getirdiği bir "toplu tecavüz haberi" karşısında nasıl davranacağını takip edeceğimizi söylemiştik… Gerek olayın geçtiği yer (Mardin) gerekse tecavüzle suçlananların kimlikleri nedeniyle özel bir hassasiyet arzeden habere karşı önceki toplu tecavüz haberlerine gösterilen teveccühün gösterilmeyeceğine neredeyse emindik… Ama tümüyle de umutsuz değildik… Davanın uzun yıllardan sonra açılabilmesi ve dava gününün elle tutulacak kadar yakın olması, merkez medya gazetelerinin iddialara ilgi göstereceği konusunda umutlandırmıştı bizi…
İLK İKİ GÜN
Merkez medyanın, davadan Radikal'in haberinden itibaren haberdar olduğunu varsayalım ve önce dava gününe kadar (10 Ekim) geçen üç gün içinde gazetelerin performansına göz atalım… Sabah'ı saymazsak, 8 ve 9 Ekim'de iddialara yer veren, haberleştiren gazete yoktu. Dava günü (10 Ekim) Hürriyet ve Vatan, hem davanın "bugün" başlayacağını duyuran hem de olayı özetleyen haberlerle çıktı. Davanın ertesi günü (11 Ekim Cumartesi), bütün gazeteler irili ufaklı heberlerle okurlarını ilk duruşmadan haberdar ettiler. Aynı gün, Jandarma Genel Komutanlığı bir açıklama yaparak, söz konusu haberlerin, "bölücü örgüt ve işbirlikçilerinin propaganda amaçlı gayelerinin bir parçası olabileceği değerlendirilmektedir" denildi… Bu açıklamaya geçmeden önce, "haberin sunuluşu"nda gerçekten de bir gazetecilik problemi bulunduğunu söyleyelim…
YANLIŞ BİR BİLGİLENME…
Gerek Radikal'in iki gün üst üste manşetten girdiği haberler, gerekse de sonraki takip haberleri, okurlarda -meselenin özüne ilişkin olmasa da- yanlış bir bilgilenmeye yol açacak nitelikteydi: Bu haberleri okuyan okurlar, 405 askerin aynı kadına fiilen tecavüz ettiği ve davanın bu nedenle açıldığı gibi bir sonuca ulaşıyordu ki mesele öyle değildi… Okurun bu algıya neden ve nasıl ulaştığını daha iyi anlayabilmek için haberi veren gazetelerin üçünün spotlarını (ya da haber girişlerini) aktaralım: Radikal (7 Ekim): "Mardin'de, 10 yıl önce üç defa gözaltına alındığını ve işkence gördüğünü, tecavüze uğradığını belirten Ş.E., ilk şikâyetini beş yıl sonra yaptı; dava başvurudan beş yıl sonra açıldı; ilk duruşmaysa Cuma günü. (…) Mardin Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma sonunda, 405 askere tecavüz ve işkenceden dava açıldı." Yeni Şafak (8 Ekim): "Mardin'de ortaya çıkan ve aralarında rütbelilerin de olduğu 405 askerin tecavüz ettiği ileri sürülen Ş.E. olayı genişliyor… Sabah (8 Ekim): "Mardin'de Ş.E.'ye gözaltındayken tecavüz edip işkence yaptıkları gerekçesiyle 64'ü rütbeli 405 asker aleyhine açılan davada sanıklar hakkında toplam 12 bin 960 yıl hapis cezası isteniyor…" Gördüğünüz gibi, insanın mantığını zorlayan, inanılması neredeyse imkânsız bilgiler bunlar… Bu cümleleri "Nasıl olur, bir kişi bile itiraz etmemiş mi?" vb itirazlar eşlik etmeksizin okumak mümkün mü? (Hemen söyleyelim, okurda yanlış algıya yol açan ifadeler yalnızca spotlarda değildi; problem, okur haberi okuyup bitirdiğinde de sürüyordu.) 405 KİŞİNİN TÜMÜ DEĞİL Olayın, "405 kişinin toplu tecavüzü" şeklinde tezahür etmediğini, hakkında dava açılan askerlerin tümünün tecavüze fiilen katıldığının iddia edilmediğini gösteren ilk bilgi, Sabah'ın haberine iliştirilen küçük bir çerçevede göründü… "Hepsi tecavüz etmiş değil" başlıklı çerçevede şöyle deniyordu: "İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Sabahattin Demirtaş, hakkında dava açılan 405 askerin de tecavüz olayına katılmadığını belirterek, 'Olay sanki 405 asker de tecavüz olayına katılmış gibi aksettirilmiş. Oysa tecavüz olayına karışan 2 veya 3 kişi' dedi." Peki dava neden 405 kişi hakkında açılıyor? Onun cevabı da 11 Ekim tarihli Hürriyet'in haberinde vardı: "Olay sırasında 21 yaşında olan Ş.E.'nin gözaltında gözleri bağlıyken ilk tecavüze uğramasından yola çıkan savcı, tek tek tanıyamayacağı için 405 sanığın tamamına dava açtı…" Hemen belirtelim: Doğruluğuna kefil olamayacağımız bir bilgi bu… Nasıl yani: Diyelim Ş.E.'ye kışlada tecavüz sabit bulundu fakat failler belirlenemedi… Bu durumda 405 kişi için de istenen 15'er yılık cezalar mahkeme tarafından hükme mi bağlanacak? HABERİN GÜVENİLİRLİĞİ Ama bunun üzerinde fazla durmayalım… Burada önemli olan, haberlerden sanki 405 kişinin tamamının tecavüze fiilen katıldığı gibi bir sonucun çıkması ve bunun gerceği yansıtmıyor oluşu… Burada bir gazetecilik probleminin olduğu açık. Bilemiyoruz, ya haberin dramatik etkisini artırabilmek için bilerek gözardı edildi bu "ayrıntı", ya da haberi kaleme alanlar okurun böyle bir algı içine gireceğini hesap edemediler… Birinci ihtimal geçerliyse, bunun, sonunda haberin güvenilirliğini zedeleyecek bir sonuç doğuracağı düşünülmeliydi. Mesela Jandarma Genel Komutanlığı, yayınladığı açıklamada haberin bu "zaaf"ına özellikle yükleniyordu. Hürriyet'ten okuyalım: "(…) Yazılı açıklamada ise birkaç duyum ve müştekinin isnatlarına bağlı şekilde 405 jandarma personelinin, bir kişiye tecavüz ettiği şeklinde abartılı iddianın, kesinleşmiş yargı kararı ile hüküm altına alınmış gibi basın organlarında yer aldığı bildirildi." Aslında ne "müşteki" bu yönde bir "isnat"ta bulunuyor, ne de savcı böyle bir iddiada… Bu izlenim tamamen gazetelerin haberi ele alışlarından, sunuşlarındaki problemden kaynaklanıyor… Sonuçta şunu söyleyebiliriz: Jandarma Genel Komutanlığı'nın eleştirisi bir anlamda medyanın kendi hatasının kışkırttığı bir eleştiri oldu. Açıklamada, buradan devşirilmiş "haklılık duygusu"nun üzerine, "sanki kesinleşmiş yargı kararı ile hüküm altına alınmış gibi basın organlarında yer aldığı…" gibi haklı olmayan eleştiriler de var… Bu eleştiriler haklı değil, çünkü gazetelerin tümü haberleri "iddia" rezerviyle verdi… Gazetelerimiz "kötü niyetli" olduğunda böyle durumlarda neler yapılabildiğini hepimiz biliyoruz… Sonuçta bir kez daha anladık ki, bu tür haberler daha büyük bir dikkatle kaleme alınmalı, zaten yeteri kadar çarpıcı olan gerçeği biraz daha çarpıcı hale getirmek için gereksiz çabalar içine girilmemelidir…(A.G.) Yavuz Donat yolunu mu şaşırdı yoksa? Sabah'tan Yavuz Donat, AKP Büyük Kongresi'nde görüp işittiklerini aktarıyor. Kongre "görüntüleri"nden Donat'ın çıkardığı ilk sonuçlar şöyle: "'Dünkü görüntülerden' AK Parti yönetiminin çıkaracağı dersler olmalı. AK Parti'yi iktidara taşıyan yığınların sorunu 'üniversite ile didişmek" falan değil. 'Türban tartışmaları' hiç değil. Kitlelerin beklentisi 'Aş... İş... Yatırım... Üretim... Güven ortamı.' AK Parti bunları unutmadan 'vizyon belirlemeli.' Ve 'vitrinini' de ona göre şekillendirmeli." Güzel, anlaşıldı.... AKP "üniversite" ve "türban" meselelerine el atmayacak.... Ancak buradaki problem, Donat'ın Başbakan'ın konuştuğu delegelerin dinlemekle yetindiği bir kongreden bu sonuçları nasıl çıkardığı.... Neyse, diyelim ki çıkardı... Donat'ın 'dünkü görüntüler"den çıkardığı ikinci grup sonuçlar da şöyle: "Dört gözlemimizi söyleyeceğiz: 1- Seçmen, geçen yıl yapılan seçimde kullandığı oydan dolayı pişman değil. .. Eski koalisyonu barajın altına itmekten dolayı üzgün değil. 2- Seçmen, AK Parti'nin karşısında henüz bir alternatif göremiyor. 3- Siyaset bilimine göre, toplum yeni bir iktidara altı ay avans tanır... AK Parti'nin normal avans süresi çoktan doldu... Ama buna rağmen, halkın tanıdığı avans sürüyor. 4- Eğer diğer partiler 'yeni politikalar' üretemez' ve 'alternatif haline' Gelemezlerse... İlkbaharda yapılacak yerel seçimleri Ak Parti 'siler süpürür.'" Görüyorsunuz, Donat'ın Kongre'den edindiği özellikle ikinci fasılda yer alan "izlenimler", haddinden fazla şaşırtıcı değil mi? AKP Kongresi'nden "seçmen kullandığı oydan pişman değil" gibi bir izlenim edinilebilir mi?! AKP Kongresi'nden "seçmen AKP karşısında alternatif göremiyor"gibi bir izlenim edinilebilir mi?! AKP Kongresi'nden "AK Parti'ye verilen avans tükenmemiş" gibi bir izlenim edinilebilir mi?! AKP Kongresi'nden "AK Parti bu gidişle alternatifsiz" gibi bir izlenim edinilebilir mi?! Ne tuhaf "izlenimler" bunlar böyle... Bu durumda, bu "izlenimleri" açıklayabilmek için iki ihtimal söz konusu: 1- Yavuz Donat, izlenimlerini aktardığı Kongre'ye ayağını basmadı! 2- Yavuz Donat, AKP Büyük Kongresi sanarak, aslında bir siyasi partinin meydan mitingini izledi! Ya da şu üçüncü ihtimal: Yavuz Donat, Sabah okurlarını işletmekle meşgul.... (K.B.)
'Orgeneral' şart mıdır? Akşam gazetesinden Çoşkun Kırca, "Burgaz Adası" başlıklı yazısında orman yangınlarını gözden geçirdikten sonra, bu felaketin önüne geçebilmek için şöyle bir düzenlemeye gidilmesini öneriyor: "Fransa'da XIX. Asırdan beri itfaiye, askeri bir kurumdur. Bu yöntemi biz neye düşünmüyoruz? Bu hizmeti niçin çoğu parasız ve kudretsiz küçük belediyelerden beklemek gafletine düşüyoruz? Acaba en doğru yöntem, başta itfaiye, sivil savunma hizmetlerini askeri hizmet kapsamına alıp bir Sivil Savunma Komutanlığı kurmak ve başına bir orgeneral getirmek değil mi? O zaman hangi haddini bilmez orman yakabilirmiş? Görürüz." Katılırsınız, katılmazsınız o başka, ama enteresan bir öneri olduğu muhakkak... Kırca'nın dediği gibi, gerçekten de Fransa gibi bazı ülkelerde itfaiye teşkilatı yarı askeri bir kurumdur. Dolayısıyla öneri, hiç değilse pek çok yaşlı iffaiye erinin (bakın biz de böyle adlandırıyoruz) yerlerini her zaman genç kalacak itfaiye erlerine terk etmelerini sağlaması açısından makul görünüyor. Ancak Kırca'nın işi itfaiyeyi bir "orgeneral"in komutası altına sokmaya kadar ilerletmesi doğrusu çok şaşırtıcı... Niçin yüksek rütbeli bir subay değil de, illâki bir "orgeneral"? Sorunun çevabının Kırca'nın son cümlesindeki sözcüklerde yattığını sanıyoruz: "O zaman hangi haddini bilmez..."(!) Ne diyelim, insan bir kere topluma düzen vermeyi sürekli "orgeneraller"i hatırlayarak tasarlamaya başlamasın... O zaman ha "hükümet" ha "itfaiye", pek bir şey farketmiyor! (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |