|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hayatı Türk demokrasi tarihini yansıtan bir dostum, "Demokrat Parti'nin 1948 kongresi bir hafta sürmüştü, 1955 kongresi de dört gün" dedi. Her iki kongrede de, köylüsü ve kentlisiyle delegeler, siyasî olaylarla ilgili görüş açıklamış, partiye dönük değerlendirmeleri de çekinmeden dile getirmişlerdi. DP kadrosu da konuşmaları pür dikkat dinlemiş... Şimdi parti kongreleri bir günde bitiyor. Aslında yapılana "Şipşak kongre" demekte hiçbir mahzur yok. Ak Parti'nin pazar günkü kongresinden genel başkan Tayyip Erdoğan'ın konuşmasını çıkarttığınızda geriye pek bir şey kalmıyor. Oysa, eminim, kongreye katılmak üzere Anadolu'nun dört bir köşesinden gelen delegeler, hem kendilerine önderlik eden kadroyu dinlemek, hem de görüş ve düşüncelerini onlarla paylaşmak isterdi... Düşünün ki, aralarında Turkish Daily News gazetesi yayın yönetmeni İlnur Çevik'in de bulunduğu bayağı nitelikli delegeleri var Ak Parti'nin... İlnur'u bin küsur delege arasında görenler gözlerine inanamayıp bana "Ne oluyor?" diye sorma ihtiyacı duydular. Söylediğim şu: "İlnur Çevik taban politikası yapıyor..." Katıldığı diplomatik resepsiyonlarda Ak Parti irtibatını saklamıyor İlnur Çevik... Ne kadar kalabalık bir kongreydi! Sabahın köründe ASKİ Salonuna gidilen kavşağa ulaştığımızda, ters yöne doğru yürüyen kalabalığı görünce, ne yalan söyleyeyim, önce ne olduğunu tam anlayamadım; sonra, bunların dönmek zorunda kalan partililer olduğu anlaşıldı. Salona giremeyen, ezilme tehlikesine mâruz meraklılarla partililer, ne yapsınlar, kongreyi tv'den izlemek üzere evlerine-otellerine dönüyorlardı... Kongrelerde inzibâtî tedbirler alınması doğaldır; içeriye sızan tahrikçilerin ne yapacakları belli olmaz. Turgut Özal'a suikast girişimi yaşanan ANAP Kongresinden beri, Ankara polisi, her türlü ihtimale karşı tedbir alıyor. Suikastlı kongreyi Özal'ın hemen arkasında yaşamış âsayiş konularında uzman bir tanıdığım, "O olayın müsebbibi parti yönetimidir" demişti bana. Rakip parti kongresinde lidere gösterilen tezahüratı ve ilgiyi aşma iştahı tedbirleri aksatmış; suikastçı da o açıktan yararlanmış... Bu defa kötü niyetliler beş halkalı barikatı aşamadı, ama iyi niyetinden kuşku duyulmayacak niceleri de, dâvetli olduğu ve girebilse muazzam ilgi görebileceği halde, kongre salonuna yaklaşamadı. Dün izlenim yazan meslektaşlar, neredeyse koro halinde, salona girmenin ne kadar zor olduğunu kayda geçirdiler. Ezilmeme telâşındaki bir grup yabancı diplomat, ikna savaşında başarılı olamayınca, geldikleri gibi döndüler... İçerisi çok hoş düzenlenmişti. Göze ziyan herhangi bir pankart asılı değildi. Slogansız, mesajsız, bağırmayan afişler yanında, İstanbullu kadın partililer, her anlama çekilebilecek "İrtibatı koparmayalım" pankartıyla kongrenin ilân edilmemiş muamma yarışmasında birinciliği hak ettiler. Sahi, İstanbullu hanımlar, o pankartla ne demek istemiş olabilir? İstiklal Marşı okunacağı sırada sahneye bir grup genç kadının çıkması, "Koro söyleyecek, biz de onlara katılacağız" beklentisine yol açtı. Ancak sahneye çıkan koro söylemedi, canlandırdı. Hayatımda ilk kez 'sözsüz koro' eşliğinde İstiklal Marşı söyledim. Meğer, o genç kadınlar, sağır ve dilsizler için İstiklal Marşı'nı canlandırmak üzere oradaymışlar... Kongrelere, âdettir, Ankaralı gazeteciler yanında İstanbul'dan da meslektaşlar katılır. O anlamda ilgi fazla yüksek değildi. En kalabalık kadro, ben de şaştım ama gerçek, Star gazetesi yazarlarıydı. Sabah da bayağı üst düzey temsil edildi kongrede. Okuduğum izlenim yazılarından, çok satan gazetelerin adı duyulmuş yazarlarının Ak Parti kongresini beğendikleri anlaşılıyordu. Onlara kongre beğendirmek zordur oysa... Divan başkanlığına Cemil Çiçek'in aday gösterilip seçilmesi beni şaşırttı. Şaşırdım, çünkü bir gün önce, Ak Parti zirvesinde "Divan başkanı Abdullah Gül olsun" kararı alındığı kulağıma gelmişti. Böylece, genel başkan dışında ikinci konuşmayı divan başkanı olarak Abdullah Gül yapacaktı... Birileri, "MKYK üyeleri divan başkanı olamaz" demişler, bunun üzerine Cemil Çiçek başkanlık kürsüsüne çıkmış oldu... İstanbul belediye başkanı Ali Müfit Gürtuna bu kongrede Ak Parti saflarına katılmayacak mıydı? Sabah salona girdiğimde, kulağıma, "Ali Müfit Bey de gelecek ve delegeleri selâmlayacak" diye fısıldandı. Divan başkanı da, diğer konuklarla birlikte, onu da anons edecekmiş... Kulislerde "28 Martta yapılacak seçimlerde AKP adayı olacak" denildiği için gözüm başka yerde olsa bile kulağım anonslara takılı kaldı. Ak Parti önümüzdeki yerel seçime başka bir adayla gideceğe benziyor... Ak Parti'yi 'içeriden' tanıyan bir dostum, "Seçim yöntemini beğenmediğini biliyorum, ama listeyi dengeli bulmuşsun" diye takıldı. Doğru bir tespit. Ona da söyledim, buraya da yazayım: Kötü yöntemle bazen iyi sonuç da alınabilir; ama sonuç o yöntemi iyi yapmaz... Delegeler tarafından üzeri bolca çizilmiş MKYK üyeleri olduğu biliniyor; ama seçilenlerin kaç oy aldıkları meçhul... Bir partili "Geçen hafta kurucular kurulundan çıkan tüzük değişikliğiyle bir oy alan da seçilebilir" dedi. Kongreler tartışmalı ve yarışmalı geçse yanlış mı olur?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |