|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'taki durum Türkiye'nin gelecek projeksiyonları açısından giderek daha kaotik bir hal alıyor. Sadece dün, Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliği'ne yapılan saldırı değil, Ankara'nın, özellikle de askerin yaklaşımı da karamsarlığı artırıyor. Önceki gün, Irak'a asker gönderme konusundaki bazı önemli konu başlıklarını kamuoyuyla paylaşan Genelkurmay temsilcilerinin sözleri bizi Irak'ta bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor. Sadece, Irak'ın orta kesimlerini kapsayan görev bölgesi seçeneklerinin bile "kırk katır mı kırk satır mı?" sorusunu andırıyor. Dahası, Kuzey'deki Kürt gruplarının saldırı ihtimalinin bulunduğu ve Türk birliklerinin de doğal olarak buna cevap vererek yeni bir çatışma alanı açılabileceği anlaşılıyor. Bağdat Büyükelçiliği'ne yönelik saldırı da bu ülkede çatışma için birden fazla sebep ve zemin bulunduğunu da zaten görülüyor. Öte yandan… Böylesine muhataralı bir kararın arefesinde kamuoyunun önüne çıkan Genelkurmay İkinci Başkanı dahil üç üst düzey komutan fırsat bulup, meslek lisesi mezunlarının üniversiteye giriş şartları üzerinde konuşabilmektedirler. Herhalde, Amerika ve İngiltere Genelkurmayları dahil, Irak'a asker gönderen ya da bu soruna bir şekilde müdahil olan 30'u aşkın ülkenin askeri bürokrasisinde ilk ve tek olarak böyle bir olay yaşanıyor. Yani, ülkesi adına çok önemli bir kararın detaylarını paylaşmak üzere kamuoyunun karşısına çıkan bir İngiliz ya da Polonyalı general, ortaöğrenimdeki not ve puanlama sistemi üzerindeki görüşlerini de araya sıkıştırmamıştır. Ya da ülkenin bir sorunu Irak'taki savaşa ortak olmaksa diğer sorunun da meslek lisesi mezunlarının geleceği olduğu gibi bir inanılmaz eşitlik kurmamışlardır. Esasen birçoğunda askerler değil kendi görev alanları dışındaki konularda fikir beyan etmek, mesleki alanlarda bile konuşmamışlardır. Ki, hükümet istemedikçe doğrusu da budur. Türkiye'de ise, generaller en az Irak konusundaki hazırlıkları kadar meslek liseleri ve İmam Hatipler'in üniversite sınavlarında karşı karşıya bulundukları eşitsizliğin ne kadar gerekli olduğunu destekleyen bir dökümanla kamuoyunun karşısına çıkmışlardır. Bir gerilim çıkacağı ve toplumun bu gerilimden olumsuz etkileneceği; piyasaların duyarlılığı vs. besbelliyken böyle bir açıklama yapılabilmektedir. İmam Hatip Lisesi konusunun, asker için Irak'a asker göndermek ve orada karşı karşıya bulunduğumuz tehlikeler kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Bu yaklaşım, yani askerin görev alanı dışında kamuoyuna doğrudan mesaj vermesi her demokraside olduğu gibi Türkiye'de de rahatsızlık yaratıyor. Ancak şimdi, Başbakan Erdoğan'ın kişiliğinden kaynaklanan yeni bir tarz bu tür durumlarda sorunun aşılmasına pozitif etki yapıyor. Erdoğan'ın gerilim ya da gerelim eğiliminin ortaya çıkması durumunda seleflerinden farklı bir yaklaşımı var. Konunun üstünü kapatmıyor ya da bir kenarda durup fırtınanın geçmesini beklemiyor. Daha önce de askeri kesimden hükümetin icraatlarını hedef alan açıklamaları olmuştu. Böyle durumlarda hemen Genelkurmay Başkanı'nı çağırarak konuyu masaya yatırıyor. Dün de öyle oldu… Başbakan, gündemde olmamasına rağmen Org. Hilmi Özkök'ü görüşme için Başbakanlık Konutu'na çağırdı. Birlikte yemek yediler ve bazı konuları karşılıklı konuştular. Hangi konuları? "Bütün konuları…" Çerçeve bu olduktan sonra Irak'a asker gönderme konusu da, meslek liseleri için yapılması düşünülen düzenlemeler de konuşulmuş demektir. Askerin eğitimdeki uygulamalar konusunda kaygısı varsa da giderildi. Genelkurmay Başkanı'nın Başbakan Erdoğan'la uyum içinde çalışan bürokratlardan birisi olduğu biliniyor. Bu uyum da, Türkiye'nin içeride ve dışarıdaki hassas yürüyüşünü kolaylaştırıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |