AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Kubilay üniversite sorunu mu?

YÖK etrafındaki tartışmanın geldiği nokta, üniversite reformunu mevcut YÖK kadrosu ve rektörlerle konuşmanın ne kadar zor olduğunun göstergesi durumunda. Bunu anlamak da mümkün. Çünkü onlar şu andaki YÖK düzeninin hakim kadrosunu oluşturuyor. Her kurulu düzen yürütücüleri gibi, onların da, mevcut konumu kaybetme endişesiyle "beşeri" bir refleksi göstermeleri beklenebilir.

Ama "Acaba YÖK sistemi üniversiteler için ideal yapının mı ifadesidir?" sorusuna bugüne kadar bizzat üniversiteler içinden her çevrenin verdiği cevap olumlu değildir. Olumlu değildir ki, YÖK Yasası'nda bugüne kadar 26 kere değişiklik yapılmıştır ve halen de bu yapının, ciddi bir reform gerektirdiği "hakim kadro" dışında üniversite camiasının ortak kanaati durumundadır.

Mevcut YÖK düzeni ile ilgili "problemler dosyası" tarzında bir çalışma yapılsaydı, herhalde ortaya bir "Ağlama Duvarı" gerçeği çıkardı. En basitinden, "Türk üniversitelerinin uluslararası planda akreditasyon taraması yapılsa kaç tanesi geçer not alırdı?" sorusu, hali pürmelalimizi ortaya koyacak bir sınama olurdu. Dünya çapında bir yarış söz konusu ve siz bu yarışa sokacak kalitede insan yetiştiremiyorsunuz. O zaman hikmeti vücudunuz nedir?

Ama öğretim kalitesi dışında da sırf yönetim açısından dünya kadar sorunu var üniversitelerin. Bizzat YÖK'ün "ihtilal ürünü" bir kurum olmasının getirdiği sorunlar var. 28 Şubat süreci bu sorunları katmerlendirmiş. Görmek gerekiyor ki, sadece rektör seçimi bile, ne kadar sancıya yol açıyor ve "seçim", üniversitelerin iradesini "tavşanın suyunun suyu" ölçüsünde yansıtıyor.

Şimdi düşünelim:

Yeni bir iktidar gelmiş. Makul olan nedir? Üniversite camiasının, içinde yaşadıkları sorunları bilip dururken, iktidara "sakın bu alana el atma" demesi midir? Yoksa, "Siz yeni bir iktidarsınız, Meclis'te Anayasa'yı bile değiştirebilecek ciddi bir çoğunluğunuz var. Türkiye uzun süredir böyle tek başına, koalisyonsuz bir iktidarı görmüyor. Burada ise üniversite dünyası ciddi sorunlarla boğuşuyor. Üniversite meselesi ülkenin geleceğinin inşası meselesi. Ve üniversite meselesi hep büyük tartışmalara konu olmuş bir mesele. Gelin bu konuyu, gerilimlere sebep olmadan üniversite-siyaset işbirliği ile çözmeye çalışalım. Size yardımcı olalım" şeklinde bir tavır sergilemesi mi? Herhalde sağlıklı olan budur.

Üniversitelerden kurumsal planda böyle bir talep gelmese de siyasi iktidar, bu soruna el atma gereği duydu. Çünkü siyasi iktidar, tabii olarak, insanların karınlarını doyurmak sorunu ile olduğu kadar; beyinlerini doyurmak sorunu ile de ilgilenmekle yükümlüdür. Bu, eğitim sorunudur.

İnsafla bakıldığında iktidarın yola "bu işi üniversitelerle birlikte götürme" niyetiyle çıktığı söylenebilir. Gerek bakanlar olarak Sayın Mumcu ve Sayın Çelik'in gerekse Başbakan Erdoğan'ın "Bir üniversite tasarısı hazırlayıp bunu üniversitelere dayatalım" mantığıyla yola çıkmış olmaları düşünülemez. Bu, AKP'nin yola çıkış mantığına, yani "uzlaşma" hassasiyetine aykırıdır.

Nitekim iktidar, taslaklar hazırlamış ve bunu üniversite camiasının görüş ve eleştirilerine açmıştır. Burada da üniversitelerden beklenen, tasarıların tümüne de karşı çıkılıyor olsalar, gene de "gerilim"e gitmeden parça parça veya bütün halinde bir yüksek öğrenim projesi ortaya koymaktı.

Ne oldu?

YÖK'ün sembolik ismi Gürüz kategorik planda bir savaş başlattı. Tepki şuydu: "Bu, üniversitelere hakim olma ve üniversitelere sirayet etme planıdır." Yani külliyyen red! Diyaloğa hayır. Sonra "düğmeye basılmışçasına" rektörlerden tepkiler geldi.

Acaba üniversiteler ne düşünüyordu?

Rektörlerin tepkisi, üniversitelerin tepkisi anlamına mı geliyordu?

Üniversiteler de, işi "Kubilay planı" çerçevesinde mi görüyordu?

Hâlâ üniversitelerden "Bu, üniversitelerin görüşüdür" denebilecek nitelikte-kapsamda bir açıklama gelmiş değil.

Rektörlerin tepkileri, adı üstünde "tepki"den ibaret. Bir reaksiyon. Belki "hesaplı" bir reaksiyon. Hesaplı çünkü bu tepkileri, ancak, siyasi iktidarla "hesaplaşma" ve "güç yarışı" çerçevesinde okumak mümkün. Bu ise, üniverseteleri gölgeleyen ve bu yüzden de bu eğitim kurumlarına yapılan en büyük haksızlık durumunda. Hakim YÖK düzeninin aktörlerince seslendirilen bir tür "İstemezük" çığlığı, "üniversitenin ortak sesi" gibi sunulmak ve böylece üniversiteler bir "siyasi mücadele aracı" haline getirilmek isteniyor.

Şu anda YÖK Başkanı ve rektörlerin yürüttüğü "siyasi mücadele"nin nereye oturduğunu görmek zor değil.

Sırf bu yapı bile, üniversitelerin bir reforma ne kadar büyük ihtiyacı olduğunu anlamak için yeterli. Bakın üniversiteler susuyor ve birkaç kişi konuşuyor. Üniversitelerin 80 bin "bilim adamı"nın ağızlarına kilit mi vuruldu da susuyorlar? Üniversite sorunu, bir tek rektörlerin seslendirdiği siyasi reaksiyonlardan mı ibaret? Kubilay tema'sı ne kadar anlatıyor üniversitelerin sorununu? Nerede bilim camiası?

YÖK gölgeliyor hepsini. YÖK susturuyor. Bir üniversite dünyası ki, bilim adamları konuşmak için rektörün veya YÖK kralının gözünün içine bakıyor... Sağlıklı mıdır o yapı?

Ben, siyasi iktidarın yola "gerilim tırmandırmak" için çıktığını-çıkacağını düşünemiyorum. Bu, hiçbir siyasi iktidarın işine gelmez. Ama işi, Atatürk gibi, laiklik gibi, irtica gibi alanlara çekerek bir "gerilim ortamı" oluşturmanın YÖK'ün hakim kadroları için bir mevzi kazanma fırsatı verdiği pekala düşünülebilir. Artık kimi istismar edip mevzilerinde istihdam edebilirlerse...

Şu açık ki, üniversite camiası, eğer kendi özgürlüklerini önemsiyorlarsa, YÖK'ün hakim kadroları tarafından gölgelenmeye razı olmamalı ve seslerini yükseltmelidirler. En azından YÖK düzeninin ortaya çıkardığı sorunlar yumağının sergilenmesi gibi bir çabaları olmalı. Ne de olsa konuşmayı bilmeyen bir üniversite dünyası YÖK düzenine layıktır.

Gene açık ki, Türkiye'de herkes birtakım sembollerin, yıpranmış isimler tarafından istismar vesilesi yapılmaması için itina göstermelidir. Çünkü yıpranmış isimler sembolleri de yıpratmaktadırlar.

Ve son olarak siyasi iktidar, YÖK'ün hakim kadrolarını ve polemik ortamını aşarak suskun üniversite camiası ile buluşmanın yolunu bulmalıdır.


26 Eylül 2003
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED