AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
TÜSİAD tarih kitabı ve vahim hatası

Birkaç hafta önce "Tarihe bakmak" adlı yazımda CNN Söz Sizde programında lise ders kitaplarındaki bilimselliğe aykırı görüşlerin tartışılma tarzına değinmiş, konukların ve yapımcının TÜSİAD'ın hazırlamış olduğu tarih kitabıyla ilgili sitayişkar ifadelerine söz etmiştim. "Kitabı henüz görmediğim için" diye başlayan cümlemi eksik olmasın TÜSİAD Hakla İlişkiler ciddiye alarak bendenize tarih, coğrafya ve felsefe kitaplarını gönderdiler. Hakikaten kitabın hazırlanış biçimi, görsel malzemeler ve ilgili bölümü yorumlayabilmek için hazırlanmış tavsiyeler ve sorular kısmı çok güzel.

Büyük boy 384 sayfa ebadındaki kitabı heyecanla karıştırırken, gündelik hayattaki değişiklikleri okuyordum ki o da ne! Okuduğum satırlardan sonra hayretler içinde kaldım. Yayın kurulunun yaşanılan zamana bu kadar uzak düşmüş, taraflı satırları nasıl bir tarih anlayışı üzerine bina etmiş olabildiklerini hakikaten anlamakta güçlük çekiyorum. Yapılan yanlışları "düzeltmek" üzere yola çıkan bir projede herşey bu kadar aşikar iken, nasıl bu kadar taraflı bakılabilir? Bu taraflı bakış, bilimsel tarih anlayışı ile nasıl bağdaştırılabilir?

Rasgele açıp okumaya başladığım kitapta beni endişelendiren satırları nazarınıza ve kamuoyunun dikkatine sunuyorum:

"1980'lerde, özellikle de 1990'larda bazı gazetelerin verdikleri eklerde ve televizyon kanallarının magazin programlarında yaygınlaşan "televole" kültürü, "Helga" kültürünün yerine geçti. Toplumun refah düzeyi yüksek kesimleri arasında azınlık fakat görünürlüğü yüksek ünlü sanatçı, futbolcu, manken veya diğer tanınmış kişilerden oluşan bir sosyal grup içindeki ilişkiler medya için okur ve seyirci çekme aracı oldu. Bu grubun medyaya yansıyan eğilimleri cinsellikle ilgili değerleri alt-üst edici bir rol oynadı. Cinselliğin bu şekilde işlenmesiyle ortaya çıkan olumsuz sonuçların biri de, "başörtüsü" konusunda kendini gösterdi. Geleneksel müslüman kesimler için bir inanç meselesi olmanın ötesinde başörtüsü, modern kent yaşamında ve en genel anlamıyla kamusal alanda bir korunma işlevi de üstlendi." (Alt çizgiler bana ait)

Televole kültürü ile başörtüsü arasında kurulan acele bağlantının bilimsellik tarafı çok tartışmaya açık. Bu kitabı okuması beklenen gençliğin yukarıdaki satırlardan televole kültürü olmasaydı Türkiye'de başörtüsü sorunu da olmayacaktı gibi bir netice çıkarma riski vardır. Tarih kitaplarının her algı seviyesindeki okuyucu için riskli, yanlış neticeler çıkarmamak üzere hazırlanması gerektiğini, kitabı hazırlayanlar bu satırların yazarından daha iyi bilirler. Öyleyse cinselliğin işlenişinin olumsuz sonuçlarından biri olarak başörtüsü sorununu ortaya koymayı nasıl değerlendireceğiz?

Başörtüsünün çok toptancı bir hüküm ile "olumsuz" sıfatıyla birlikte anılması, "tarihi yazanların" tarafsızlığına ve nesnelliğine gölge düşürüyor.

Pornografik yayınlar ile tesettürün artışı oranında bir korelasyon kurulması söz konusu olabilir. Benim itirazım bu durumun "olumsuz" olarak ortaya getirilmesine.

Yayın kurulunun en kısa zamanda bir açıklama yapacağını ümid ediyorum. Fazla mı iyimserim? Çağdaş tarihçilerin içinden geçip gittikleri zamanın özneleriyle daha kolay empati kurabileceklerini düşünmek istiyorum.

Önemli not:

Geçen hafta yayınlamış olduğum yazıya, Gümüşhaneli Ahmet Ziyaeddin Efendi Külliyesi'ni İnşa, Eserlerini Neşir Derneği Başkanı Dr. Hüseyin Budak'tan bir itiraz geldi. Kendileri bendenize telefonda, büyük zaatların isimlerinin parklara verilmesinin özellikle merhum Prof. Dr. Esat Coşan tarafından tavsiye edildiğini beyan ettiler. Yazıdaki eleştirileri bir noktaya kadar haklı gördüklerini, ancak büyük şahsiyetlerin halk tarafından tanınması için parklara isim olarak verilmesini önemsediklerini belirttiler. Kendisine söz verdiğim üzere bu itirazı sizlerle paylaşıyorum. Ancak isimler ve mekanların ruhuna dair yapmış olduğum eleştirileri muhafaza etmeye devam ediyorum.

Ancak Sincan Belediyesi'nin Prof. Dr. Esat Coşan adını parka vermesini, Ahmet Ziyaeddin Efendi'nin adının parka verilmesinden farklı bir kategoride değerlendiriyorum. Çünkü merhum Esat Coşan Hocaefendi Avustralya'daki parkların insana hizmet eden cephesinden bahsederek bizdeki parkların da böyle olması gerektiğini yakınlarına anlatmıştır. Bu bakımdan kendilerinin istediği tarzda bir park yapılıp adının verilmesini ahde vefa olarak değerlendiriyorum.


26 Eylül 2003
Cuma
 
FATMA K. BARBAROSOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED