|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Meclis tarafından kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi öncesinde ABD ile yürütülen pazarlıklarda Türk tarafının taleplerini 'üzerinde uzlaşılan noktalar' diye sunan bir yayını nasıl yorumlayabiliriz? Dışişleri bakanı Abdullah Gül'ün, New York yolunda gazetecilerle 'yayınlanmaması' kaydıyla yaptığı sohbette sarfedip etmediği bilinmeyen TÜSİAD'ın arkasında 'dış güç' keşfeden sözlerinin boyut değiştirilerek tartışılmasını? YÖK üzerine tartışmaların 'Kubilay' zeminine çekilmesini? DGM'nin Almanya'daki bir konser yüzünden şarkıcı ve politikacıları gözaltına alma merakını? Sahi, bütün bunları nasıl yorumlayabiliriz? Bu birbiriyle irtibatsız konuları düz mantıkla yorumlamak mümkün değil. Türkiye'de medya bir olayı olduğundan farklı gösterme işini ilk kez yapmıyor. Bir bakanın 'off-the-record' sözleri gazete manşetlerine daha önce de tırmandı. Bizde kerameti kendinden menkul nice aydın ilk fırsatta belden aşağı vurmaya sıvanır... Bu yüzden, tek tek olaylara bakarak, ortak bir sonuca varmanın zor olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz... Ancak, yine de, birbiriyle irtibatsız, hatta ters görünen olaylar arasında bile, ilk bakışta pek farkedilmeyen, hatta derine indiğinizde de rasyonel bir bağlantı bulamadığınız halde, evet o durumda da, ortak nokta arama alışkanlığını terk edemeyiz. "Yağmur yağacak" mâsum cümlesinden "Sen bana 'ördek Hüsnü' diyerek hakaret ettin" sonucu çıkartılan ve bu çıkarsamanın çoğunlukla doğru olabildiği bir ülke burası... Adlarının 'andıç' olduğunu sonradan öğrendiğimiz belgeler, birbirine ters unsurların, aynı amaç için kullanılabildiğini hepimize öğretti. Türkiye en kritik üç ayına girmek üzere. Ülkemizin bundan sonra alacağı biçim bu üç ay içerisinde çizilecek. Avrupa Birliği (AB) üyesi olacaksak, bu, AB'nin kasım ayında yayımlanacak ilerleme raporuna yansıyacak. AB üyeliği için belirleyici Kıbrıs konusunda son raund aralık ayında adada yapılacak seçimler; Türkiye'nin AB üyeliği falı Kıbrıs'ta sandığa yansıyacak... Bu arada, Washington'daki 'savaş lobisi'nin Türkiye'den beklediği 'küçücük' fedakârlığı da unutmamak gerek; Irak'taki gerilla savaşının en yoğun olduğu bölgeye Türk askeri gönderip göndermeme kararı da ekim ayında verilecek. Türkiye bir kez Irak batağına çekilmeye görsün, ABD ve İngiltere'de şu sıralarda yaşanan hükümete ömür biçme eksersizleri, ilk tabutla birlikte bizde de başlayacaktır... Bu unsurların herbiri, akıllı kararlar doğru biçimde uygulanabilirse, Ak Parti hükümetinin, kendinden önceki hükümetlerden farklı olarak, gerçekten iktidar haline gelmesini sağlayabilecek... Her dönemeçte ufak bir açı kayması, iktidarı yeniden 'siyaset dışı' odakların insafına bırakacak oldu-bittilere kapı aralayabilir. AB umutlarını yitirmiş, uzak bir gücün güdümüne girmiş (veya tersi, onun öldürücü öfkesini üzerine çekmiş) bir ülkede 'iktidar' olmak ateşten gömleği giymekten farksızdır. Böyle bir ortamda her gelişmeyi kontrollü götürmek ve her adımı önceden planlamak gerekiyor. Tartışmacı ve kavgacı bir ortama değil, sükunet ve sühulete ihtiyaç bulunduğu açık. TÜSİAD'la, rektörlerle, medyayla, bürokrasiyle, muhalefetle takışarak, içte ve dışta 'muhasım' odaklar yaratarak bir yere varmak mümkün değil. Tersine, iktidarın, ekonomiyle ilgilenenlerin yüzünde güller açtıran performansını diğer alanlara da yayması gerekiyor. Aksi halde, birileri, benzer bir 'olumsuz' gelişmeyi ekonomiye de kaydırmanın yolunu arayacaklardır. Hükümetin ve ona vücut veren partinin şimdiye kadarki en büyük şansı, hesapsız, gıllıgışsız, koltuğu altında haç taşımayan liderlik kadrosuydu; saflık ve samimiyetin oyun bozucu etkisinden yararlanarak bugüne kadar geldi hükümet. Karşısındaki gücün planlarında hesaba katmayı unuttuğu özelliklerdi bunlar da ondan... Ancak, iktidar oyununun bundan sonra daha hızlanacak bölümünde, o unsurun da hesaba katıldığını hep beraber göreceğiz. Hükümet ve Ak Parti de 'aklı' ve 'planlı olmayı' kendi oyununun bir parçası haline getirmek zorunda. Önümüzdeki kritik üç ayın şimdilerde ancak ucunu görebildiğimiz bir büyük hesaplaşmaya dönüşmesi kaçınılmaz. Geleneksel güç odakları, Ak Parti hükümeti onların işlerine yarıyor olsa bile, gücünü çok uzun zamandır kullanageldikleri iktidarı kolayından teslim etmeye yanaşmayacaklardır. AB üyesi olmayı başarmış kişilik sahibi bir ülke, halkıyla bütünleşmiş bir siyasi heyet ve en büyük gücü samimiyeti olan bir liderlik kadrosu onlar için 'özlenen bir tablo' değildir. Ak Parti ve hükümete şu andan itibaren gerekli olan tek bir özellik ve onun türevleridir: 'Feraset'...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |